Hasan Kanaatlı: KERBELA’YI HANGİ AKLETME YÖNTEMİYLE TAHLİL EDECEĞİZ?

-İslâmî Yazılar - 25 Haziran 2026 12:09

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Hz. Hüseyin (as) da tıpkı Hz. İsa (as) gibi insanlık ruhlarından biridir! Bu ruhun üzerinde birtakım çıkarcıların da Emevî zihniyetli kimselerin de tepinmesine müsaade etmemek lazım.

Her beş-on kişilik bir cemaati olan ya da isminin önüne Prof., Dr, Öğretim üyesi vs. gibi unvanları koyan birisi kalkıp ta kendine göre bir “Hüseyin” tarifi yaparsa, Hüseyni de batırır o toplumu da!

Her kesin kendine göre bir “= eşittir” i olamaması lazım! Yani “Hüseyin= şu” dememesi gerek!

Yine hiçbir ilim ve irfanı olmayan ve gerçekten cahil olan insanların, dinî bir kisve giyip ahkam kesmemesi icab eder.

“Düşünce özgürlüğü vardır” diye her sözü söylememeliler! Bu duruşu acaba tıp ya da hukuk alanlarında yapsalar, tabipler ya da hakimler buna müsaade ederler mi? Yani “sahte bal yapanlara” karşı önlem alınıyor da “sahte din yapanlara” karşı neden bir şey yapılmıyor! Bu hayli düşündürücüdür!

Bütün felsefe ve ekoller, hayatın anlamını ortaya çıkarmaya çalıştılar, fakat hiçbirisi din kadar hayatı, varoluşu ve ölüm ötesini anlamlandıramadılar!

İslam ümmeti Kerbela olayını asırlardır ki farklı akıl yöntemleriyle ele alıp incelemekteler. Örneğin:

1-Kelamcılar bu olayı kendine has yöntemleriyle ele alıp incelediler!

2-Fakihler, fıkhî açıdan incelediler!

3-Hadisçiler, hadis kriterleri üzerinden değerlendirmeye aldılar.

4-Mutasavvıf ve arifler, kendi anlayışları ile değerlendirdiler.

5-Mantıkçılar da kendilerine has yöntemleri ile ele alıp incelemeye tabi tuttular!

Aklın, aşağıda sıralayacağımız birbirinden farklı birçok türleri vardır. Örneğin:

a-“Beyanî akıl!”

Aklın bu türü, daha çok dil üzerinden dini anlamaya çalışır!

b-“Burhanî akıl!”

Bu tür akıl ile insan, dini temellendirir!

c-“İrfanî/Tasavvufî akıl!”

Aklın bu türü ile, dini hikmet üzerine temellendirme gayretine girilir!

d-“Mücerret akıl!”

Bu tür akıl ile de insan, yalnızca somut düşünceyi ve maddi olanı anlar!

e-“Müeyyet akıl!”

Aklın bu türü ise, salih amel ile desteklenmiş yüce bir akıldır!

f-“Müsedded akıl!”

Bu türden akıl ise, vahiy ile desteklenmiş akıl türüdür!

Kısacası 14 asır içerisinde, Kerbela olayı ile ilgili ümmet ulemasının onu akletme yöntemi ve akıl türleri bunlardan ibarettir!

Ayrıca Kerbela olayını yorumlamada çok anlamlılık da göze çarpmaktadır. Bunun siyasi nedenlerinin yanı sıra, İmam Hüseyin (as)’ın kullandığı dilin etkisi de söz konusudur. Zira imamın söylediği sözler içerisinde mecazi ifadeler, teşbihler, istiareler ve hakikatler vardır.

Dolayısıyla bütün bunların farklı anlamları bulunmaktadır. Yani dil, çok önemli bir yapı olduğu için her bir kesim, imamın o ifadelerinden farklı şeyler anlamışlardır. İşte burada önemli olan şey:

1-Kerbela olayını ve imamın sözlerini yorumlarken, o olayı tek anlamlılıktan ve tek boyutlu anlamlandırmadan uzak durmaktır! Yani Kerbela gerçeği benim yorumumdan ibarettir dememektir!

2-Çok anlamlılığı, “vahdet içinde kesret ve kesret içinde vahdet” felsefesiyle, yani bu usul ile doğru yönetmek gerek. O usulün (vahdetin) dışına çıkarak her kafadan bir ses çıkarsa, iş rayından çıkar ve tefrikaya sebebiyet verir!

Kısacası Kerbela olayının ve Hüseynî kıyamın büyük bir çerçevesi vardır ve bunu bir sistem haline getirmektedir!

Sünni ve Şia’nın Farklı Anlamlılığı Çözme Yöntemi!

Gerek dinî meselelerde ve gerek tarihi olayları değerlendirmede ortaya çıkan farklı algıları, Ehl-i Sünnet ile Şii alimleri değişik metotlar ile yönetmişlerdir!

Şiiler, farklı anlamların oluşmasını önlemek için “imamet” metodunu geliştirip onunla bunun önüne geçmişlerdir ve imamın bulunmadığı dönemlerde de bunu, “merceiyete” otorite vererek; “imam ne dediyse odur, müçtehit ’in dediği doğrudur”, inancıyla o farklı algıların önünü almışlardır!

Gelenekçi Ehl-i Sünnet dünyasında ise bu çok anlamlılık, “usul ilmi” ile önlenmeye çalışılmıştır!

Konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz!

– “Gelenekçi Ehl-i Sünnet” içerisinde uzunca bir çizginin varlığını tasavvur edelim ve o çizginin içerisinde de birbirinden farklı birçok görüş ve düşüncelerin mevcut bulunduğunu düşünelim!

Örneğin, fıkıhçılar “salat” ın “namaz” anlamına geldiğini söylemelerine rağmen, Batinilik gibi bazı oluşumlar; biz “salat” ın “namaz” olduğunu düşünmüyoruz, “salat”; her kesin kendi duasıdır derler!

İşte onlar, bütün o uzun çizgi içerisindeki görüşlerin tamamını bir tarafa bırakıp, bu türdeki oluşumlardan bir görüş bina etmeye kalkıştığında o oluşumu, söz konusu o çizgi içerisinden (Sünnilikten) çıkartıp atmışlardır!

Peki; “bu çizgi içerisinde kalan gerek kelâmî ve gerekse fıkhî ekollerin birbirlerini tekfir etmeleri nedendir?” diye sorulduğunda; “cehalettendir” diye cevap veriliyor!

Yani Sünnilerin geliştirdikleri bu “usul ilmi” açısından, kendi aralarında birbirlerini anlamaları ve birbirlerine saygı göstermeleri gerekir! Çünkü onlar açısından çok anlamlılığı devam ettirmek, İslam ve Kuran’ın rahmetindendir!

Kısacası, Sünniler açısından çok anlamlılığın varlığı hem İslam’ın kolaylığı hem de büyük bir zenginlik ve rahmettir! Bunun için de Sünni dünyası Hz. Peygamber (sav)’e: “Ümmetimin ihtilafı rahmettir!” diye bir hadisi nispet vermiş ve bu hadisle de bu algının meşruiyetinin temelini atmışlardır!

   Kerbela’ya Kimin Tarafından Bakıp İncelemek Gerekir?

14 asırdan bu tarafa Kerbela’yı tek taraflı ele alıp inceleyenlerin sayısı oldukça fazladır. Birçokları da yalnızca kendi açılarından o hadiseye bakmış ve onu değerlendirmeye çalışmışlardır! Oysaki Kerbela:

1-İlk Önce İslam Açısından Ele Alınıp İncelenmelidir!

Acaba Kerbela’daki olayda ahlak, cihat, esir, çocuk, vs. hukuku uygulanmış mıdır, yoksa bu, Hüseyin’e karşı yapılanlar bir savaş değil de bütün insanlığa karşı işlenen bir insanlık cinayeti midir? Zira (Siyonizm hariç) hiçbir din, medeniyet ve kültürde, Hüseyin ve ailesine dair yapılan o zulümler, başka hiçbir kimseye yapılmamıştır!

2-Hz. Peygamber (sav)’in Hadisleri Açısından O Olayın Sahibi Hz. Hüseyin (as) Ele Alınıp Değerlendirilmelidir!

Zira Ehl-i Sünnet kaynaklarından “Üsdü’l- Gabe, s. 123-349” da Hz. Peygamber’in Hüseyn’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği, onu omuzlarına aldığı, bağrına bastığı, mübarek ağzıyla onun kıtlağından ve ağzından öptüğü, onun; göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu gibi sözler sarfettiği nakledilmiştir!

Yine geleneksel Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun şehadetinden ve şehit olacağı yerden, zevcesi Ümmü Seleme validemiz vasıtasıyla haber verdiği ve katillerine lanet okuduğu kaydedilmektedir!

Yine geleneksel Sünni kaynaklarından “Sahih-i Tirmizi, c. 2, s.307” de Hz. Peygamber’in şöyle dediği nakledilir:

– “Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim. Allah’ım Hüseyini seveni sev!”

3- İmam Hüseyin (as)’ın Kendi Sözleri Açısından Ele Alınıp İncelenmesi Gerekmektedir!

4- Medine ve Mekke’de Gerçekleşen Olaylar Açısından da Ele Alınıp İncelenmesi Lazımdır.

5-Yine Kerbela Olayı, Yezid’in Nasıl Bir Şahsiyete Sahip Olduğu ve Nasıl O Makama Getirildiği Açısından da Ele Alınıp İncelenmelidir!

 

BENZER HABERLER