Dava, darboğaz davasıdır!(*)

-Genel - 15 Aralık 2017 11:33 A A

Cahit Kılıç

cahitkilic@tanyerihaber.com

Şâir Eşref merhum, Akhisar mutasarrıfı iken, o tarihlerde Akhisar’a bağlı olan Kırkağaç nahiyesinde mukim, Ahmet Efendi namıyla maruf bir vatandaştan oldukça mustarip imiş…

Ahmet Efendi, yol kenarındaki evinin bahçesine bir kenef kondururmuş, lâkin zabıtalar da gelir o kenefi hemen yıkarlarmış!

Ahmet Efendi, mutasarrıfa bir dilekçe ile başvurup ve peşinden kenefi yeniden kondururken, zabıtalar da hemen Allah Allah nidalarıyla o kenefi bir daha yıkarlarmış!..

Ahmet Efendi de vaziyeti hemen bir istida ile mutasarrıflık makamına arz eder, şikâyette bulunurmuş…

Şâir mutasarrıf, son istidaya şu sözleri derkenar eder:

“Şu kerhâne-i âlemde herkesin bir dâvâsı var!
Bizim Kırkağaçlı Ahmet Efendi’nin de bir kenef davası var!”

Dörtlüğün devamını yazmayayım bari. Heccavın hicvi, bazen adaba mugayir oluyor hani!

***

Küçük bir açıklamadan sonra sadede gelelim.

Malumunuz olduğu üzere; “dava” sözcüğü eğer “dâvâ” olarak yazılırsa ve a harfi inceltilerek ve biraz da uzatılarak telaffuz edilirse, o vakit kutsallık içeren bir ülküden bahsettiğiniz anlaşılır…

Eğer “dava” diye yazar ve inceltmeden olduğu gibi telaffuz ederseniz, sade bir hâlden bahsettiğinize veya bir anlaşmazlığı mahkemeye taşıyarak dava açtığınıza işaret eder…

***

İmdi…

Bu ülkede kimin ya da kimlerin “kutsal bir dâvâsı” olduğunu…

Kimin ya da kimlerinin davasının da, sadece ve sadece çıkara dayalı bir “kenef davası” mesabesinde olduğunu herkes biliyor…

Mesele odur ki, sürgünden sürgüne sürülecek, taş zindanlara doldurulacak devrimizin Şâir Eşreflerine, Namık Kemallerine, Ziya Paşalarına, Tevfik Fikretlerine kıran girmiştir…

***

Haddim olmayarak…

Zindan iki hece,
Hüküm bilmece!
Gündüz de karanlık,
Zindan hep gece!

Dört bir yanı duvar;
Görünmez afak!
Zaman da orada kelepçelenmiş;
Açılmaz tanyeri, hiç sökmez şafak!

Kimisi saz çalar;
Nağme dilinde!
Kimi dost edinir kitaplarını,
Hugo, Balzac, Dostoyevski elinde…

Bazen asumana yükselir feryat;
Dökülür gözyaşı, ah, bulutlardan!
Hürriyete sembol olan mısralar,
Şiirler de bıkar o dört duvardan!

Zindan içre zindan da var, a dostlar!
İsyan sesi asumanı çınlatır!
Üç metrelik yere tıkarlar sizi;
Küçük hücre ruhunuzu sızlatır!

Ellerine vurulsa da kelepçe;
Çok şükür, onların vicdanları hür!
Kelepçeler çok sıksa da elleri,
Bedenleri tutsak, ruhları özgür…

Oysa dışarıda milyonla esir,
Aldıkları nefes despotun mülkü!
Çoktan kan doğranmış ekmeklerine;
Üstünde raks eder kırk kurnaz tilki…

Hayat, baştan sona bir gailedir,
Mesele, dik durmak böyle zamanda!
Hep böyle mi döner bu çark-ı devran?
Oğru dışarıda, doğru zindanda!

Cahit Kılıç
İstanbul, 25 Temmuz 2015


(*): Darboğaz davası, bizim Kars’ta “gırtlağına ve midesine fazla düşkün” adamların sofraya hücumunu alaya alan bir deyimdir…

-Genel - 11:33 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.