Han Ayvaz Adıgüzel: Fikirler toprağa benzer yağmur görmeli…

-Genel - 21 Nisan 2026 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Kral şöyle demiş: Önce Sicilya’yı alacağım, sonra bütün Yunanistan’ı, fethedeceğim, sonra Anadolu’yu, sonra Hindistan’ı! Veziri sormuş: “Ya sonra?” Sonra mı demiş kral; “sonra da dinleneceğim!” Vezir: “Efendim, şimdiden dinlenseniz olmaz mı” demiş.

Biz vezirin sözüne uyduk dinleniyoruz. Yorulmadan dinlenmek Müslüman’a özgü. İslam’ın esası bu değildir ama bize böyle anlattıkları için hemen İslam’ı kabul ettik. Şükür şiarımızı duvarlara bile yazdık: “Huzur İslam’da!”

Allah Resul’ün ölümünden sonra Kur’an’dan başka kayda geçmiş hiçbir şey kalmadı. Kur’an ayetlerine karışır diye ikinci halife her şeyi küle çevirdi.

İslam tarihinde kim mütegalibe ise onun dediği kabul gördü ve din bu meyanda şekillendi. Daha da ileri gidildi keyfi bir hal aldı.

 İktidarı ele geçiren Muaviye camiye insanları toplayarak stratejisini açıkladı: “Bu benim bileğimin hakkıdır, yaptığım bütün antlaşmalar ayağımın altındadır” dedi. İbn-i İshak’tan tut, Hişam’dan tut, Tebari’ye kadar bu söz değişmeden mevcuttur. Bu yetmiyormuş gibi oğlu Yezit’e de kanlı kılıçlarla biat aldı. İslam’ın hali melalının ikinci başlangıcıydı bu. Birincisi Resul’ün öldüğü zamandı.

Bununla beraber, İslam’ın özünü korumak için kalıcı yazılarda yazıldı, bir fikir dünyası oluşturulmaya çalışıldı.

Fikirler toprağa benzer, yağmur görmeli. Görmezse o bir ölü topraktır. Fikirlerin yağmuru, o fikir hakkında üretilen kalıcı yazılardır. Acaba günümüz mevcut İslam’ı kendini besleyebiliyor mu? 

Meşhur sözdür: “Göyün altında söylenmeyen ne kaldı?”

Bir düşünce ya değeli olur ya önemli! İslam ülkelerinde düşüncelerin değeri olsa da önemi yok. Oysa istikbal düşünceye verilen öneme bağlı. 

Değerler bağımsızlığı korumaz. Mesela: Komşuluk, dostluk birer değerdir hem de mahşere kadar ama bu değerlerin ülkenin bağımsızlığına ne katkısı olabilir?

Peki önem böyle midir?

Önemlidir denildi mi, teyakkuz başlar. Bir çift göz bin göze dönüşür. Bütün duyular mevzi alır. Artık ortada büyük bir mesele vardır. “Ülkenin bütünlüğü ve milletin birliği, demokrasi, hukuk, insan hakları vb.!” Ne yazık ki İslam ülkelerinde ki Kralvari yöneticiler düşünceye önem vermenin çok uzağında yer almışlardır.

Kadınlar konusunun bu yöneticiler nezdinde yeri bile olmaz. “Kadınlar toplumun işlerine karışmamalılar, siyaset gibi kirli işlere karışmamalılar, annelik kutsaldır, bu onlar için bir lütuftur daha ne istiyorlar vb.!” Bu gibi sözler bu yöneticilerin sözleridir.

Kadınlara şu soruyu sormak istiyorum: “Bir kadının semavi çehresi nedir?” Başörtüsü müdür? Hayır! Namaz kılmak mıdır? Hayır! Oruç ibadeti midir? Hayır! O kadını semavi çehresi onun devrimci ruhudur!

Kadınlar mahrumların saadetini ister. Kavgada kadını yanına almayan ideolojiler ve inançlar kaybeder. Bütün kadınların damarlarında bir şahlık, bir şahanlık vecdi vardır.

Günümüz Müslüman düşüncesinin bir özelliği var mı? Yok; çünkü düşündüğü şeyin özüne inmiyor. Eğer inerse mevcut düşüncesinin yara alacağını biliyor. Bu korkuyu hep yaşıyor.

Avrupa Hint’e tutkun. Onun kültürüne, dehasına tutkun. Onu merak etmiş. Bizim tutkun olduğumuz şey Hindin dehası değil, onun cevizidir. Hindistan cevizi.

Bizde tecessüs yok. Tecessüs; gözlem, yani iç dikkat anlamına gelir. İslam tebaasının geleninde bu yoktur. İktidarlar tecessüsten korktular, sessizce tebaayı cemaatlere yönelttiler. Halka ise; “bize emeğiniz lazım, bunu bizden esirgemeyin” dediler. 

                                                                                                                                                                                 

BENZER HABERLER