Hasan Kanaatlı: Kerbelâ’yı Hangi Akletme Yöntemiyle Tahlil Edeceğiz?

-İslâmî Yazılar - 29 Ağustos 2025 00:02

Hasan Kanaatlı

 h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

 Hz. Hüseyin (as) da tıpkı Hz. İsa (as) gibi insanlığın ruhlarından biridir! Bu ruhun üzerinde birtakım çıkarcıların ve Emevî zihniyetli kimselerin tepinmesine müsaade etmemek lazım.

Her beş-on kişilik bir cemaati olan ya da isminin önüne Prof. vs. gibi unvanları koyan birisi kalkıp ta kendine göre bir “Hüseyin” tarifi yaparsa, Hüseyni de batırır o toplumu da!

Her kesin kendine göre bir “= eşittir”i olamaması lazım! Yani “Hüseyin= şu” dememesi lazım! Hiçbir ilim ve irfanı olmayan ve gerçekten cahil olan insanların, dinî bir kisve giyip ahkam kesmemesi gerek. “Düşünce özgürlüğü vardır” diye her sözü söylememelidir! Bu duruşunu acaba tıp ya da hukuk alanında yapsa, tabipler ya da hakimler buna müsaade ederler mi? Yani “sahte bal yapanlara” karşı önlem alınıyor da “sahte din yapanlara” karşı neden bir şey yapılmıyor! Bu hayli düşündürücüdür!

Bütün felsefe ve ekoller, hayatın anlamını ortaya çıkarmaya çalıştılar, fakat hiçbirisi din kadar hayatı, varoluşu ve ölüm ötesini anlamlandıramadılar!

İslam ümmeti Kerbelâ olayını asırlardır ki farklı akıl yöntemleriyle ele alıp incelemektedirler. Örneğin:

Aklın, birbirinden farklı birçok türleri vardır. Örneğin:

Kısacası 14 asır içerisinde, Kerbelâ olayı ile ilgili ümmet ulemasının onu akletme yöntemi ve akıl türleri bunlardan ibarettir!

Ayrıca Kerbelâ olayını yorumlamada çok anlamlılık da göze çarpmaktadır. Bunun siyasi nedenlerinin yanı sıra, İmam Hüseyin (as)’ın kullandığı dilin etkisi de söz konusudur. Zira imamın söylediği sözler içerisinde mecazi ifadeler, teşbihler, istiareler ve hakikatler vardır. Dolayısıyla bütün bunların farklı anlamları bulunmaktadır. Yani dil, çok önemli bir yapı olduğu için her kesim imamın o ifadelerinden farklı şeyler anlamışlardır. İşte burada önemli olan şey:

Kısacası Kerbelâ olayının ve Hüseynî kıyamın büyük bir çerçevesi vardır ve bunu bir sistem haline getirmektedir!

SÜNNİ VE ŞİA’NIN FARKLI ANLAMLILIĞI ÇÖZME YÖNTEMİ!

Gerek dinî meselelerde ve gerek tarihi olayları değerlendirmede ortaya çıkan farklı algıları, Ehl-i Sünnet ile Şii alimleri değişik metotlar ile yönetmişlerdir!

Şiiler, farklı anlamların oluşmasını önlemek için “imamet” metodunu geliştirip onunla bunun önüne geçmişlerdir ve imamın bulunmadığı dönemlerde de bunu, “merceiyete” otorite vererek; “imam ne dediyse odur, müçtehit ’in dediği doğrudur”, inancıyla o farklı algıların önünü almışlardır!

Ehl-i Sünnet dünyasında ise bu çok anlamlılık, “usul ilmi” ile önlenmeye çalışılmıştır!

Konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir örnek verebiliriz!

– “Ehl-i Sünnet içerisinde uzunca bir çizginin varlığını tasavvur edelim ve o çizginin içerisinde de birbirinden farklı birçok görüş ve düşüncelerin mevcut bulunduğunu düşünelim! Örneğin, fıkıhçılar salat’ ın namaz anlamına geldiğini söylemelerine rağmen, Batinilik gibi bazı oluşumlar; “biz salat’ ın namaz olduğunu düşünmüyoruz, “salat”; her kesin kendi duasıdır!” derler! İşte onlar, bütün o uzun çizgi içerisindeki görüşlerin tamamını bir tarafa bırakıp (bu türdeki oluşumlar bir görüş bina etmeye kalkıştığında), o oluşumu, söz konusu o çizgi içerisinden (Sünnilikten) çıkartıp atmışlardır!

Peki; “bu çizgi içerisinde kalan gerek kelâmî ve gerekse fıkhî ekollerin birbirlerini tekfir etmeleri nedendir?” diye sorulduğunda; “cehalettendir!” diye cevap veriliyor! Yani Sünnilerin geliştirdikleri bu “usul ilmi” açısından, kendi aralarında birbirlerini anlamaları ve birbirlerine saygı göstermeleri gerekir! Çünkü onlar açısından çok anlamlılığı devam ettirmek, İslam ve Kuran’ın rahmetindendir! Yani Sünniler açısından çok anlamlılığın varlığı hem İslam’ın kolaylığı hem de büyük bir zenginlik ve büyük bir rahmettir! Bunun için de Sünni dünyası Hz. Peygamber (sav)’e; Ümmetimin ihtilafı rahmettir!” diye bir hadisi nispet vermiş ve bu hadisle de bu algının meşruiyetinin temelini atmışlardır!

KERBELÂ’YA KİMİN TARAFINDAN BAKIP İNCELEMEK GEREKİR?

 14 asırdan bu tarafa Kerbelâ’yı tek taraflı ele alıp inceleyenlerin sayısı oldukça fazladır. Birçokları da yalnızca kendi açılarından Kerbelâ’ya bakmış ve onu değerlendirmeye çalışmışlardır! Oysaki Kerbelâ:

Acaba Kerbelâ’daki olayda ahlak, cihat, esir, çocuk, vs. hukuku uygulanmış mıdır, yoksa Kerbelâ’da Hüseyin’e karşı yapılanlar bir savaş değil de bütün insanlığa karşı işlenen bir insanlık cinayeti midir? Zira (Siyonizm hariç) hiçbir din ve hiçbir medeniyet ve kültürde, Hüseyin ve ailesine dair yapılan zulümler kadar, başka hiçbir kimseye o zulmün aynısı yapılmamıştır!

Hüseyin (as) ele alınıp değerlendirilmelidir!

Zira Ehl-i Sünnet kaynaklarından “Üsdü’l- Gabe, s. 123-349” da Peygamber’in Hüseyn’i kendi evladı, kendinden bir parça, kendi güzel kokusu ve cennet gençlerinin efendisi olarak isimlendirdiği, onu omuzlarına aldığı, bağrına bastığı, mübarek ağzıyla onun kıtlağından ve ağzından öptüğü, onun göklerin ve yeryüzündeki insanların en sevgilisi olduğu gibi sözler sarfettiği nakledilmiştir!

Yine Sünni kaynaklarda Hz. Peygamber (sav)’in onun şehadetinden ve şehit olacağı yerden, zevcesi Ümmü Seleme validemiz vasıtasıyla haber verdiği ve katillerine lanet okuduğu kaydedilmektedir!

Yine Sünni kaynaklarından “Sahih-i Tirmizi, c. 2, s.307” de Hz. Peygamber’in şöyle dediği nakledilir:

– “Hüseyin bendendir ben de Hüseyin’denim. Allah’ım Hüseyin’i seveni sev!”

3- İmam Hüseyin (as)’ın kendi sözleri açısından onun ele alınıp incelenmesi gerekmektedir!

4- Kerbelâ olayı ve o olayın sonrası Medine ve Mekke’de gerçekleşen olaylar açısından da ele alınıp incelenmelidir.

5-Yine Kerbelâ olayı, Yezid’in nasıl bir şahsiyete sahip olduğu ve nasıl o makama getirildiği açısından da ele alınıp incelenmelidir!

 

BENZER HABERLER