Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Getir el basayım kelamullaha, ne sen beni unut ne de ben seni!
Sözün azametine bakar mısınız? Yer yerinden oynasa bu sözün gücüne denk olmaz.
Ali, Sıffında askerlerini düzene koyunca bayrağı tutan oğlu Hanifi’ye şöyle dedi: “Al bayrağı geç öne, sık dişini, gözünü başka yerden yum. Düşmanın ta arka saflarına bak, bas ayağını yere, sen sallanma yer sallansın. Şüphe yok ki zafer, Allah katından belirlenir!”
Ne kadar güzel hitabet bu. İşte fesahat, işte belagat böyle şeydir. Söz ehline tesir eder, iş odur ki aslından gelsin!
Üçüncü halife Osman sahabeler makamında öldürüldü, Medine karıştı. Ali’nin evinin etrafını sardılar, gel bu işi düzelt diye. Ali reddetti. Ortalık toz duman; çaresizce kabul etti. Şimdi orada yaptığı konuşmayı yazmak istiyorum. Sözü adam yerine koymak isteyenlere armağan olsun!
“Eğer, zalimini doyup zulmetmemesi, mazlumun aç kalıp ezilmemesi hakkında Allah’ın aydından aldığı ahdi- peyman olmasaydı, sizin bu halifeliğinizi elimin tersiyle iter, kervanın sonuncusunu ilkinin kasesiyle suvarır giderdim!” Güzel söze doyum mu olur.
Ali’den bir söz daha! Arkadaşı Kümeyl; “Ya Ali bana hakikati anlat” deyince, şöyle buyurdu:
“Ululuk sırlarının keyfiyete sığmaz bir halde açılmasıdır. Kümeyl; biraz daha deyince: Vehmedilen şeylerin bilinen tarzda zuhuruyla yok olmasıdır. Biraz daha: Birliğin tevhit sıfatlarını cezbetmesidir. Biraz daha: Hakikat, ezel sabahından ışıyan bir ışıktır ki, eserleri birlik varlıklarına vurur. Biraz daha deyince buyurdular ki: Ey Kümeyl mumu dinlendir sabah oldu deyip sustular!”
Sufiler bu sözlere büyük ehemmiyet vermişlerdir., şerhler yazmışlardır.
Seyit Kutup ipe giderken, Mısır müftüsü ona kelime-i şahadet telkin etmiş. Kutup müftüye: “Sen bu komediyi tamamlayan son figüransın. Sen o kelime için maaş alıyorsun, ben is o kelime için ipe gidiyorum!” Etkin bir söz. Allah Seyit Kutba rahmet etsin!
Şimdi ne kadar maaş alan Müftü, imam, vaizci varsa sakın ola din adına küçük açıklama dahi yapmasınlar. Kendileri de alt-üst olur dini de alt-üst ederler. Görüldüğü gibi her şey yaşanıyor. Sen hem maaş al hem de Allah’ın ayetlerinin anlamını değiştir. Gün olur ki sizler de alt-üst olursunuz. Gözlemlerin ortaya koyduğu budur.
Bazen bir bakış gasptır. Hadsiz hesapsız kullanılan dil de böyledir. Kullandığın dille halkın şikayetlerinin üzerini örttün durdun ama halkın sessiz çığlığı hiç dinmedi. Her yerde bir intizar!
Halka, tiyatroda ağlayış nasıl olur onu gösteriyorlar. Oğlu ölmüş bir anneye, bir babaya ağlayış öğretilir mi hiç. Bırakında unutanlar ağlamayı onlardan öğrensinler.
Hüzün, kul ile Allah arasında bir bağdır. Hüzün acıdan ayrı bir şeydir. Bundandır bir Azerbaycan şairinin şu sözünü hep söyleyip duruyorum: “Hazin nağmelerde bırak elimi, belki oralarda kaybolam ben!”
Bazen insanı kendi haline bıraksalar ne güzel olur. Ne gel deseler ona ne de git! Hani diyorlar ya hasta dostlarına şöyle diyormuş: “Dindirmeyin beni, kanlar ağlaram” İşte bunun gibi!
Allah göz yaşını satın alırmış. Kırılmış dökülmüş insanı gözetmek gerek. Mevlâna bu konuyu da dile getirmiştir: Sarhoşu korurlar hastaya acırlar!” Bunlar altın değerinde sözlerdir.
Adam sevgilisine şöyle demiş: “Sevgili ağır hastayım, yüzümü kıbleye çevir ne olur ne olmaz! Mevlana’nın ölümünden önce söylediği sözle yazımızı bitirelim:
“Ey sevgili, sen git başını yastığa koy bizi düşünme. Biz, sabahlara kadar inleyen sevda dalgalarıyız!”