Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Marx aldığı notları okuyamıyormuş. Hatta meşhur” kapital” kitabını son paragrafını tamamlayamamış, bir iki kopuk cümleyle sonlandırmış
Marx’ın hanımı Janey çok güzel bir bayanmış. Hem de asil bir kadın. Uzun boylu narin yapılı ve büyüleyici gözleri varmış. Saçlarını bazen toplar bazen salıverirmiş. Kendisi Marx’tan dört yaş büyükmüş. Güzelliği on yaş büyük olsa bile onu bastıracak güçte imiş.
Marx’la yedi yıl nişanlı kalmış, edebiyata tutkunmuş. Marx kadar yetişkin olayım diye gece gündüz kitap okuyormuş. Marx kadar olmasa bile artık o bir entelektüel derecesinde olmuş.
Jeney’in kızlarından ikisi intihar etmiş. En küçük kızı Elenora sonuna kadar Marksist olarak kalmış. Babasının notlarını o da çözüp okuyamıyormuş.
Marx’ın yazı dili sıkıcı ve çarpıktır. Kapital’i okuyanlar çok zorlanır. Okuyucunun anlamadığı yerler epey yekûn tutar.
Marx, hukuk okumuştur. Zenginlerin çıkardığı gazetede yazı işleri müdürlüğü yapmıştır. İlginç bir durumu daha yazmak istiyorum. Marx hangi ülkenin vatandaşıdır, elde hiçbir kayıt yoktur. Londra’da hasta olmuş, ölünce oraya defnetmişler.
Mezar taşına büyük harflerle şu yazılıdır: “Dünya işçileri birleşin!” O zamanlar Yahudilere üniversite diploması verilmediği için ailece Protestanlığa geçmişler.
Marx enteresan bir filozoftur. Mesela şöyle diyor: “İngiliz kütüphanesinde ahlak diye bir şey yoktur!” Koskoca İngiliz kütüphanesini taramıştır. Diğer kütüphaneleri de buna göre düşünmek lazım.
Mesela: Alman filozofu Hegel’i incelemiştir. Bu zor bir felsefedir. Aslında kendi kuramı da bu felsefenin materyale dönüştürülmüş şeklidir. Hegel’in felsefesi soyuttur.
Meşhur İslam filozofu İkbal, Marx’ın “Das kapital” ini okumuştur. O, kitap için diyor ki: “Öyle bir kitap ki, sahibi peygamber değil!” Dehşet bir görüş!
Vasat bir okuyucu Das Kapital’den pek bir şey anlamaz.
Kapital’in kendine mahsusu özel bir sözlüğü vardır. Sözlüğe bakmadan okuduklarını anlayamazsın. İşte kitabın önemi buradan anlaşılabilir. Kitap hakkında bir ip ucu vermek istiyorum: Kitaptaki “artı değer” veya “artık değer” konusu Kur’an’daki “gıst” meselesinin aynısıdır.
Gıst konusu sözlüklerde veya tefsirlerde adalet diye geçer. Bu büyük bir yanlıştır. “gıst” adalet demek değildir! Adaletten daha ileri bir durumdur.
Hatta adaletin cari olduğu yerde “gıst” isyandadır demişlerdir. Yani “gıst,” adaleti dahi sömürüden sayıyor. “Kaim bilgıst, kıyam bil gıst! “Gıst” kıyam ile ayakta durur. Yani başkaldırı ile! Konunun özünü bir örnekle anlatmak istiyorum:
“Bahçende kocaman bir kaya parçası var. Sen bunu kırdırmak istiyorsun. İşçi pazarından bir işçi getirdin. Günün rayiç bedeli olarak işçinin istediğini de verdin. Hatta daha ilerisi sigara aldın, suyunu, ekmeğini verdin. İş bitince rayiç bedeli olan parasını da alnının teri kurumadan ödedin.
Fakat, kendi içinden işin yapısına bakarak, ortada bir haksızlık olduğunu gördün. Yani verdiğin para yapılan işi karşılamıyor. İç dünyan bunu bir türlü kabul etmiyor. İşçiyi çağırıp cebinden çıkardığın belli bir parayı işçiye tekrar veriyorsun. “Bu parayı almanı istiyorum; çünkü yaptığın iş çok fazla!” diyorsun.
İşte yapılan bu eylemin adına Kur’an “gıst” diyor. Marx felsefesinde buna artı değer denir ve ekonomide kullanılan sözcüklerle mesele anlatılmaya çalışılıyor.
İslam dünyasında “gıst” konusu pek işlenmemiştir. Adalet kavramıyla bu iş kotarılmıştır. Gıst konusu tevhid’in ispatında vazgeçilmez bir durum Arz ediyor. Bununla ilgili ayet ’in meali şudur:
“Allah’ın birliğine, Allah’ın kendisi, melekler ve gıst sahipleri şahittir!” (al-i İmran/18)