Cahit Kılıç
Cahitkilic54@gmail.com
Dedim ki;
Vicdan, belki mücerrettir ama kutsaldır. Parayla pulla satın alınmaz!
Ve ekledim:
Herkes, kendi ahlâkıyla ve vicdanıyla kaimdir!
Ve Vicdan, insanlığa bir “emanet” yahut “ilâhî terazi” değil midir?
***
Ve her zaman, her yerde demişimdir ki;
Haktan yana olmanın, hakkı söylemenin, yazmanın ve var gücüyle hakkı savunmanın bedeli vardır!
Gözünün yaşına bakmaz, ödetirler!
Ödetiyorlar da!
Kadınlı erkekli, bedel ödemekte olan o yiğit insanlara selam olsun!
Tarihte, özgürlük ve eşitlik uğruna bedel ödeyen başta Namık Kemallere, Ziya Paşalara ve daha nicelerine de rahmetler olsun!
***
Evet, ey azizan…
Vicdan, mücerrettir, gözle görünmez elle tutulmaz!
Amma o vicdan, sahibinin sırtında bir ton yük ağırlığındadır!
Değil mi ki o yüzden, her babayiğit o ağırlığı taşıyamıyor!
***
Fırfıriklerin, fırdöndülerin…
Para-pul, mal-mülk, makam, mevki, şöhret peşinde koşan çapsız yaratıkların…
Satılmışların, sahtekârların, soytarıların…
Emre muntazır kapı kullarının…
Bu adları batasıcaların hepsi bir yana!
Ve canları cehenneme…
***
Ömrünü doğruluğa adamış, vatana ve millete faydalı evlâtlar yetiştirmiş…
Haktan ve hukuktan hiç ayrılmamış…
Dünya malına, makama-mevkie tenezzül etmemiş!
Çalmamış, çaldırmamış…
Hiç kimseye tuzak kurmamış, iftira atmamış…
İnsana yakışır şekilde, insan gibi yaşamış…
Niceleri de bir başka yana!
***
Ve bu insan, bütün ulvî değerlere rağmen susuyorsa!
Bir kuru soğan, bir kuru ekmeğe talim ediyorsa!
Vicdan yükü, belini bükmüş ama eli kolu bağlıysa…
Demek ki, şairin dediği noktadır:
“Bir başıma kalsam şeh-i devrana kul olmam;
Viran olası hanede evlâd ü âyâl var”
Nitekim, “Soytarıların kuru gürültüleri, hakikatin sesini bastırmaya yetmez”
Yetmiyor da…
Sadece zaman meselesidir…
***
Bilenler bilir, Şair Dertli’nin yukarıda verdiğim beyti, İttihatçı gözüpek yiğitlerin de şiarı idi…
Şimdilerde, bir yerlerden yal yiyen ve ciğeri beş para etmez soytarıların saldırdıkları “Vatanperver İttihatçılar!”
***
Eski İran hükümdarlarının saraylarında “lotu” dedikleri, Osmanlı padişahlarının saraylarında “soytarı” ve Batılı kralların saraylarında ise, yine soytarı denilen “cüceler” vardı…
Bunlar, türlü çeşitli şaklabanlıklar yapar, taklalar atarak hükümdarları eğlendirirlerdi…
***
Şimdiki lotular, medya denilen çeşitli mecralarda hükümdar için yüzlerce defa şaklabanlık yerine tetikçilik yapıyorlar!
Yalları garanti!
Siyasetteki dönek soytarılar da, takla güvercinlerini taklit ediyorlar!
Ha babam, de babam takla!
Taparcasına övgüler!
İslâm dini adı altında “putperestlikler” gırla gidiyor!
***
Bazı dostlar, bunlar için “vicdanlarını satmışlar” diyorlar!
Olmayan şeyin nesini satacaklar?
Sattıkları benlikleridir.
Üstelik çok da ucuza gittikleri için olmalı ki; alan da çok memnun!
Tepe tepe kullanıyor!
***
Yazıyı Mehmed Âkif merhumun veciz beyitleriyle bitirelim…
Zira, Vicdanın sustuğu yerde, Âkif’in haykırışı semada hâlâ yankılanıyor!
(…)
Sanmayın: Şevk-ı şehadetle coşan bir kan var
Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!
Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!
Tükürün: Belki biraz duygu gelir arımıza!
Tükürün cephe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!
Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!
Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!
Tükürün onlara alkış dağıtan kahpelere!
(…)