Han Ayvaz Adıgüzel: Devlete Hâkim Olan Akıl…

-Genel - 26 Ağustos 2025 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Bir saatçi saati tamir ettiği zaman onun işlemesini durdurur ama devlet işlerken kendini onarmalı.

Devlete hâkim olan akıl, vatandaki çeşitliliği incitmemeli, vatanın çeşitliliği de devletin aklını istismar etmemeli, kırmamalı. Bir halkta zorba devleti özgür devlete çevirecek huy bütünlüğü olmalı. Kaba bir idarede kişinin huyu yücelmez, kişi ağırbaşlılığını yitirebilir.

Aydınlar halktan yeni sualler istemeli, suallere muhatap olmayan veya ondan kendisini kaçıran aydın, kendi kozası içinde ölür. Sualsiz kalan aydın, kendi kendini tamir edemez. Aydın suallere başarılı cevaplar verdiği sürece gelişir. Böylece yaratıcı bir jön olur. Halk onu isteyerek takip eder.

Kucağında yaşadığımız toplumun iç yapısı bir sebepler zinciridir. Ya çöküşümüzün veya direnişimizin!

Her ülke istiklali için şehitler vermiştir. Şimdi soru şu: Bu şehitler hareketi bir mağluplar hareketi veya bir mağdurlar hareketi mi idi? Tarih böyle mi yazacak? 

Hayır, onların hareketi istiklal uğruna ve namus yoluna dökülen kan hareketidir. Şehitler şehadetinden sonra insanlara rehberlik ederler. Onlar sayesinde millet kendi kimliğini yeniden tanımlamaya başlar. 

Şehitlik makamı zuhur etmiş ideler makamıdır. Şehitlere saygı erdemli toplum yaratır. Şehitler ölmez inancı doğru bir inançtır, bu bir ideler alemidir. İnsanların ölümleri ıstırap verebilir. Şuur yüksek, ıstırap büyük olursa o zaman devrimci bir tefekkürü müjdelemek gerek. Şehitlere saygı erdemli toplum yaratır, buna şüphe edilmemeli!

Eski filozofların bütün gayeleri ve tefekkürleri erdemi aramak üzeredir. Eflatun şöyle diyordu: “Görünen dünyanın ötesinde mükemmel bir dünya var!” Filozof buna “ideler dünyası” diyor. Bu idelerin amacı erdemi aramaktır, yani fazileti!

İdeler dünyası var mı yok mu bilen yok. Mesela: “Sevgiliyi kucaklamak!” İşte sana ideler alemi. Olmuş mu olacak mı, olsa mı iyi olmasa mı iyi, erdem bunun neresinde gibi sorular yetkin sorular değil.

İslam dünyasında Eflatun’un ağırlığı var. Felsefemizi “Meşeyi ve İşraki” diye ayırmamız filozoflarla ilgilidir. Eflatun işrakidir. İşrak, ışığın direk içe doğmasıdır. İbn-i Sina, Şehit Sühreverdi, Molla Sadra bu geleneğin müdavimleridir.

İslam dünyasında bu felsefeler peyder pey devam etmektedir. İran, Irak, Pakistan gibi!

Bir milletin zevki, yavan kitaplar okumakla bozulur. Kitap okumak derken insanların hemen aklına roman geliyor. Elbet ki istisna kesim vardır. Özellikle bayanlar romanla oturup romanla kalkarlar.

Roman okuma zevki, toplumun realiteden uzaklaşmasına ve zaman kaybına sebep olur. O toplum giderek ahmaklaşır. Batı toplumunun roman sayesinde kadınlaştığını söyleyenler de vardır.

Filozof Auguste Comte: “Roman okumayı vakarıma yakıştırmam” diyor.

Roman okumak insana ne kadar düşünce verir. Az düşünmek ciddi olmamaktır. Olsun, “roman okurum, düşünmem ama hissederim.” Böyle diyenler de az değil. Bundan mıdır “benim altıncı hissim çok kuvvetlidir” sözünü topluma bellettiler?

Milletlerin ifade vasıfları vardır. Kiminde roman, kiminde masal, destan şiir vb. Müslümanlarda masal ve şiir karışıktır. Eğitimsiz olsa bile halk önce Mevlana’dan, Yunus’tan Karacaoğlan’dan Emrah’tan sözler ve dizeler söyler.

Günümüzde serbest şiirler özellikle aydınlar arasında revaç buldu. Şiirin irfani yanı olduğu gibi okuyucunun ruhuna eşlik eden fanteziler de olabilir. Şiirde remizli sözleri anlamak lazım!

 

BENZER HABERLER