Neşe Doster: Hedef belli, bahaneler belirsiz, şiddet sabit…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
3 bölümlük öğrenci, 2 bölümlük öğretmen dizi yazılarıma gelen ileti, katkı, yorum ve önerilerden bir kitap yazsam yeridir! Neden derseniz? Çünkü yazarlık hayatımın olmazsa olmazlarından biri, katkılara kulak vermek, önerileri dikkate almak, iletileri önemsemektir…( bu arada söz aramızda kalsın (!) başta kadınlar ve emekliler olmak üzere “bize ne zaman sıra gelecek?” soruları da az değildi)
Gelen iletiler bir yandan yüreklendirdi, bir yandan sırtıma yeni yükler bindirdi, bir yandan okur desteği içimdeki sesi güçlendirdi, yaslandığım dağları artırdı, ancak yeni sorumluluklara da yol açtı…
Bu zorunlu girişten sonra gelelim konuya! Başlığın kimi çağrıştırdığını, başlıkla kimlerin kastedildiğini, böylece kime gönderme yapıldığını bilen bilir, bilmezden gelene de şöyle açıklamaya çalışalım; Şubat ayında 34, Mart ayında 31 kadın öldürüldü, 33 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Yüzde 77’sinin hangi bahanelerle öldürüldüğü saptanamadı, yüzde 69’u evlerinde ölü bulundu, yüzde 62’si ateşli silahlarla hayattan koparıldı. Nisan ayında 26 kadın öldürüldü, 23 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu. Mayıs ayında 14 kadın öldürüldü.
Ülkemizde hal böyle iken; Gezi ve incelemelere çok meraklı olan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı M. Göktaş Brüksel sokaklarında esnafı ziyaret ederken ülkesinde hemcinslerinin başına gelenlere ait bir soruyla karşılaştı mı, ya da Belçika’da ki mevkidaşlarıyla kadın konusunu masaya yatırdı mı? Bu sorular izaha muhtaçtır.
Kadınlar! Erkek egemen toplumun her alanda ve her anlamdaki dayatmaları karşısında; öncelikle ve özellikle sokakta güvenlik, hayattta ve işte eşitlik istiyor, kentte, sokakta, evde güvenlik istiyor…
Gençlik! Güvenli gelecek için diplomanın yetmediğini gören ve genç olmanın zorluğunu yaşayarak hisseden gençler, ekonomik bağımsızlık, ülkemizde gelecek kurmak, bir şeyleri değiştirmek, umutlarını kaybetmemek, hayallerinin gerçekleşmesini istiyor…
Emekliler! 10 emekliden 9’unun çalışmak zorunda olduğunu, bunun bir tercih değil, zorunluluk olduğunu, gidişatı bazılarının memnuniyetinin değil, çoğunluğun mecburiyetinini belirlediğini, sosyal dışlanmanın giderek arttığını, hayatın çok pahalı olduğunu, bayramların tatsız geçtiğini, alım gücünün giderek düştüğünü, evden çıkmanın pahalıya mal olduğunu, kira yükünün arttığını, sağlığa erişimin zorluklarını, Pazar ve marketlerde eli boş, cebi boş dolaştıklarının bilinmesini, duyulmasını ve dikkate alınmasını istiyor. Yine giyimden vazgeçtiklerini, sağlık sorunlarını ertelediklerini, gıdadan kestiklerini, eti unuttuklarını, kültür- sanat- sinema- tiyatro defterini çoktan kapattıklarını, hediye alma, harçlık verme, konuk ağırlama gibi geleneksel kodlarımızdan da uzaklaştıklarının altını çiziyor…
Kadınlara durmadan “haddini ve yerini bileceksin!” ayarı çekilen günümüzde…
Yaşam deneyimini, kendi inşa süresiyle buluşturan, harmanlayan, acısını bazen görünür, bazen görünmez kılan, toplumun biçtiği tüm rollerle hesaplaşan, tüm kırılmalara rağmen yeniden ayağa kalkan, şimdi ne yapabilirim diye soran, yaralarını saklamayan, “kendimi adadım ama akıllanmadım” diyen kadınlar neden acımasızca öldürülüyor?
Sarsıcı yaşam öyküleri olan, yaralarını güce dönüştürüp hayata tutunmaya çalışan, kendini ilmek ilmek yeniden var eden, hayatın yalın ve sert gerçekliğini umuda, mücadeleye, ben varım ve buradayıma dönüştüren kadınlar neden boy hedefi oluyor?
“Kalmayı ve yanmayı seçtim, ama bunu bilemezdim, yok sayılmanın faturasını neden biz ödeyelim, neden kurşun, tekme, bıçak darbeleriyle hayattan koparılan biz olalım?” şeklinde yakınan kadın neden bıçak darbelerine maruz kalıyor?
“Kendimiz çalışarak yaptıklarımızla gurur duyarsak, başkalarının övgüsüne, takdirine, alkışına ihtiyacımız kalmaz. Ama özgüvenimizi fark ettirmemiz gerekir, kuralsızlığın, dayatmaların, baskı ve şiddetin muhatabı olmamalıyız. Nefret, şiddet, belirsizlikle kuşatılmış bir ortam neden peşimizi bırakmıyor?” şeklinde konuşan kadınlar ve hayatı yaşanabilir kılan yüzakı kadınlarımız neden yok sayılıyor?
Aslında sınırlarını dört duvarla sınırlamayan, sadece hayal etmek yetmez, hayal kurmak yetmez, harekete geçmek, ruhsal ve duygusal pillerimizi şarj etmek zorundayız diyen kadınların yürek sızlatan anılarını paylaşmak için çok nedenimiz varken! Onların yok sayılan öykülerini hatırlasak mı, hatırlatsak mı, hatırlayalım mı, hatırlatalım mı? Soruları havada uçuşurken! Müdahalelerle ve mücadeleyle geçen evliliklerde; Bazen güldürüp, bazen içten içe ağlayarak sabır ve sınav bizim işimiz diyen, ancak idare ederim demeden, ben buyum da diyebilen kadınlar neden görmezden geliniyor?
Soru notu? Paul Aster; “Hikayeler onları anlatabilecek insanların başına gelir.” Diyor. İyi de neden kadınların başına hep zorlu ve zorlayan olaylar, hikayeler geliyor? Buna verecek cevabım yok…
Yüz güldüren haber: Emine Hanım, dünyada en çok proje üreten lider eşi seçilmiş. Dünya lideri, gündem değiştirme ustası, oyun kurucu, ara bulucu bir liderin eşi olmak kolay mı? Hakkını vermek gerekir…
Sonra? Sonrasını da sonra yazarız…
-
İran İsrail’e füzeleri ateşledi
-
Neşe Doster: Hedef belli, bahaneler belirsiz, şiddet sabit…
-
Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe başkanı
-
Dr. Alper Akçam: Anılmak…
-
Prof. Dr. Barış Doster: ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olarak NATO
-
DSÖ uyardı: Güvensiz gıda her yıl 1,5 milyondan fazla can alıyor
