Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Düşünür Gustave le Bon; “Parlamento bir sürüdür, etkili olmayı başaramayan bir sürü!” Devamla: “Sürünün korkaklığı aşırıdır. Onlar güçlünün karşısında köle, zayıfın karşısında küstahtırlar. Başkalarını zayıf görürlerse ona basit bir memur muamelesi yaparlar. En sonunda kana susamış bir çılgına dönerler. Ve sonunda kendilerini yok ederler” der.
Bir ülkenin idarecileri kendi halkının şampiyonu olmalı.
Ülkelerin diplomasisine hangi amiller hâkim. Ulusal çıkarlar, devletin çıkarları, hükümetin çıkarları, güç dengeleri. Bunların hepsi birer amildir.
Ülkenin insanları belli bir ekserisinin entelektüel birikime sahip olmaları o ülke için bir şanstır. Ülke aydınlarının enerjilerini nerde tükettikleri pek sorulmuyor. Bu konuda ölçü şudur: Sorduğu sorunun kendisi eğer emek mahsulü ise, o bir yüksek ruhtur. Eğer verdiği cevaplar emek mahsulü değilse o hayata dönüşmez. O halde sorularımız ve verdiğimiz cevaplar emek mahsulü olmalı.
Hindistan’da direniş kahramanı Gandi’ye iki hafta aynı soruyu sormuşlar ama verdiği cevaplar hep ayrı ayrı olmuş. Neden böyle oluyor dediklerinde: “Son bir haftada yeni şeyler öğrendim” diye cevap vermiş.
Yeni şeyler öğrenmenin zevki bir fetihtir. Bu öğrenmede en zor şey öğrendiğin bilgilerin rafine edilme meselesidir. Bunun zorunluluğu şuradadır: Babadan kalma inançların kutsal metinlere göre ne kadar rafine edilip edilmediğidir.
Ben burada kutsal metinler yerine aklı seçebilirdim. Aklın kılavuzunu kimse reddedemez. Bağnaz kıyasçılar hariç. Lakin akıl tek başına çaresizdir. Bundandır insan aklı vahiyle desteklendi.
Vahiy-akıl ilişkisi güzel bir konudur, işlenmesi lazım. Filozof İkbal; “göğsünde fikirler eskirse Kur’an’a dön” diyor. Nerde fikir velvelesi varsa orada rahmetten lil alemin vardır.
Bir milletin ana dili mabetlere girmeli; çünkü hutbeler anlaşılmak içindir.
Güçlü akımları dil yaratır. Fransız Varlaine; Fransız dilinin imkanlarını araştırdıktan sonra işe koyulmuş, yazdıklarıyla insanları büyülemiştir.
Bazı dillerin devrim yaratacak kudreti vardır ama bu dili konuşan milletlerin kudreti yoktur. Bu milletlerin aşamadıkları bir korkuları vardır. Ruhsat korkusu! Gücümüzü milletten alıyoruz derler. Ne kadar güzel. Peki, o halde yürüyün! “Yürüyemeyiz!” neden? “Ruhsatımız yok!” İşte garabet! Dediğimiz gibi dil güçlü ama onu konuşanların gücü yok. Diğer bir değimle ruhsatı!
Tamam da ne yapacağız biz bu gücü? Biz bu güçle saraydan kız kaçırma operasında görev mi alacağız? Acaba dilini kullanamayan milletlerin ruhsatı kimin elinde?
Dilini iyi kullanamayan milletler akım yaratamazlar. Onlar evcilleştirilmişlerdir. Hani insanlara derler ya. “Sana ne dediler ki sen evcilleştin?” Oysa senin isyan halinde bile bir gücün yoktu!
Bir akım, en sonuna gelince evcilleşen toplumlar onu seçerler. Toplumları tanımada bu bir kriterdir.
Devrimci ulusların dili de eylemi de güçlüdür.
Bir devrim, tabiattan daha güçlü bir kuvvettir., toplumsal bir tufandır. Bu tufanda ne tok tokluğunu ne de aç açlığını yaşar. O halde ülkenin zenginleri sorumluluk bilincini hep canlı tutmalılar. Halkının yanında yer almalılar.
Zenginler eğer milletle beraber hareket etmezlerse onlar şu soruyu sorarlar: “Bayım, sen doğum sancısından başka hangi sancıyı çektin?” O artık karşı bir devrimcidir. Biz bir devrimin gücü nedir bunu biliyoruz. Devrimci bir ulusun ortaya koyduğu dinamizm inanılmayacak bir şahikadır.
Devrimi anlamak ve devrimi sevmek onun için ölmekten daha zordur. Bir toplumun mirası bir tek gecede değişmez. Ülkelerin devrimcilerinin bir tek hatası vardır. İhmal!
Zaman öldürmek ne demektir, ömrümüzün kısalması!