Hasan Kanaatlı
h.kanaatli@hotmail.com
Kimilerine göre “hicap” ile ilgili bu denli sıkıca yapılan tembihlerin nedeni fars kültürüdür! Zira bu iddiaya göre Abbasi Sultanları hicap kültürünü farslardan almış, kendi ailelerinde uygulamış ve bu şekilde hakimiyet kurdukları bölge halkının hanım ve kızlarının da kendi ailelerinde olduğu gibi hicap konusunu uygulamalarını sıkıca tembih etmişlerdir!
Oysaki hicap, Abbasi Sultanlarından önce de mevcuttu! Hatta Kuran ve sünnette de hicap konusu zikredilmiştir. Fakat tafsilatı fakihler tarafından ortaya konulmuştur!
Yani fakihler, kendilerince yaptıkları içtihat ve istinbatlarıyla, bu konuya dair birçok hükümler çıkarmış ve hicap meselesinin sıkı tutulmasına vesile olmuşlardır. Hatta diyebiliriz ki, bununla ilgili ifratta da bulunmuşlardır!
Aslında hicap, Kuran ve İslam ile ortaya çıkmış bir mesele de değildir. İslam sonrası “hicap” ismini alan “örtü” ya da “örtünme”, İslam öncesi de var olan bir gerçektir, fakat “örtü” nün sıkı tutulması ve dini “hicap” meselesine dönüşmesinin, Abbasiler sonrası döneme ait olduğunu söyleyebiliriz! Fakat bizim asıl konumuz örtünün ne zaman ortaya çıktığı meselesi değildir! Örtü ve örtünme, Nebi’nin kendi zamanında da vardı. Nitekim tarihin kayıtlarında şöyle geçer:
– “Ensar’dan bir delikanlı, genç bir kızı görmüştü. Kızın göğüslerinin üst kısmı açıktı. Delikanlı durmadan o kızın açık olan o yerine bakıp duruyordu. Gözleri adeta o yere takılıp kalmıştı. Bu şekilde dalgınca etrafına dikkat etmeden gelip kafasını bir direğe vurdu. Alnı yarılıp kan akmaya başladı. Bu haliyle de Nebi’nin yanına geldi ve: “Ya Resulallah! Başıma şöyle bir durum geldi” dedi ve başından geçenleri ona anlattı! Bu hadiseden dolayı da Allah örtü/hicap ayetini nazil etti! Böylece örtü/hicap meselesi İslam dini adına kayda geçti ve ortaya çıkmış oldu!
Tabi ki hadislerde geçen konuları inkâr etmek mümkün değildir, fakat kimi fetvalardaki hükümleri inkâr mümkündür! Bununla birlikte naslarda (Kuran ve sünnette) geçen konuları da doğru okumak ve onları, cahiliye örfünün giydirdiği adetlerden temizleyip ayrıştırdıktan sonra, yeniden onları mütalaa etmek gerekir!
Bir konu her ne kadar ayetlerde geçmiş olsa dahi, Kuran’ın (hammalu’l- vücuh) “birden fazla anlam taşımasından” dolayı, ayetleri hayli derinlemesine incelemek gerekir!
Her bir müfessir ya da fakih, Kuran’da geçen her bir ayete, kendi zihnindeki mesbukatı (şuur altındaki bilgileri) ve tasavvurlarını yükler, zihninde taşıdığı kültür ve mesbukatlara göre o ayetleri tefsir etmeye ve hüküm çıkartmaya yeltenir ise, işte sıkıntı o zaman başlar ve onun çıkartmış olduğu bu faraziyeler işi çıkmaza sokar!
Acaba onun bu faraziyeleri doğru mudur değil midir, Allah’tan mıdır örften midir, bunları derinlemesine tahkik etmek gerekir! Hatta o ayetleri anlamlandırıp hüküm çıkarmada fakihler arasında “icma” (görüş birliği) olsa dahi, yine de o ayetlere yüklenen anlamlara dikkat etmek gerekir!
“İcma”; şeriatın dört delilinden yalnızca biridir! Aynı şekilde Kuran’ın nas oluşu da dört delilden biridir! Bundan dolayı “icma” ve “nas” tan daha önemli olan şey, o nasta yer alan konuyu doğru anlayabilmektir!
Nassı anlamak ise “mesbukata” dayalıdır! Yani insanın şuur altını oluşturan kültüre vabestedir! Asıl üzerinde durup konuşulması gereken şey ise bu kültürdür! Acaba söz konusu kültürün kaynağı tümüyle “saf İslam” mıdır? Yoksa bu kültürün oluşmasında “örf” mü müdahildir?
Ve yine, müfessirin o ayeti tefsirinde ya da bir fakihin o ayetten hüküm çıkartmasında acaba örfün müdahalesi söz konusu mudur, yoksa eğitim ya da dış değişimler mi etkindir!
Kanaatim odur ki “örtü” ile ilgili hususta müfessir ve fakihler üzerinde cahiliye dönemi Arap kültürünün etkisi hayli fazladır!
Örtü ile ilgili olduğu söylenen Nur Suresindeki ayet şöyledir:
– “Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını kontrol etsinler ve mahrem yerlerini korusunlar. Açıkta olanın dışında süslerini açmasınlar! Başörtülerini, yakalarının üzerine salıversinler. Süslerini kocaları ve… dışında kimseye açmasınlar.” (Nur: 31)
Söz konusu bu ayetin, “baş örtmesiyle” ilgili değil de sadrı (göğüs üstünü) örtmesiyle ilgili olduğu daha çok dikkat çekmektedir!
Fakihlerin bu ayetten “başı ve göğsü” kapamaya dair istinbat ve içtihatta bulunmaları pek de anlaşılır gibi değildir!
Ayet: “Başörtülerini yakalarının üzerine salıversinler” (Nur:31) diyor. Bildiğimiz gibi “Himâr”, başı kapatır! Kuran bu ayette başı kapatmayı emretmiyor! Daha açıkçası Kuran’da bir tek ayet dahi apaçık bir şekilde kadınların saç tellerini ve kafalarını örtmeyi emretmemektedir!
Zira, başı örtmek, cahiliye örfünde mevcuttu! Yani çöl şartları, çölde yaşayan Arap erkek ve kadınları, başlarını yüzleriyle birlikte sarıp örtmeye icbar ediyordu! Çünkü çölde kopan kum fırtınaları, toz- toprak ve kavurucu güneşin çarpması, ister istemez kadın erkek her kesin çadır ve evlerinden dışarı çıktıklarında, kafa ve yüzlerini, bir tek gözleri açık kalacak şekilde kapamalarını gerekli kılıyordu!
Bu da şu demektir: “Yani kafayı örtme meselesi zor tabii şartlardan dolayı cahiliye döneminde Arapların baş vurdukları mecburi yöntemlerden biriydi! Allah tarafından vacip ve kaçınılmaz bir olgu değil, tabiat şartlarından kaynaklanan bir icbarlıktı!”
Fakat ayet ile gelen konu, “Himâr” ın (başa örtülen örtünün) “Cüyub” un (ceplerin/göğüslerin) üst kısımlarına da salınması ve orayı da örtmesi şeklindeydi! Bizler bu ayetten (Nur:31) ancak bu kadarıyla yetinmeliyiz! Bundan başka hükümler çıkartmamız gerekmez!
Yani delilin medlulden (ayetin örtüden) daha has olması icap etmez!
Fakihler bu ayetten yola çıkarak başın ve göğüslerin kapanmasının vacip oluşu düşüncesini elde etmişleridir! Oysaki ayet, açıkça “Cüyub” (göğüslerin üst kısmı) nın örtülmesini emrediyor. Çünkü “Himâr/baş örtüsü” daha önceden örfi (töresel) olarak mevcuttu!
Bizler bu ayette örfi olan ile şer’i olanı birbirinden ayrıştırmakla mükellefiz! Fakat üzülerek belirtmeliyim ki verilen fetvaların büyük çoğunluğu bu iki hususu (örfi olan ile dini olanı) birbirlerinden ayrıştıramamaktalar! Dolayısıyla diyebiliriz ki burada örf, şeriatın içerisine girmiştir! Halk da bu türden fetvaların (örfi olgulara dayalı fetvaların) dinden ve Allah’tan olduğunu tasavvur etmişlerdir. Oysaki örtü ile ilgili verilen fetvaların %80’i meşruiyetini örften almaktadır, Allah’tan değil! O halde şayet örf ve kültür değişirse halk, bu türden fetvaların Allah’tan olduğunu tasavvur ettikleri için, onların değişimine yanaşmamaktadırlar!
Önceden de işaret ettiğimiz gibi rivayetler ayetin nüzul sebebini şöyle açıklar:
– “Ensar gençlerinden biri bir kızın peşince gidiyordu. Onun göğüslerinin üst kısmı açıktı. Bu bölgesi o delikanlının dikkatini çekmişti ve onun fitneye düşmesine sebep olmuştu! Söz konusu bu ayet de nazil olup o kızın göğsünün üst kısımlarının örtünmesini söylemiştir, saçlarını kapamasını ya da başını örtmesini değil!”
Diğer bir ifadeyle Kuran, cinselliği (erotizmi) tahrik eden yerlerin örtülmesini emretmiştir! Saç ise erotizmi tahrik eden şeylerden/yerlerden değildir!
Erotizmin yerleri göğüsler, kalçalar, kırıtarak yürüyüşler vs. dir! Yani İslam’da gösterilmesi haram olan şey, kadının çekiciliği olan yerlerini göstermesidir, başın açıklığı ya da saç tellerinin gözükmesi değildir! Fakihler ise “teberrüc/çekicilik” in baş ve saçlar olduğunu tasavvur etmişlerdir ve onların örtülmesinin vacip olduğu kanaatine varmışlardır!
Oysaki İslam’da yasaklanan şey, kadının teberrücüdür. Yani gençleri yoldan çıkarması için vücudundaki insanları fitneye sevk edecek yerlerini teşhir etmesidir! Dolayısıyla İslam’da haram olan şey, başı açmak ve saçı göstermek değildir!
Fakat Fakihler bunun tam tersine şeriatta örtülmesi gereken yerin saç ve baş olduğunu tasavvur etmişlerdir! Oysaki Kuran’da başın örtüleceğine dair herhangi bir ayet nazil olmamıştır! Hatta tam tersine birçok rivayetlerde başın açık olması gerektiği sözü teyit edilmiştir!
Nebi’ye kadınlarının ve kızlarının örtünmesini emreden ayet bunun bir örneğidir. Ayet şöyledir:
– “Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına, çarşaflarını üzerlerine almalarını söyle. Bu, onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur. Allah, sürekli bağışlayandır ve merhamet edendir!” (Ahzab: 59)
Bu ayette “kafayı örtme” geçmiyor! Ayet şöyle diyor: “Ey Nebi! Eşlerine, kızlarına de ki” diyor! Yani eşleri ile “kızlarını” da zikrediyor!
Normal müminlere gelince, “müminlerin kadınlarına” da deki diyor! Fakat müminlerin “kızlarını” zikretmiyor! Buradan da “örtünmenin müminlerin kızlarına farz olmadığını” anlıyoruz!
Yani evlenmemiş bir kız, hatta yirmi yaşına ulaşmış olsa dahi yine de örtünmek ona farz değildir. Şayet müminlerin kızlarının örtünmeleri onlara da farz olsaydı, ayet bunu da zikretmiş olurdu!
Ayet, Nebi’nin eşlerine ve kızlarına üzerlerine çarşaf almalarını söylemekle memur olduğunu açıkça beyan etmektedir. Fakat müminlerin eşlerine de bunu söylemekle memur olduğunu beyan etmesine rağmen, kızlarının adı zikredilmemiştir!
Şayet ayette geçen “Ve nisaü’l- müminin/müminlerin hanımları” sözünün “müminlerin kızlarını” da kapsadığı iddia edilir ise, o taktirde aynı kelimenin (Nisa) peygamberin eşleri için de zikredilmesiyle birlikte, neden “kızları” kelimesinin de ayrıca zikredildiği sorusu akla gelir! Bu da şunu gösteriyor:
– “Mesele başın açık olup saçların gözükmesi meselesi değildir! Ayet peygamberin eşleri, kızları ve müminlerin hanımlarının örtünmelerine has bir meseledir. Şayet müminlerin kızlarına da örtünme farz olsaydı, ayet onu da açıkça zikretmiş olurdu!”
Anlaşıldığı kadarıyla ayetteki işin sırrı şudur:
– “Evli kadınların evli olduklarına dair bir işaret taşımaları gerekir! Böyle bir işareti taşımakla birlikte, karşısındaki yabancı erkekleri tahrik etmekten uzak durmuş olurlar! Yani bakışlarını uzaklaştırırlar!”
Bakire ve evli olmayan hanımların sahip oldukları güzelliklerini izhar etmeleri, tabiatları gereğidir! Çünkü Allah’ın onlara gençlik ya da güzellik vermesindeki hikmet, erkekleri kendine cezbedip evlenmek ve yuva kurmaktır! Fakat şayet bir kız ya da evli olmayan bir hanım tepeden tırnağa örtülü olup da evli olanlardan ayrıştırılmazsa, erkekler onların evli olmadıklarını anlayamayacakları gibi, onların da evlenip yuva kurma hedefleri gerçekleşmiş olmayacaktır!
Ayrıca İslam dini hakkında tasavvur edilen şey, onun fıtrat ve tabiat dini oluşudur! Yani bu din, insanın fıtratı ve tabiiliği üzerinden hareket edip giden bir dindir! Evli olan kadın ise, evlenmek ile bu daireden (fıtrat ve tabiat dairesi) çıkmış olur! Bundan ötürü de onun bu daireden çıkışıyla birlikte örtünmesi ve eşine has olması gerekiyor!
Fakat kızlar böyle değillerdir! Bundan olsa gerek ayet, müminlerin hanımlarının yanında, kızlarını zikretmemiştir, çünkü kız cazibiyetini (çekiciliğini), süslü yerlerini ve Allah’ın ona lütfetmiş olduğu güzelliklerini eş bulmak amacıyla izhar etmelidir! Örneğin yüz güzelliğini, saçlarını ve kendindeki diğer güzelliklerini ortaya koymalıdır ki kendine eş bulmuş olsun!
Müslüman toplulukların dışındaki diğer topluluklarda da bu böyledir! Örneğin Hint toplumunda da evli olan kadın kafasını örter! Bundaki amaç, erkeklerin ona saygın davranmasıdır!
Saygının fazlalığı, o şeyin Allah’tan olduğu anlamına gelmez. Şayet örtü Allah’tan olan bir durum olsaydı, o taktirde yalnızca hür olan kadınlara değil, cariye ve özgür olmayanlara da olurdu! Allah şöyle buyuruyor:
– “Açıkta olanın dışında süslerini açmasınlar!” (Nur: 31)
Kadının açıkta olanları, “yüzü, elleri ve topuklarına kadar olan ayaklarıdır.” Yani Kadınların yüzleri de kafalarının büyük bir kısmını teşkil ediyor! Çünkü kadının güzelliği yüzü, gözleri ve saçlarıdır. Yani güzellik “cinsel tahrik” değildir! Saçta “cinsel tahrik” diye bir şey söz konusu değildir! Fakat göğüsler ve onların üst kısmı tahrik unsurudur! Bunlar tahrik bölgeleridir! Buralar, gerçekte güzellik bölgelerinden farklıdır!
Aslında güzellik arzu edilen bir şeydir. Hiç kimse Allah’ın güzelliği nehiy ettiğini söyleyemez! Bizzat tabiatta ve kadındaki güzellikleri Allah’ın kendisi var etmiştir! Bundan dolayıdır ki güzelliği örtmek, sevilen ve arzu edilen bir şey değildir!
Yine Kuran: “Başörtülerini yakalarının üzerine salıversinler” (Nur:31) diyor! “Kafalarının üstüne” demiyor! Dolayısıyla ayetten şunu anlıyoruz:
– “Allah kadınlardan, erkekleri tahrik edecek yerlerini kapatmalarını emrediyor! Kafa ve saç tahrik edici değildir, şayet kafa ve saç tahrik edici olsaydı, Kuran “Kafalarının ve yakalarının üzerine” derdi!
Demek ki örtüde asıl mesele “örf” tür! Hükümlerin birçoğu da örfe dayanır! Cahiliye dönemi Arap örfünde kadın erkek her ikisi de kafalarını örterlerdi. Çünkü önceden de işaret ettiğimiz gibi çöl hayatında ve Arapların yaşadıkları bölgelerde güneş çarpması, kum fırtınası, toz toprağın bolca bulunması vs. mevcuttu!
Hatta zamanımızda dahi çöl hayatı yaşayan Araplar, Afrika’dakiler ve yine İran’ın çöl kesimindekiler, kadın erkek tümüyle kafalarını örterler! Onlardaki örfün bu durumu şeriata geçmiştir, örflerinde bulunan birçok şey, şeriata dönüşmüştür! Fakihler ise bunları, ilahi hükümler olarak zannetmişlerdir!
Oysaki örfi olana tabi olmak vacip değildir, şer’i olana tabi olmak vaciptir! Fakat neyin örfi ve neyin de şer’i olduğunun ayrılması gerekir. Dolayısıyla dedik ki başın örtülmesinin kaynağı örfe dayanmaktadır.
Kuran’da, gelenekselci Şii ve Sünni alimler tarafından Ahzab 59 ile Nur Suresi 31’nci ayetler sıkça örtü ile ilgili referans gösterilmesine rağmen, gerçek şu ki bunların hiç birisi ne başın örtülmesinin ve ne de saçın gözükmemesinin ilahi emir olduğuna dair apaçık bir delil değildirler!
İkincisi: Bakıyoruz ki Kuran’da örtü ile ilgili oldukları kabul edilen ayetler, örtünün gerekçesini de zikrediyor! Örneğin bu ayet, örtüyü şu gerekçeye dayatıyor:
“Bu (örtü), onların tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!” (Ahzab: 59)
Yani söz konusu ayet, evli kadının örtünmesinin, onun evli olduğuna dair bir kimlik olduğunu ve yine örtünün onun “dişiliğini” değil “kişiliğini” koruyan bir unsurdan ibaret bulunduğunu ifade ediyor! Demek ki söz konusu ayet, örtünün nedenini de açıklamıştır.
Örtünmenin nedeninin “kadının hür ve evli olduğunun bilinmesi ve eziyete maruz kalmaması” olduğu beyan edilmiştir! Çünkü o dönemde hür kadınlar ile cariye olanlar birbirleriyle karışık bir durumda yaşıyorlardı. Cariyeler genelde riskli durumlarda oluyorlardı! çoğunlukla onlara dalaşılıyordu! Hür kadınlar ise, falan kabileden filan şahsın eşi, kızı ya da kardeşi vs. oldukları için onların dokunulmazlıkları olurdu. Bundan dolayı da gençler hür kadınlara dokunup dalaşmaktan sakınırlardı! Ayet de tam olarak bu konuya değiniyor:
– “Bu (örtü), onların tanınması (hür kadın olduklarının bilinmesi) ve (bundan dolayı da) incitilmemesi için daha uygundur!”
Yani kadının örtünmesinin, onun hür ve saygın olduğunun bilinmesi ve dolayısıyla da eziyete maruz kalmaktan korunmasının nedeni olarak anlatılmaktadır!
Diğer bir ifadeyle; hür kadınlara yapılan eziyetleri nefyetmek, örtünmenin illeti olmuş ve hicabın farz olmasının gerekçesi kabul edilmiştir! O günkü kültüre göre şayet kadın örtülü olur ise, onun hür olduğu anlaşılır ve saygı gösterilirdi, şayet açık olsaydı, onun cariye olduğu ya da bakire ve eşsiz olduğu bilinir ve hür/evli kadınlar kadar dokunulmazlığı olmazdı.
Buradan hareketle, örtünün hür kadınlara has olduğunu söyleyebiliriz! Daha doğrusu o dönemin kültürüne göre örtünme, “üstün nitelikli hanımlara has bir kıyafetti, onların o nitelikleri de hür ve evli olmaktan geliyordu!”
O dönemlerde örtünme, hür kadınlara dalaşmanın kabileler arasında sorunlara sebebiyet vermesinden dolayı, evli olan kadın ile olmayan kadının arasında bir ayrıştırıcı görevi de üstlenmiş olurdu!
Birtakım rivayetlere bakıldığında da bunun böyle olduğunu müşahede etmekteyiz. O rivayetlerden bazıları şunlardır.
Vesailü’ş-Şia kitabının c.3, Namaz kılanın elbisesi bölümü:
1-İmam Muhammed Bakır (as)’dan soruldu: “Namaz kıldığında Cariye başını örtmeli midir?” Dedi ki, “Cariye için başı örtmek yoktur!” Başka bir rivayette de “Cariye’ ye namazda başını örtmesi yoktur” gibi geçmiştir!
2-İmam Cafer Sadık (as) şöyle demiştir: “Cariye için başı örtmek yoktur!”
Hatta hadisin devamında şöyle geçer: “Şayet Cariye başını kapamış olsaydı, imam onu döverdi!”
Bu hususla ilgili de iki rivayet nakledilmiştir ve şöyle denilmiştir:
– “Namazda başını bağlayan Cariye’ den (hizmetçiden) soruldu. Dedi ki “ona o taktirde vurun ki, hür kadın ile Cariye olan birbirinden ayrışmış olsunlar!”
Demek oluyor ki örtünün farz olmasının nedeni, hür kadının Cariye kadından ayrıştırılması içindir! Fakihlerin şu dönemde dedikleri gibi “toplumu fitneden korumak için” değildir!
Şayet örtünmeden maksat toplumun iffetini korumak ve ifsadını önlemek için olsaydı, o taktirde hür kadının da Cariye’ nin de örtünmesi gerekirdi. Çünkü bunların her ikisi de Müslüman kadındır, Cariyeler gayri müslim ve hür kadınlar da Müslüman değillerdi!
İşte yukarıda naklettiğimiz rivayetlerde Ehl-i Beyt imamları, hicabın farz olmasının sebebinin, hür kadınlar ile Cariyelerin birbirlerinden ayrıştırılması için olduğunu söylemişlerdir! Elbette bu görüş, tüm Şii fakihlerin görüşü değildir. Özellikle de o dönemdeki kimi fakihlerin görüşlerinin temeli bu rivayete dayanmaktadır!
Günümüzde ise artık hür ve cariye diye bir ayrım kalmamıştır. Dolayısıyla, örtü/hicap konusu ya evli kadın ve bakire kızların tümünü de kapsamına almıştır diyeceğiz, ya da bunların her ikisi için de sona ermiştir görüşüne sahip olacağız! Çünkü kimi modernistlere göre, konuya buradan bakılınca artık illet bitmiştir, illetin (örtünme nedeninin) bitmesiyle malul (örtünme) de bitmiş ve sona ermiştir! Bilindiği gibi hüküm, illetin etrafında dönüp dolaşır!
İmam Cafer Sadık: “Onu (cariyeyi) vurunuz ki, hür kadın ile cariye birbirinden ayrılmış olsun!” diyor.
Diğer bir rivayette de şöyle geçer: “İmam Cafer’den soruldu; namazda cariye başını örtebilir mi? İmam; hayır, örtemez, babam (İmam Muhammed Bakır) cariyenin başı örtülü şekilde namaz kıldığını gördüğünde, hür kadının cariye’ den ayrı olduğunun bilinmesi için onu vururdu dedi!”
İşte bu rivayette de örtünün illeti beyan edilmiştir! Nitekim önceden de söylediğimiz gibi Kuran’da da örtünmenin illeti beyan edilmiştir! “Bu (örtünme), onların (hür kadınların) tanınması ve incitilmemesi için daha uygundur!” denilmiştir.
Üçüncüsü: Örtünmeden gaye şayet kadınların iffetinin korunması olsaydı, biz şunu çok iyi biliyorduk ki Arap olmayan Rum, Fars ve diğer uyruklara mensup cariyeler, Arap olan kadınlardan daha güzellerdi! O taktirde şeriat neden Rum, Fars ve diğer uyruktan olan kadınların/cariyelerin örtünmemesini mübah görüyor? Zira onların güzellikleri, toplum içerisinde daha fazla fitneye sebebiyet verirdi!
Emevî ve Abbasiler döneminde de Cariyeler, Arap hür kadınlarından kat kat daha fazlaydı. Sokak ve çarşılarda en fazla çıkıp dolaşanlar onlardı. Hür Arap kadınları evlerinde oturuyor ve dışarıdaki işlerini hallettirmek için cariyelerini gönderiyorlardı.
Hatta şunu da rahatça söyleyebiliriz ki, o günkü İslam toplumu içerisinde kadınların 5/3’ü sokaklardaydı ve bunların çoğu da cariyeydi. Demek oluyor ki örtünün/hicabın farz kılınmasından kasıt, hür kadınlar ile cariye kadınların birbirlerinden ayırt edilmeleriydi!
Şayet fakihlerin dedikleri gibi olsaydı, yani örtünmeden kasıt toplumun iffetini ve gençliğin bataklığa düşmesini önlemek gayesini taşısaydı, cariyeler hür kadınlardan daha fazlaydı. Buradan baktığımızda örtünün kadına farz oluşu, dini bir farz değildir, dinde bunun bir esası yoktur! Bunun esası kültürdedir!
Daha önceden dedik ki, örf değiştiği taktirde, onun hükmü de değişir! Dinde/şeriatta geçen şey, kadının cinsiyetinin tahrik edicilikten korunmasıdır! Akıl sahibi olan her kes de bunu tastık eder. Yani kadın örtülü olur ise, daha çok saygın olur! Diğer kadınlara (fitneye vesile olanlara) nispeten daha çok hürmet gösterilir!
Elbette kadının “dişiliği” ile “kişiliği” birbirinden farklı şeylerdir ve onun kişiliği cismiyle değildir! Fakat açık gezmek ve fiziki boyutunu teşhir etmek, onun değerini azaltır ve kişiliğini sınırlar. Diğer bir deyişle, onu o cismiyle mahkûm eder. Diğerlerinin bu cisme yanlış muamelede bulunmasını temin eder. Bu durum hem aklen hem de şer ’an mümkündür! Fakat kafayı ve diğer yerleri örtmek örfi bir meseledir! Örfi olması hasebiyle de anlıyoruz ki hicap, nisbidir!
Bizler örfün saygınlığını gözetmeliyiz. Vaciplerin tümü şeriattan kaynaklanmadığı için, örfün vacibatının cezası ilahi ceza değildir. Örfün, ferdi ve toplumsal vacibatları dini vacibatlardan daha fazladır!
Necef, Kerbela, Mekke ve Medine gibi koyu gelenekçi dini topluluklarda, kadınların “aba/çarşaf” diye tabir ettikleri bir üst elbisesi vardır! Bu üstlük o topluluklarda farz gibi gözüküyor. Şayet bir hanım İslami örtünmeyle dahi dışarı çıksa fakat üzerinde söz konusu o “aba” yı bulundurmazsa, onun hakkında o topluluk içerisinde kuşkular oluşmaya başlar ve o kadına menfi bir gözle bakılır. Onun hafif bir insan olduğu ve erkeklerle ilişkisi bulunduğu düşünülür!
Kadın için en iyi olanı, şer’i vacipten daha ziyade örfi vacip olarak kabul edilen o abayı giymesidir! Bu vacip türü, elbette ki her bölgede söz konusu değildir. İsmini verdiğim o bölgelere hastır!
Evet, kadın değişmese de fakat aşamalı bir şekilde kültür değişir! Halkın aklının gelişmesiyle, diğer kültürleri tanımasıyla, farklı topluluklarla irtibat kurmasıyla, kız alıp vermesiyle vs. bir toplumun kültürü değişebilir. Fakat bir kadının değişmesi böyle değildir!
Kültürlerin değişmesi kadar “mefhumların” değişmesi de çok önemlidir! Şimdiki dönemde “mefhumlar/anlamlar” değişime uğramıştır!
Devam edecek!