Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
” Ben, ülkemin geleneklerinden dolayı şiiri seçtim.” Bunu filozof İkbal diyor.
“Şiir, Zülfikar tesirinde olmalı ve Ali dilinde olmalı” Devamla: ”
“Dekadant şiir, Cengiz’in ordularından daha tesirlidir” diye yazıyor.
İkbal’ın şiirinin tesirine bir bakın, şöyle diyor:
“Ya hileyi frengi, ya hamleyi Türk’ane.” Yani, ya Avrupa hilesi, ya da Türk hamlesi.”
Burada “dekadant” şiirden bahsetmiş. Dekadant: yeni imgeler bulmak, eski tarzdan vaz geçmek manalarına gelir.
Zülfikar, Ali’nin kılıcıdır, çatal ağızlı efsane kılıç! Biraz da Ali’nin şiirinden bahsedelim. Ali’nin hutbeleri biliniyor da, onun şiirinden pek bahseden yok.
Şiirlerini, Osmanlı şeyhülislamı Mustafa Sabri efendi şerh etmiş. Ali hakkında çok şey yazılmış, çok şey duymuşuz. Yeryüzünde hakkında en çok kitap yazılan iki kişi vardır; Hz. Muhammet(Canlar feda) ve Hz Ali!
Hz Ali’nin “Nehcul Belaga” denilen, hutbelerinin, veciz sözlerinin toplandığı meşhur bir kitabı vardır. Bu kitap bir şaheserdir!
Güzel konuşmak isteyen, güzel şiir yazmak isteyen, güzel yazılar yazmak isteyen, bu kitaba uğramadan bu işleri yapmasın.
Tevhid, hikmet, irfan, siyaset, belagat, fesahat, icaz, nükte bu kitapta zirvededir.
İstisnasız olarak söylüyorum; bütün siyasetçiler bu kitabı yastıklarının altta tutarlar. Turgut Özal bunu açıkça söyledi. “Ben Nehcul Belaga” dan başka kitap okumam demişti. Kardeşi Korkut Özal’da öyle diyordu. Mesut Yılmaz ve diğerleri de aynı yoldaydı.
Bu kitap, ne Sünnilerin Buhari’sine- Müslim’ine benzer, ne de Şia’nın meşhur Usul-i Kafi’sine ve 125 ciltlik Bihar ul Envar’ına benzer. Kur’an’dan sonra İslam dünyasında tek kitaptır.
Atatürk bu kitabı Mehmet Akif’ten istemiş, o da bir kaç hutbeyi çevirip vermiştir.
İsviçre kilisesi, Türkiye Cumhuriyetine,” İslam dininden orijin bir metin gönderin, yeni çıkaracağımız Dinler ansiklopedisine koyalım ” diye bir yazı yazmış, Gazi paşa’da ülamaları toplamış bu konuyu kendilerine açmıştır.
Ne yazık ki böyle bir orijin yazı bulamamışlardır. Gazi paşa hepsini huzurundan kovmuştur. Başta Elmalı’yı ve Konya- Kongul’lu Vehbi efendiyi!
İşte o zaman Mehmet Akif Nehcul Belaga’dan bir kaç hutbe çevirip gazi paşaya vermiştir ve böylece Ali’nin, Mısır valisi Malik Ejder’e yazdığı beyanname çevrilip, İsviçre kiliseler birliğine gönderilmiştir.
Bu beyanname 8-9 sayfadır. Hiç bir devlet tecrübesi olmayan bir insan, bu beyannameyle modern bir devlet kurabilir. Bir açıklama daha yapayım. Ali’nin kitabında bir hutbe var 2-3 sayfa kadar ama noktasız ve virgülsüzdür. Ne nokta var ne virgül.
Koymaya kalktığınız zaman, her şey alt üst oluyor, mümkünü yok. Bu yüzden, noktasız- virgülsüz, duraksamadan, seri bir şekilde okuyup anlamaya çalışacaksın. Ali, şunu dedi, Ali, bunu dedi sözleri bu hutbeden çıkıyor. Oysa Ali, ne onun dediğini demiş, ne de bunun dediğini. Kur’a’da ki ayetler gibi müteşebbih sözler!
Kitabın dörtte birini, Abdulbaki Gölpınarlı Türkçeye kazandırmıştır. Son aylarda Kızılbaş Türkmenler tamamını tercüme ettiler. Sınırlı basımını yaptılar, ansiklopedi büyüklüğünde ve bine yakın sayfa ve bin adet, yani bir damla! Aşıklarına yeter mi hiç!
Okudun mu böyle kitabı okuyacaksın ki, turnayı gözünden vurasın. İşte Ali budur. Türk insanını Ali sevdasından baban gelse bile ayıramaz.
Sen kalkıp mercimek kadar beyninle, Ali diyeni şununla bununla nitelendirme. Bunun yanında eğer kendilerine Alevi diyen birileri varsa, git onun elinden öp, de ki: Gel milletimin has evladı, düş önüme askerin olayım.
Eğer bunu yapmazsan kalırsın böyle götü boklu cemaatlerin elinde. Mensup olduğun dinin veye mezhebin, keçi aksırığına bile değmez.
Yazı uzadı, okuyucular sıkıldı, hani derler ya: İnsanları sıkmamak da bir hünerdir. Bu gün Ali’den bir şiir yazacağım, sonraları devam ederim.
I
İlim insanın güzelliğidir, kazan onu ki, onun kahrıyla yaşama.
Onu, vahşetle kapan yiğit ol, ilim, isteyene yüceliğinden akar gelir.
Sor beni Bedir’e veya Hayber’e, o gün Kureyş biçildi;
Çünkü o gün savaşta ben vardım.
Benim olduğum savaşta, hileye baş vuranın kadri olmaz.
Cehennem ateşini göreceğini bilenler, ölümden sakınsın.
İnsanların, bir gün bile olsun savaşmalarını istemedim.
Ama onlardı savaşın şerrini yaymaya çalışanlar.
Biz hepimiz sabır sahibiyiz, gevşekliğin kişiliğimizde yeri yoktur.
Ben Ali’yim, sorun beni, öğrenirsiniz. Ondan sonra gelin savaşın ya da kaçın.