Başın ucuzluğu…

-Genel - 18 Haziran 2024 00:06

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com


YAZI ARŞİVİ 


Ulema aynı ulema, ülke yıkılmış veya talan olmuş ne gam. Onun sarığı başında ne dert çekmiş ne kasavet. Ona demişler ki, millete telkin et, kader de, kaza de. Aman ha, başındaki sarığa da dikkat et sünnete uygun olsun.

Osmanlı zamanında başında sarığı olan bir arif aydının sözü dillerde dolaşıyordu. Şöyle buyurmuştu: “Minarenin etrafında aç insanlar dolaşıyorken, ey caminin içindekiler sizlerin hangi duası Allah’a ulaşır?” Bu söz şeyhülislamın kulağına gider. Gözü pek ve besili 6-7 cami imamını çağırır ve emrini verir. “Bir yolunu bulun vurun o zındığın başını. Aman ha başındaki sarığa dikkat edin yere düşmesin, peygamberin sünnetidir!”

Dediğini yapmışlar, baş yere düşmüş ama sarığı kurtarmışlar. Baş düşer, başlar düşer yeter ki sarık kurtulsun. Bir zamanlar başörtüsü eylemi yapan kızlarımız da öyle diyorlardı. Başımı veririm, başörtümü vermem. Başın ucuzluğuna bak!

Şerh, anlatmaya veya maksada yönelik toplumsal bir ihtiyaçtır. Ortaya konulan konunun ve onun uzantılarıyla bağlantılar kurmak ve yetkinliğe ulaşma ihtiyacı! Kısaca, şerh, açık beyandır. Yani konunun sergilenmesi. Ülkemizde başların düşmemesi için konunun sergilemesini yapacak kriter sahibi alim yok, varsa da onlara güven yok. Her şey sistemli bir şekilde eritilmiştir.

Acaba bir şeyin yerinde ve doğru oluşunun ölçüsü nedir? 

Anlatılmak istenen konunun kuşatılma eminliği! Yani bir yanıyla anlama ve bir yanıyla diğer bir başkasının anlama hususundaki çaba meselesidir. Bu durum tefsir ve tevilden ayrı bir konudur. Tefsir ve tevil, kutsal metinler için bir disiplin aracıdır. Kavram bakımından şerhten çok farklıdırlar.

Tefsir, kapalı ifadelere dönük maksatları yorumlamak, tevil, başlangıca varmak anlamındayken, şerh, bizzat yorumsuz açıklamadır. Şerhe işaret olarak Kur’an ayetlerinden şu örneği verebiliriz. “Sana Kur’an’ı indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın!”(16/44) Şerh, apaçık olmaya vurgu yapar, bir başka farklı anlayış ortaya çıkarmaz. Bunun için ebedi açıklamalardan kaçınır.

Şimdi bazı şeyleri şerh etmeden yazmak istiyorum.

Türk tarihinde siyaset halkın malı değildi. Halk siyasetle cumhuriyetle tanıştı. Bu iş zor oldu. Atatürk gittiği bütün yerlerde halkı şikayet etmeye çağırıyordu. Eğer bir mesele varsa “Şikayet edin” diyordu. Katılım istiyordu, siyaset istiyordu.

Süreç içinde meclise şikayetler yığıldı. Bütün şikayetler anında değerlendiriliyordu. Gazi paşanın çok hoşuna gidiyordu bu. Burada bir anekdot sunmak istiyorum:

Benim köyüm Şahnalar’la Çamışlı köyü bitişikti. Arada ince bir çay akardı(Kars çayı) Camışlı halkı Şahnalar’dan ayrılmak istedi. Para topladılar Ali dayıyı meclise gönderdiler.(Terekemeler Alı diyorlar) Ali dayı, Atatürk’le görüşmüş, meseleyi anlatmış ve Camışlı köyü böylece ayrı bir köy statüsüne kavuşmuş. Gazi paşa o kadar sevinmiş ki, kalkmış Ali dayının elinden öpmüş, çay içmişler. Neden; çünkü halk devlete güveniyor, derdini anlatıyor, siyaset işliyor diye. Çamışlılar bunu anlatıp duruyorlar. Köyümüz için bir payedir diyorlar.

Gazi paşanın ölümünden sonra, İsmet paşa şikayetlerden rahatsız olur. Sert çıkışlar yapılır. “Ne olan, şikayet mi ediyorsun yani?” Köylü korkutuluyor. Yılların verdiği tecrübeyle köylü ters köşe yatıyor. “Yok efendim, haşa ne şikayeti, şikayet etmiyoruz, rivayet ediyoruz. Yani  öyle rivayet ediyorlar!” Şikayet bir anda rivayete çevriliyor.

Şu rivayet işi günümüzün aydınlarının can simidi oldu çıktı. Sıkıştıkları zaman, “sözlerim yanlış anlaşıldı, aslında öyle demek istememiştim!” diyorlar. Ne yani bu, rivayetin aynısı değil mi?

Ulema, bu şikayet ve siyaset meselesini dinle imanla izah etmek istedi. Tartışma şu idi. “Önce isyan edilir sonra iman edilir!” Doğrusu da budur zaten ama ülkemizde bunun tersi yaşandı. “Önce iman edildi sonra isyan ve edildiği ile kaldı. Sanıldı ki iman ettim. Yesinler senin imanını. Sağ dediğimiz kesimin raporu işte budur. Ya sol, solun raporu yok mu? Onlar da isyan etti ve öylece kaldılar. Ucuz bir isyan. Araştırma ne gezer, kaynağa inme ne geze?

Ülkemizde la diyenle illa diyenin zerre farkı yok.


 

BENZER HABERLER