Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Kur’an, ölüme “tevaffa”der, on dört ayette bu şekilde geçer. Vefat sözcüğünün kaynağı da burasıdır. Peki tevaffa’nın kökü nedir? “Vefa!” Ölüme vefa göstermek! Görüldüğü gibi burada yüksek bir felsefe vardır.
İstifa da vefa kökünden geliyor. Ölüme vefa gösterenler istifa ederler. Kişi bir yerden istifa edince acaba bir kazanç mı elde ediyor, yani istifade ediyor? Burada elde edilen mana şu şekle dönüşüyor: “En büyük istifade ölümle olur!”
Ölüm, inmez ruh ona yükselir. Ruhun ölümsüzlüğü onun yükselişidir. Bu yükselişi geçiş olarak anlamak gerek. O tarafa geçiş! Acaba o tarafa geçmek için başka bir araç var mı? Var! Var ama bu zamanın bilinci bu meseleyi kaldıramaz. Bu konu ayrı bir konu. Biz geçiş meselesi üzerinde duralım. Demek ki ölüm bir geçiş aracıdır.
Başa dönelim: Ölüm zamanı vefa zamanıdır. Bu zamanda teslim edilme ve teslim alma işlemi vardır. Teslim alına insanın arşividir. Bu arşivde senin ürettiğin her şey vardır., dosyalanmıştır. Sözlerin, yazıların şiirlerin, yazdığın kitaplar, neye sevinmiş neye üzülmüşsün vb. vb. Bunların hepsi teslim alınmıştır.
Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bu dünyadan kör giden öteki dünyada da kördür!” Yani bu dünyanın cahili, öteki dünyanın da cahilidir. Sen bu dünyadaki arşivin kadar orada güçlüsün. Söz konusu olan arşivin içeriğidir.
Bu dünyada hayvanların karakterini incelemek, kişinin kendisini tanımasıdır. Hangi hayvanın karakteri sende baskınsa, o şekilde oraya geçiş yapacaksın.
Bütün dinlerde ölümle ilgili mükemmel kitaplar vardır. Büyük eserlerin yaratıldığı dönemleri insanlık adına kutlamak gerek. Bu eserlerde yüksek irfani bilgiler olduğu gibi, asalak sistemlere karşı da bir başkaldırı vardır.
Başkaldırı vehim değil gerçek bir olgudur. Eksik düşünceler özgürlük adına anarşizme bürünür. Bu yüzden bazı bilgiler incelik ve derinlik ister. Sapmalar ve inkâr fıtrattan değil cehaletten kaynaklanır. Cehalet konusu felsefik olarak gereğince işlenmemiştir. Cehalet korkunç bir beladır. Bunun söylenmeyecek yanı mı var?
Cehalet ve gericilik bazı ülkelerde ekseri dini kurumlarda kümelenmişlerdir. Ülke idarecileri bilerek bu kesime fırsat tanımaktadırlar. Demokrasi bir seçim rejimidir, en büyük istismarı da buralarda kendini gösterir. Buralar hazır oy potansiyelidir.
Devletlerin yönetim şekli uygulama bakımından değil de hukuk bakımından özgür olmalı, vatandaşın ise hem hukuk hem de uygulama bakımından!
İnsanları en çok iki ilim disiplini şaşırtmıştır. Fizik ve tarih! Fizik de maddenin derinliği var, tarih de olayların çeşitliliği!
Tarihte Roma’nın bütün tutkuları buyurmaktı.
Roma garip bir ülkeydi. Mesela: Bir kişinin idamı için bir kanun yeterliydi ama o kişiye para cezası verilecekse halk oyu gerekiyordu. Başka ülkelerde başka garip olaylar da vardı. Mesela: Osmanlı imparatorluğunda mevkiler para ile satılırdı, ayrıca kundaktaki çocuklara prof. ünvanı verilirdi. Dini bir kurum olan şeyhülislam makamı bir oyuncak makamıydı, Fetva sultanın emrine uygun şekil alırdı.
Hâkim unsurların teolojik kodları din gerçeğini hep istismar etmişlerdir. Aslıda tarih kral veya seçilmiş otoriteler üzerinden değil de kutsal metinlerdeki kıssalar üzerinden okunursa tarihtir. Ahlak dersi buradan çıkarılır.
Tarihte Firavun bir sıfattır, bir iktidar simgesidir. Kibir ikonu!
Kutsal metinler toparlayıcıdır. Varlığa ait fenomenleri toplar. Bunun için kutsal metinlerin dili zaman hapsedilmemeli. Kur’an’ın kendine ezeli ve ebedi değişi de bundandır.