Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Çağımız eleştirel çağıdır, kimse bundan kaçamaz. Bazı fikirler eleştirel tarağından geçmek istemiyorlar. İşte sancı burada. Rönesans’a direniyorlar! Halbuki bütün hareketler Rönesans’ı yaşayacaktır ve bu süreç bitmez. Bütün fikirler bu sürece hazır olmalı.
Bir hareketin hazırlık safhasından çok, hazırlık seviyesi daha önemlidir. Bazı fikirlerin tarihçesi olsa da manifestosu yoktur.
Eğer bir ideolojinin manifestosu yoksa, o ideolojinin mensupları kendi ideolojisi hakkında düzgün cümle kurarak, iki üç dakika konuşamazlar bile.
Komünistler kendi ideolojileri hakkında saatlerce konuşabiliyorlar; çünkü Komünist manifesto 1842’de yayınlanmıştı.
Bazen fikirler yasalara takılır, manifestosunu yayınlanamaz. Yasalar insanlık tarihi kadar eskidir. Parti ağaları olan egemenler, partinin yüksek yasalarından bahsederler ama bu yasaların ne olduğunu pek bilen olmaz. Oysa bu yüksek yasalar mutlak yöneticinin buyruğundan başka bir şey değildir. En küçük bir eleştirisi o kişinin o fikir dairesinden ihracı için yeterlidir.
Manifestosu yayınlanmasa bile bir hareketin meselelerini yüreklice ortaya koymak gerek. Rönesans yeri geldiğinde bir fikre güvenme dönemidir; çünkü o fikrin evrensel tutarlılığı belirgin hale gelmiştir.
Bir ideolojiyi kurtarmak istiyorsan bir an önce Rönesans’ı başlat. Fikirleri hareketsiz kılan, onları donukluğa uğratan şey tutkularıdır. Bir yerde bilgi tutkudan azsa bozulmaya ve sefalete hazır olmak lazım.
İslam’da Rönesans, cami imamlarını reddiye ile başlar. Kur’an’da bunun alt yapısı vardır. İslam’da cami imamı diye bir kurum yoktur. Kur’an bu gibi kurum mensuplarına “Küfür imamları” diyor. Daha ileri gidiyor: “Onlar ateşe çağıranlardır, onlarla savaşın” diyor.
Meseleleri seçip ayırmayan, olaylara esir olur. Medya ve siyasi elitler her zaman kaygan bir zemin hazırlarlar. Böyle bir zeminde, kim ne yazıp çizebilir. İnsanın elinden derin seçiciliği alırlar. Çok kutuplu dünya ve küresel siyaset hegemonyasında çaresiz kalabilirsin. Artık zor günler değil zor dünyalar var.
Zihni uğraştıran her şey fikirdir. Felsefe en kısa tanımıyla görüş demektir. O halde kurallar felsefen değil araştırma felsefen olsun. İnsan konuşmalarıyla, yazılarıyla bir yol açmalı. Eski bilgilerimiz yeni gelişmelere yetmiyor, bunu yaşayıp görüyoruz.
Gerçekçi bir bakış açısını bir parti liderinin bakışıyla dengelemek, çelişkiler yığınıdır. Böyle bir çıkmaza uğrayanlar üzerinde korkunç bir belirsizlik yaratırlar; çünkü onlar bilgiden çok, özneye bağlı kalmaktan kendilerini kurtaramamışlardı.
İnsanda küçüklük doğası nasıl başlar? Bilincin yerine lideri koyduğu zaman! Ahlak filozofu kant: “Bir insan kendi isteği ile küçük kalmaktadır” der. İnsanı etkili kılan aklı ve yüreğidir. Aydınlanma ise küçüklüğün dışına çıkmaktır.
Bir aydın kendi zamanını kullanma yeteneğine sahip olmalı.
Acaba etkili öğrenme biçimleri nelerdir? “Dinleme, okuma, gözlem veya düşünce” midir? Araştırmacılar Kur’an’da on yedi tane öğrenme biçimleri vardır diyorlar. Öğrenme aşamaları bir günde oluşmuyor, fikir adamları da öyle.
Fikirde konu seçimi bir önem sıralamasını arz eder. Mesela: Eve badana yapacak isen, badanadan önce halıları seremezsin. Sistemsizlik önceliği bilmemekten doğar.
Bazı insanların düşünceleri var ama onun boyutu yoktur. Ne tarihi ne sosyal ne de hukuksal! Bunun yanında manevi bir enerjisi de yoktur.
Din ve devletin iş birliği yapması entelektüel çöküş başlatır. Önce durgunluk sonra çöküş! Napolyon hatıralarında şöyle yazıyor: “Avrupa’nın kaderi bir fıçı şeker çerçevesinde dönmeye başlamıştı.”