Mukavemet Ruhu…

-Genel - 23 Temmuz 2024 00:02

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com


YAZI ARŞİVİ 


Potansiyeli olmayan inançlar kişinin fikri mukavemetini felç edebilir. Çekinmeden şunu diyebilirim: Türk milletinin inancının potansiyel gücü yoktur; çünkü korkutulmuştur. Şimdi hem İslam hem Türk tarihine göz atalım. İslam ümmeti ve bu ümmetin bir parçası olan Türk milleti mensup olduğu dinin alt yapısını bilmiyor.

İslam ümmetinde Ehl-i Beyt’in dışında, Türk milletinde ise Atatürk ve Erbakan’ın dışında bütün liderler halkını korkutmuşlardır. Atatürk ve Erbakan’a Haydar Baş’ı da katmak istiyorum.

Görüldüğü gibi ortada bir facia var. Edilen dualar, yakarışlar, din değil ikinci ahlakımızdır, yani alışkanlıklarımız. Hiçbir geçerliliği ve kutsiyeti yoktur.

Korkutulan toplumun veya milletin inancının potansiyeli olmaz. Günümüzde bile aynı apartmandaki aileler birbirlerinden korkuyor. Yaşanılan bir korku veya yaşanılan bir coşku, hangisi derin bir uyanışa sebep olur? Coşku!

Korku bir yıkımdır, her şeyi tüketir. Bu yüzden kişinin mukavemetine, o  bir fetihtir dersek yeridir.

O halde kollar çermensin, halka mensup olduğu dinin alt yapısı anlatılsın. Kur’an’ı anlama savaşı budur işte. Bu millet, ilmihalle, risaleyle, cemaat virtleriyle değil, Kur’an’la tanış olmak istiyor. Ata’nın isteği de bu değil miydi?

Eğer mukavemetin yoksa, sen ileriye dönük bir düşüncenin adamı olamazsın; çünkü senin hayata ilişkin hayallerine varıncaya kadar her şeyini yasak altına almışlardır. Ancak kendi kabuğuna çekilmene müsaade ederler. Bazen onu bile çok görürler, itaat et derler. Bazen de, teskin edici bir hitap ve düşük bir mezhep inancıyla baş başa kalırsın. Eğer yorgunsan istirahate çekilirsin, eğer bitkinsen sana güvence verirler ve öyle yaşarsın, bunu da çok sürdürmezler.

Mukavemet ehli düşünürler, araştırmacılar, şairler, söz ustaları mensup olduğu milletin mert evlatlarıdır. Onlar büyük sabırlarda ve yüce düşüncelerde yarışırlar. Şöyle bir hadis var: “İnsan mertlikten daha büyük bir yük yüklenmemiştir. Ehl-i Beyt’ten şöyle bir söz var: “Dal hakkın tufanına nasıl olursa olsun!”

“Ehlini bulduğunda hakkı açıklamaktan geri kalma!” Benim yaptığım da budur. Bu toprağın insanları, toprak hakkı için bu millete ümit olmayacak mısınız?

Ülkemin insanı eğer direniş bilincini kaybederse, ona tuzak bile kurmazlar tek kelimeyle yok ederler.

Acaba bir toplum özgürlüğünü terk edebilir mi? Peki, devredebilir mi? İkisi de çirkef! Birincisinin sebebi muğlak ikincisinin ki satış. Acaba bir millet kendisini niçin satar? Korkudan!

Türk milleti Allah’tan korkuyor, gel gör ki neden korktuğunu bilmiyor. Milletimizin cehaleti burada başlıyor. Bunu sezen emperyalistler bu korkuyu iyi kullandılar. İslam dininin özü yüce ve temizdir lakin temsilcileri tarihi süreç içinde hep kendilerini satmışlardır.

Acı bir gerçektir, Türk milletini din satmıştır ama millet dinini satmamıştır. Temsilcileri hariç.

Eğer ruhumuzda özgürlük yoksa bırakın zincirden kurtulmayı, ondan kurtulma isteğini bile kaybederiz. Bu istek kaybolursa mukavemetin anlamı kalmaz zaten. Kuvvetli kuvvetine hak diyor, buna itaat edilmesine de vazife diyor. Bu sulta güçler daima hakim kalacak kadar da kuvvetliler. O halde şöyle diyelim: Eğer hukuku yaratan kuvvet ise sebeple birlikte neticede değişir.

Halbuki kişiye kuvvet değil gerçek vazife boyun eğdirir. Şunu da demiş olalım bari bir aforizma olsun: Kuvvete boyun eğin sözü doğrudur, zaten yapılacak bir şey yoktur, şahadetin dışında.

Türk ülkelerindeki düşmanlara düşman diyemiyoruz; çünkü düşmanlığın kuralı vardır, haydutluğun yok. Türk düşmanları yeminli haydutlardır.

Bütün cemaatler, başta nurcular olmak üzere, bunların alt kolları. Nakşisi, menzili, Süleymancısı, pkk’sı ve kriptolar. Bunların hepsi yeminli haydutlardır. Şunu da yazmış olayım: Nurcu hareketin 15 temmuz darbesi Türk milletinin soluğunu kesme hareketi idi.

Vatan savunması için elimizde silah olsun ama kalbimizde sulh! Tarihte Türk’ün düşmanları buna şahittir ve muhakkak ki fazilet, düşmanın şahit olduğu şey içindir.


 

BENZER HABERLER