Neşe Doster: Cehlin cüreti ve minimum bilgiyle yapılanlar, yapılmayanlar…

-Gündem - 7 Eylül 2026 00:05

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Uzun süredir halkın gündemini meşgul eden konuları başlığa çekip altını doldurmaya çalışırsak; Ortaya çıkan tablo şu; Neleri yapmadık, niye yapmadık, yapsak ne olurdu, yapmadığımız için neleri yitirdik? Başta yoksulluk ve işsizlik olmak üzere bazı şeyleri hayata geçirmek için geç kalınması nelere yol açtı?

Neden içten, hesapsız, çıkarsız adanmışlıklara eskisi kadar itibar edilmiyor, neden yapılanlar gürülmüyor, söylenenler duyulmuyor, değerler bilinmiyor, bunlarında mı modası geçti? Niçin duygusal bagajlar artmaya, aklın çekmeceleri açılmaya, yürekte toplanan bavullar hazırlanmaya başladı?  

Neden cehlin cüreti her alanda ve anlamda bu kadar etkin oluyor? Neden minimum bilgiyle özgüven bu kadar zirve yapabiliyor? Niçin vefa, direnç, sabır, liyakat, ahlak, öngörü, sağduyu, tevazu, ölçü, sükunet, vicdan gibi olmazsa olmaz erdemler yerini gösterişe, ölçüsüz öfkeye, korku salmaya, hakaret etmeye bıraktı? Hakkı teslim etmek, yanlışa yanlış, doğruya doğru demek bu kadar mı zor? Ya da bu kadarını da beklemeyelim mi?

Gelelim eğitime… 

Okullar boşalırken, daha doğrusu hesaplı, kitaplı, planlı proğramlı boşaltılırken üniversiteliler için sponsorlar eşliğinde, biraz reklam amaçlı kariyer planlaması günleri yapılıyor. Okullar kendilerini tanıtıyor, gençlerin akılları çelinmek isteniyor, geleceğe dair renkli hayaller kurulmaya çalışılıyor. Sonuç mu? Kariyer planmasının sonucunda karşımıza neler mi çıkıyor? Sıralamaya çalışalım; Bir şekilde yolunu bulup yurtdışına gitmek, kafelerde çevre mühendislerinin garson, mağazalarda filoloji mezunlarının kasiyerlik,  restoranlarda veterinerlerin servis elemanı, özel araçlarda inşaat mühendislerinin şoförlük, radyo- televizyon- sinema mezunlarının kuryelik yaptığı, ya da büyük bölümünün “ev genci” sıfatıyla odasından çıkmadığı, moral değerlerin yerle bir olduğu Yeni Türkiye’den insan manzaraları çıkıyor.

Hal böyle iken neye mi ihtiyacımız var? 

Yetkililerden belirsiz, havada, ucu açık, göreceli, keyfi, her yana çekilebilen açıklamalar varken! Toplumsal ya da ailevi şiddetten koruyamadığımız çocuklarımızın sayısı her geçen gün artarken! Hayallerini ve umutlarını görmezden geldiğimiz gençlerimiz arayış içinde iken!  Toplumun sözde değil, özde tanım ve açıklamalara çok ihtiyacı var. Güçlü ve net sözlere ihtiyacı var. Eğitim tarihimizin yarım kalan mucizesi olan Köy Enstitüleri gibi, onun devamı olan ve hiç küçümsenmeyecek başarılara imza atan, binlerce Anadolu çocuğuna hem analık hem babalık yapan Öğretmen Okulları gibi köklü eğitim kurumlarına ve onların müfredat ve içeriklerine yönelik okullara ihtiyacı var.

Ortaöğretimden üniversiteye kadar eğitimden kopan ve okulundan ayrılan öğrenci sayısı her geçen gün artıyor. 600 binin üstünde çocuk eğitimin dışında. Masraflardaki artış, barınma ve beslenme sorunu, ailelerinin ekonomik yetersizliği başat nedenler olarak sayılıyor.

Sonra ne mi oluyor? Siyasiler, yetkililer, yönetim erbabı tarafsız ve kararlı davranmadıkları sürece yapanın yanına kar kalıyor. Olan da çocuklara, gençlere ve ülkenin geleceğine oluyor. 

Örneğin! 22 hukuk fakültesinin dekanı hukukçu değil. Boğaziçi Üniversitesi’nin son yıllardaki hali malum. Ülkemizde 15 bini burslu olmak üzere 340 bin yabancı uyruklu öğrenci eğitim alıyor ve YÖK başkanı “hedefimiz bunu 500 bine çıkarmak!” diyor. Gelenler kim mi? Ortadoğu ülkeleri tabii ki! Suriye, Türkmenistan, İran, Irak, Azerbaycan, Afganistan! Yani bizi kıskanan batıdan gelen öğrenci yok… 

Bazen vatan gurbet olur, bazen gurbet vatanlaşır.

Tekrar ara başlığa dönersek; Elbette ki anlatması buraya sığmayacak kadar kapsamlı konular ciddi analizler ve çözüm yolları bulmak şart. İşsizlik kadınlarda yüzde 12, erkeklerde yüzde 6, eğitimlilerde yüzde 17’yi bulmuşsa;  Ne diyor kapağı yurtdışına atan genç; “Bazen vatan gurbet olur, bazen gurbet vatanlaşır.”

Çözüm mü? Güç veren, el veren, yön veren, yol gösteren, hedef çizen, umutları ve hayalleri karartmayan adımlar ve atılımlar. Bu arada bakmamız gereken pencerelerin sonuna kadar açılması, yüzümüze kapanan kapıların ardına kadar açılması, demediklerimizi, diyemediklerimizi anlayan yöneticiler vb! Ben ancak binde birini yazabildim, gerisini size bıraktım… 

Not: Eğitim içeren yazılarım için, özellikle her kademedeki eğitimcilerden gelen iletilere teşekkürler…

 

BENZER HABERLER