Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
“Hür kişiye herkes kendi zannınca dost olur ama kimse onun içindeki hicranı görmez!” Mevlâna demiştir bu sözü. İnsan böyle sözler okuyunca duygulanıyor. Allah temiz insanları ilim ve sabır ile ruşen kılsın.
Doğru yolda istidadı olanlar sevdiklerinin canına yemin ederler. Mevlâna hürlerin canına yemin ediyor. Güzel sözlere kıymet verenler yaratıcı bilinç kazanırlar.
Acaba tabiatta eşitlik diye bir şey var mı, doğal eşitlik?
Bu gibi sorular kaybolmuş insanların sorusudur. Aslında bizler kaybolmuşuz. Tabiat eşitlik diye bir şey bilmez. “Zekayı, güzelliği, kuvveti, yeteneği, vb. “eşit bir şekilde dağıtmamıştır. Hiçbir teori bu uyumsuzluğu değiştiremez. Alman Schiller tabiatı kendine göre yorumladı, Goethe kendini tabiata göre.
Tabiatın reddettiği eşitliği ne ile sağlayacaksın, demokrasi ile mi, eğitimle mi? Bunlar denenmiştir, başarı sıfırdır. Peki, yok mu bunun çaresi? Var; eşitlik değil adalet! Tabiata bu şekilde bakacaksın. Adaletle eşitliği karıştırmamak gere.
Adalet bütün saygın fikirlerin, doktrinlerin, dinlerin temel inancıdır.
İnsanların duruşu beyincikte, buluşu beyinde saklıymış. Bizde olan hangisi? Bazen insanın beyni saat gibi çalışır ama duruşu onurdan uzak olur. Bazen de tersi olur. İstiyoruz ki, ikisine de sahip olalım. İnsanların hallerindeki davranışları beyin ve beyincikle ilgilidir. Mesela; kimisi boş konuşur kimisi gereksiz tepki gösterir.
Avrupalı kadınlardan bir bayan röportajında şöyle diyor: “Kocamın şiddetli ağrıları vardı, ancak felsefe sohbetleriyle geçerdi. Ben de onunla felsefe konuşuyordum.” İlahi bu ne soyluluk! Bizde bu yok. Olsun, bize de bunun özlemi düştü. Bu da az bir kazanç değil hani.
Acaba kadınlarımız felsefe biliyorlar mı veya belli bir felsefeleri var mı?
Fransız devriminin Filozofu Rousseau: “Düşünme şerefini asla terk etmeyeceğim” diyor. Kadınlar için dedik. Peki, erkeklerin böyle bir meselesi var mı? Yani düşünebilme cesaretleri!
Kadınından felsefe isteyen erkeğin düşüncesi herhalde bir başka derin olması gerekmez mi? Kadın ve erkeğin uyumsuzluğunun en zor yanı burasıdır.
Barbarın sözlük anlamı kaba insan değildir. Bu halk arasındaki ıstılah bulmuş anlamıdır. Barbar, konuşamayan, kekeleyen anlamındadır.
Avrupa bizlere neden barbar diyor: Bizler bir makam karşısında yutkunuruz. Memur amirinin karşısında, fakir, zenginin karşısında, öğrenci öğretmenin karşısında, sanık hakimin karşısında vb. konuşamaz. Velev ki konuştu, bilin ki kem-küm etmiştir.
Şark milletinin en büyük eksikliği özgüven eksikliğidir. Bu eksiklik devam ettiği müddetçe biz barbar kalacağız.
Avrupa eğitim sisteminde eğitimin amacı kendine güveni olan vatandaş yetiştirmektir. Özellikle İslam ülkelerinde eğitimin amacı iyi vatandaş yetiştirmektir. Ne demektir bu? Alt yapısı olmayan kaygan bir cümle. İyi vatandaş artık o ülkenin hükümetinin çizdiği çizelgeye göre davranışa bağlı bir tutum olsa gerek.
Büyük devrimciler özgüven sahibi insanlardır.
Kübalı devrimci Ernest Che Guavere’yi anıyorum. Che şöyle diyor: “Bir ülke sömürüden kurtulur ama sömürü devam eder!” Yani toplum emperyalistlerin parmaklarını kırar ülkesini kurtarır ama o ülkede var olan işbirlikçilerin elleriyle sömürüyü devam ettirirler.
İnsan milli ve devrimci bilinçle ülkesine sahip çıkmalı. Bir ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının korunması ve insanının korunması ezelden ebede kadar sonsuz bir davadır. Che Guavere davaya ihanet edenlere; “nazlı bebekler” diyor. Che’ye şapka çıkarıyorum!