Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Duygusal haksızlıkların, fiziksel şiddetin göz açtırmadığı, aman vermediği günümüzde “Anneler Günü’nü” de bahane sayarak içimde yer eden ve birikenleri paylaşmak istedim…
Zeytinin kilo yerine taneyle satıldığı, etin, balığın, tavuğun unutulduğu, meyva- sebzenin çürüğünün alındığı, vitrinlere bakarak derin ah’lar çekildiği günümüzde kadınların işi zor, annelerin işi iki kere daha zor…
Ama bakmayın karamsar girişe, iç açan ve umut veren uygulamalar da var. Örneğin CB Aile Yılı’nı “Aile 10 Yılı’na” dönüştürdü. Az şey mi artık kadınlar ön plana çıkarılacak, eşit işe eşit ücret alacak, ailede yeri önemsenecek, dövülmeyecek, vurulmayacak, zehirlenmeyecek, araç altında ezilmeyecek, öldürülmeyecek ve üç çocuk doğurup kraliçeler gibi ağırlanacak…
Bitmedi! Biter mi? Ordu’nun Kumru Belediye Başkanı Y. Yalçuva ilçesinde azalan nüfusu yeniden artırmak için eşsiz bir kampanya, daha doğrusu teşvikli, primli, hediyeli ve hatta abartılı bir kampanya başlattı. Buna daha doğrusu başkana göre; Üçüncü ve sonrası her çocuk için bir defaya mahsus 50 bin TL prim dağıtılacak. 8 çocuk yapanlara belediyede iş verilecek. 10 çocuk yapan ailelere sıfır kilometre araba takdim edilecek…
Büyük aile güçlü Türkiye…
Dünyada eşi benzeri görülmemiş bu kampanya için yaratıcı başkanı kutlamaktan başka çare yok bir! Kendisi bu gidişle rekorlar kitabına girer iki! Yetinmez diğer az çocuklu ülkelerce ödül ve tebrik yağmuruna tutulur üç. Bol keseden vaatleri diğer yerel yönetimlerce örnek alınır dört. Belki vekil ya da bakan yapılır beş! Çocuklar okula aç giderken, marketler bebek mamalarına alarm taktırırken, oğluna pantolon alamadığı için intihar eden babalar varken, ekonomik nedenlerle okulu bırakan çocuklar varken, aileler beslenme çantasına sadece kuru ekmek koyarken, yaşam kalitesi gün geçtikçe düşerken, başkanın “ Büyük Aile, Güçlü Türkiye!” başlıklı önerisi akla zarar da olsa, zihni sinir bir proje de olsa çok yaratıcı ve gerçekçi!
Yoksulluğun kol gezip kol kestiği, eğitimin nereden nereye getirildiği, cumhuriyetin ideallerinin, çağdaş bilimin, öğrenme arzusunun gereksiz sayıldığı günümüzde başkanın teşvik armağanları ne kadar ilgi görür bekleyip göreceğiz.
Önemli not: Bir yanda okulda, sokakta, caddede evladı katledilen annelerin, diğer yanda şehit analarının, bir yanda cumartesi annelerinin, diğer yanda Çorlu kazasında evladını yitiren annelerin, bir yanda Kartalkaya yangınında adalet arayan annelerin, diğer yanda 6 Şubat Depreminde yakınlarını kaybedenlerin, bir yanda okula sağ gönderdiği evladının cenazesini kucaklayan gözü yaşlı, yüreği yaralı annelerin; artan acıları, ürküten adaletsizlikleri varken bu özel gün nasıl kutlanır bilmiyorum…
Bildiğim o ki; Evladından haber alamayan annelerin, yavrusunu az bir süre görmek için kilometrelerece yol kateden mahkum analarının, sağlık sorunları yaşadığı için duruşmalara gelemediğinden aklı- yüreği duruşma salonlarında kalan annelerin, evlatlarından zorla koparılan annelerin, annelerinden koparılan evlatların, çocuğundan haksız yere ayrı kaldığından sevinci kursağında kalan, sevgisini sunamayan, duygusal eksiklikle baş etmeye çalışan, doğum günlerini, bayramları buruk kutlayan boynu bükük annelerin bu kadar çok olduğu ülkemizde ve günümüzde bu yazıyı yazmak bana ağır ve zor geldi doğrusu…
Söylemesem, daha doğrusu yazmasam olmazdı: Çekilen çilelerin, duyulan kaygıların, sonu gelmeyen kadın cinayetlerinin kısa sürede bitmesi dileğiyle; El tutan arka çıkan, kendini anne gibi hiseden, anne yarısı değil ana gibi davranan tüm kadınları yüreğimin tüm sıcaklığıyla selamlıyorum. Annemin şahsında yitip giden tüm annelerimizi rahmetle, minetle, özlemle anıyorum…
Son Söz Can Yücel’den; “Hayatta ben en çok babamı sevdim” diyen Can Yücel’e sormuşlar; “Peki, anneni sevmedin mi?” Can Yücel bu soruyu sorana güzel bir ders vermiş: “Anneme olan sevgimi yazacak kadar şair değilim.”
Bu söz üzerine ne yazılır, ne söylenir bilmiyor, gözyaşlarımı silmeye gidiyorum…