Han Ayvaz Adıgüzel: Diyalektik değil statik bakış…

Toplum - 28 Nisan 2026 08:54

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Fabrika şahsiyeti duygusuzlaştırır ve baskı altına alır. İşçilerin varoluşunu ve şahsiyetlerini işverenlere devretmeye hazır hale getirir.

İşçilerin devrimci bir niteliği yoktur. Mesela sol hareketler işçiyi hep ahmak yerine koymuştur, onu kullanmıştır. İşçileri greve götürmüşler, çıkarılan işçilere sahip çıkmamışlardır, işçiler ortada kalmıştır. Sendikalar işçilere: “Kendinizi sağlama almadan neden bu işi yaptınız” sözünü diyebilmişlerdir. Demişler ve bir daha hiç görünmemişlerdir.

İşçi sınıfı adına konuşulur ama bir şey yapmak istenildiğinde onlara hiçbir şey sorulmaz.

Dünyada işçi sınıfından gelen orijin hiçbir fikir yoktur. Devrimler tarihi, işçilerin ihtilal kabiliyetsizliklerini anlatıp durmuşlardır. Araştırmacılar Marksist işçi sınıfına diyalektik değil statik baktıklarını hep söylemişlerdir.

Rus şairi Alaksandır Blok, Bolşevik devrimini kuvvetlendirmek için yazdığı şiirin ilk mısrası şöyle idi:

“Kızıl ordunun başında Hz. İsa bulunuyor!” Halbuki işçi sınıfı, peygamberlerle pek de samimi değiller. İşçi sınıfı işte, ne diyeceksin?

Sosyalistler, “ütopyalar ölmez” diyor. Bu felsefe, aşkı reddediyor, diyor ki: “Aşk, sosyal olmayan şahsi münasebettir!” Çin kültür ihtilalinin amacı da bu idi. Sosyal olmayan her şeyi yıkmak! Bu yıkımda ilk hedef aşktı. Devrime göre: “O, burjuvazinin bir temayülü idi ve yok edilmeliydi, gençler yeniden eğitilmeliydi. Aşk ancak, vatan, sosyalizm veya Başkan Mao’ya yönelik olmalıydı!”

Aşkın yok edilmesi için bayağı kitaplar yazıldı. Mesela ona; “zehirli yaramaz ot “denildi. Aşktan bahseden kitaplar sadece piyasalardan değil kütüphanelerden bile kaybolmuştu.

Mao’nun ölümünden sonra Tolstoy’un “Anna Karanina” adlı eseri piyasaya çıkınca, müşteriler uzun kuyruk oluşturmuşlardı.

Materyalist devrimler doğallığın dışına yöneldi. Gazetelerdeki çizimler bile tersti. Devrimci bir kızın hayatını anlatan çizimler onu erkeyimsi bir halde sunuyordu. Zavallı Rus kızı “Daşo” devrim uğruna kabuk değiştirmişti.

Rus köylüsü ilgisiz, kaba ve dar görüşlüdür ama onurlu ve vatanperverdirler. Napolyon giriştiği bütün savaşlarda sadece Rus köylüsünden direniş görmüştü. Öyle bir öfkeye büründüler ki, medya olsaydı onların öfkeleri dünyanın her tarafından duyulurdu. 

Napolyon ilerledikçe öfke kabarıyordu. Yaşlı kadınlar ve erkekler bir delikanlı kıvamına gelmişlerdi. Onların şu sözü tarihe geçmişti: “Utanç verici bir barış içinde yaşamak dışında her şeyi yaparız!” Ne kadar ince bir söz!

O savaş zamanında Rus köylüsü barıştan başka hiçbir şeyden korkmuyorlardı. Dedikleri şu idi: “Ruslar böyle bir barışa katlanamaz, imparatorun kendisi istese bile bunu yapamaz, biz buyuz!” Bunlar soylu sözlerdir, gıpta ediyorum.

Ben şunu öğrendim: Diğer milletlerin tarihini okumadan, hiç kimse kendi tarihini gerektiği gibi tanıyamaz.

Mukayese bir ilimdir. Mukayese yapmadan “şanlı tarih” gün olur ki çöker. Milletin manevi kuvvesi bir faciaya döner. Milletler çağrım şudur: Masal tarih değil Real tarih yazın. İlme ve ciddi belgelere saygı gösterin.

Tarihçilerin şöyle bir beyanname yayınlaması yerinde olur: “Yazdığımız bu tarih tarafsızdır, bizim kalemimizi satmayız, bizim kalemimiz onurludur! Toplumun iknası vatana en büyük hizmettir.

 

BENZER HABERLER