Hakan Akpınar
hakanakpinar227@gmail.com
Mustafa Kemâl Atatürk sayesinde bir asır önce yurdumuzdaki emperyalist işgal ve kuşatma zincirini kırdık.
İhaneti gördük, ateşi gördük; yine de dünyanın en güçlü devletlerini dize getirip, yurdumuzdan söküp attık. 600 yıllık kulluk geleneğini kaldırıp cumhuriyeti, ardından da demokrasiyi inşa ettik. Türk Aydınlanma Devrimleri ile dünyanın saygın ulusları arasına girdik.
Bütün yoksulluğumuza rağmen Osmanlı’nın borçlarını ödedik; bağımsız bir Türk devleti kurduk. Osmanlı bakiyesi olan ve farklı etnik inanç gruplarını da kapsayan halkımızı, kucaklayıcı bir millet tarifi ile anayasamızda eşit vatandaş olarak tanımladık. Tebaa olmayı kabul etmedik, yurttaş olduk. İktidara artık hanedan yerine halk çocukları geldi. Devleti, hanedan değil, millet yönetir oldu.
İslâm ülkeleri arasında laik ve modern kimliğimizi öne çıkararak, haritası cetvelle çizilen bir Ortadoğu devleti olmayı reddettik. Uçak fabrikası kurduk. Ambulans uçak bile yaptık. Hatta bu uçakların bazılarını Avrupa’ya gönderdik. Sağlık ve eğitim alanında devrim gibi reformlar yaptık. Kadını, erkeğin kölesi olmaktan çıkardık. Seçme ve seçilme hakkını kadınlara bir çok Avrupa ülkesinden önce veren bir devlet olduk. Daha neler neler…
Ya şimdi? Şimdilerde “Karşı Devrimci” düşünce sahipleri, Türk devrimlerini fütursuzca boğmaya çalışıyor. Etnikçisi, dincisi, ümmetçisi, liberali, solcusu , sağcısı, sözde milliyetçisi hepsi birden Batı emperyalizminin aparatı gibi çalışarak güzel ülkemizi dönüşü olmayan bir yola sokmaya çalışıyorlar.
Okuyan, yazan, emek veren ve bu ülke için çivi çakanların, taş üstüne taş koyanların kıymeti yok. Cehâlet yükselen değer… Biat kültürü, itaatkârlık, toplumsal davranış normu olarak yeniden genlerimize işlenmeye çalışılıyor. Bunu da devrin tek yönlü eğitim anlayışı ile yapıyorlar. Eğitim, kalitesiz olduğu kadar bilimsel ölçülerden uzak ve cehâlete hizmet ediyor. Eskiden bir profesör gördüğümüzde saygı ile ayağa kalkardık. Ne var ki kalitesiz ve dinci eğitim mantığı ile profesörlük dahî âdeta ayağa düştü. Konuşmayı bilmeyen, kitapları-tezleri ve ufku olmayan sözde profesörler baş tacı ediliyor bu ülkede…
Siyaset kurumu, halka hizmet aracı olmaktan çıktı; aksine, şahsi menfaat ve zenginleşmenin, makam-mevki sahibi olmanın aracı haline dönüştü. Ufku, bilgisi, derinliği ve idealleri olmayan siyaset esnafları türedi. Belki bu tipler her devirde vardı; ama bu kadar fazla değillerdi. “Neden” diye soracak olursak; “utanmak” diye bir değer vardı; o da artık neredeyse kalmadı. Eskilerin deyimiyle “Ahlâk sükût etti”. Millî, toplumsal ve kişisel değerlerimiz dibe vurdu.
Yalan söyleyip, hemen ardından yalan söylediğini inkâr etmek hatta karşısındakini yalan söylemekle itham edebilecek kadar kendini şaşırmak, galiba toplumsal ilişkilerimizde geçer akçe hâline geldi. Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, irtikâp sosyal dokumuzun derinlerine kadar nüfuz etti. İnsan bozuldu, toplum çürüdü, bizi birbirimize bağlayan millet olma değerlerimiz yozlaştı…
Tabi ki bu yozlaşma devlet kurumlarına da bulaştı. Adalet yok, hukuk devleti askıda… Tarikatlar devlet kurumlarında cirit atarken, pırıl pırıl işsiz gençlerimiz çareyi yurt dışında aramaya çalışıyor.
Asayiş artık ciddi bir sorun. Cinayetler, intiharlar… Ailesini kurşuna dizen babalar… Bozulan, çürüyen aile kurumu… Sokaklar ve trafik güvensiz. Her tarafta magandalar… Bütün bunların içinde yaşadığımız tarihî yoksullaşma süreci ise çoğumuzun geleceğine ipotek koydu. Yoksul daha yoksul, zengin daha zengin oldu. Bir de son dönemde dini kullanan abdestli türedi zenginler ortaya çıktı. Onlar, yeni toplumsal hiyerarşimizin ayrıcalıklı zümresi… Ücretli kölelik ise daha ucuzladı. İş bulabilenlerin önemli bir kısmı maalesef asgarî ücrete tâlim etmek zorunda kalıyor. Yüzbinlerce öğretmen atanamıyor. Emekli zaten geçinemiyor… Çiftçi-köylü perişan… Demokrasi Yasak!
Emperyalizmin sofrasında bir Türkiye… Yeni gündemimiz komisyon ve DEM… Oysa halkın ve ülkenin gündemi, problemleri aslında bunlar değil. Halkın asıl sorunu aş, iş, hak, hukuk, ekonomik refah, bilimsel eğitim ve gerçek demokrasi…
Yüzyıl önce neler başardık, şimdi ne haldeyiz… Cumhuriyetimizin taşıyıcı kolonlarını kesiyorlar. Bizi, etnik olarak ayrıştırıp, millî kimliğimizi ve cumhuriyetimizi adım adım yok etmeye uğraşıyorlar; ne yazık ki biz de çaresizce seyrediyoruz. Umut bağladıklarımız ise yalpalıyor; umutlarımızı kırıyor.