Prof. Dr. Barış Doster: Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Gücü ve Güncelliği…
Prof. Dr. Barış Doster
dosterb@hotmail.com
GİRİŞ
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (20 Temmuz 1936); erken Cumhuriyet döneminin, en önemli dış politika başarılarından biridir. Türkiye’yi ve Karadeniz’i, huzura ve istikrara kavuşturmuştur. Türkiye; 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nda tam olarak alamadıklarını, Montrö’de almıştır.
Montrö’nün imzalanmasında, Türkiye’nin başarılı diplomasisi yanında dönemin güç dengeleri ve 2. Dünya Savaşı öncesinin artan endişeleri de etkili olmuştur. Türkiye; 1930’lardan itibaren, özellikle İtalya’dan kaynaklanan tehditlere dikkat çekmiştir. İtalya Habeşistan’a (Etiyopya) saldırınca, Türkiye’nin kaygılarında ne denli haklı olduğu, Batılı devletler tarafından bir kez daha görülmüştür. İtalya’dan başka Almanya’nın, Uzakdoğu’da ise Japonya’nın hızla silahlanmaları ve yayılmacı emelleri de Türkiye’nin lehine bir diplomatik iklim oluşmasında etkili olmuştur. Bu durum, Türkiye’nin taleplerini daha çok dikkate alan, Türkiye’nin haklı güvenlik endişelerini daha fazla gözeten, Türkiye’nin Türk Boğazlarında (İstanbul Boğazı, Marmara Denizi, Çanakkale Boğazı) silahlanmasının önünü açan bir Boğazlar rejiminin kabul edilmesinin önünü açmıştır.
TÜRK BOĞAZLARININ TARİHSEL ÖNEMİ
Türk Boğazları; tarihin her döneminde hem suyolu, geçiş güzergâhı olarak hem ticari yönden hem de askeri boyutuyla, stratejik açıdan öne çıkmışlardır. Bu açıdan çok keskin jeopolitik, stratejik, diplomatik rekabetlerin konusu olmuşlardır. O nedenle her zaman, dönemin şartlarına göre antlaşmalar, sözleşmeler, hukuksal düzenlemelerle gündeme gelmişlerdir. Bu hukuksal düzenlemeler de, doğal ve kaçınılmaz olarak, dönemin kuvvet dengesini, büyük güç rekabetini yansıtmıştır. Türkiye Cumhuriyeti öncesinde, Osmanlı Devleti de, gücü oranında bu düzenlemelere etki etmiştir.
Her zaman için, Karadeniz’e sahildar devletler, sahildar olmayan devletlere kıyasla, Boğazlarda daha fazla söz sahibi, öncelik sahibi olmak istemişlerdir. Karadeniz’e giriş ve çıkışlarda, imtiyazlı olmak, özgürce hareket etmek için çabalamışlardır. Karadeniz’e sahildar olmayan devletlerin de Boğazlardan geçişini, Karadeniz’e girişini, mümkün olduğu kadar önlemeye çalışmışlardır. Karadeniz’e sahildar olan devletlerin bu yöndeki gayretlerine karşılık, büyük devletler de Boğazlardan geçiş konusunda olabildiğince serbest bir rejimi savunmuş, sınırlamalara karşı çıkmışlardır.
Geçmişte İngiltere, sonrasında da ABD; Boğazlardan geçişte, olabildiğince serbest rejim isteyen devletler olarak bilinirler. ABD; 1830’lardan itibaren, güçlenmesine koşut olarak, tüm açık denizlerde, ister ticari, ister askeri, tüm gemilerin, savaş ve barış dönemi ayrımı olmaksızın, serbest geçişini savunmaktadır. İngiltere ve ABD’nin bu isteklerine karşılık, bir diğer büyük güç olan Rusya ise Boğazların, Karadeniz’e sahildar olmayan devletlerin ticari ve askeri gemilerine mümkün olduğunca kapalı olmasını, geçişlerin sınırlandırılmasını istemiştir.
Osmanlı Devleti; Fatih Sultan Mehmet döneminde, 1453’te İstanbul’u fethettikten sonra, Boğazlar üzerinde mutlak egemenlik kurmuştur. Güç kaybettikçe de Boğazlardaki egemenliği aşınmıştır. 1841’de Londra Anlaşması’yla Boğazlarda serbest geçiş dönemi başlamıştır. Güçsüzleşmenin sonrasında çöküş döneminde ise Osmanlı Devleti; 1. Dünya Savaşı sonrasında, Boğazlardaki egemenliğini tamamen yitirmiştir. Önce Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918), ardından Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) ile Boğazlardaki egemenliği ortadan kalkmıştır. Sevr hükümlerine göre; Boğazlar bütün gemilerin geçişine açık kılınmış, Boğazlar bölgesi, İngiliz, Fransız ve İtalyan temsilcilerinden oluşan bir komisyonun denetimine bırakılmıştır. Komisyona Osmanlı Devleti, sadece danışma anlamında görüş bildirebilecektir.
ABD’NİN MONTRÖ KARŞITLIĞI
Belirtmek gerekir ki, yıllardır Montrö’yü esnetmek, delmek ve devre dışı bırakmak için fırsat kollayan ülkelerin başında ABD gelmektedir. ABD’nin; Karadeniz’de kalıcı olarak bayrak göstermek istediği bir dünyada, Karadeniz’in; yıllardır, Montrö sayesinde huzur ve istikrar bulmuş bir deniz olduğunu unutmamak gerekir. Montrö delinirse, Karadeniz’de Rusya – ABD gerilimi kaçınılmaz olur. Bu durum en fazla Türkiye’yi kaygılandırır ve zor durumda bırakır. Rusya – Türkiye ilişkilerini gerginleştirir. Karadeniz’de NATO üyesi olan ülkeler, Türkiye, Romanya ve Bulgaristan’dır. ABD’nin; NATO üyesi olmayan Ukrayna ve Gürcistan’a verdiği büyük destek bilinmektedir. ABD’nin yanı sıra Avrupa Birliği de, Ukrayna ve Gürcistan’ı Rusya’ya karşı desteklemektedir.
Montrö; görmezden gelinecek, ihmal edilecek, yok sayılacak, sıradan bir sözleşme değildir. Lozan’da, Türk Boğazları üzerinde istediğini tam olarak elde edemeyen Türkiye’nin; 1930’ların ikinci yarısında, 2. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde, dönemin kuvvet dengelerini başarıyla kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti topraklarının askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime çok stratejik bir bölümünde, açık ve kesin egemenliğini sağlayan çok önemli bir sözleşmedir. Bu açıdan da Lozan’ı tamamlamıştır. Montrö’nün ne kadar önemli, ne denli vazgeçilmez olduğu, hem 2. Dünya Savaşı’nda hem Soğuk Savaş boyunca hem de Soğuk Savaş’ın ardından görüldüğü gibi, son olarak, Şubat 2026’da 5. yılına giren Rusya – Ukrayna Savaşı’nda da görülmüştür. Atatürk’ün diplomatik dehasının eseri olan ve Türkiye’nin, 2. Dünya Savaşı öncesinde, itibarını, saygınlığını, güvenilirliğini pekiştiren bu sözleşme, ABD’nin baskısıyla tartışmaya açılırsa, Rusya’nın çok sert tepki vereceği kesindir.
Montrö’yü tartışmaya açanların sıklıkla gündeme getirdiği Boğazlardaki gemi trafiği sorunu da, geçerli bir sav değildir. Birincisi, Karadeniz’e sahildar ülkeler arasında Türkiye ve Rusya hariç, büyük bir devlet, yüksek ticaret hacmine sahip bir ülke yoktur. İkincisi, son yıllarda Boğazlardaki gemi trafiğinde istikrarlı bir düşüş var. Bunun pek çok nedeni bulunmaktadır. Rusya – Ukrayna arasındaki savaştan enerji naklinde boru hatlarının daha çok öne çıkmasına, Batının Rusya’dan enerji ithalini çok büyük ölçüde kesmesinden petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) taşıyan tankerlere daha az ihtiyaç duyulmasına kadar pek çok neden sıralanabilir. Önümüzdeki yıllarda Avrupa ve Asya arasında yük taşımacılığında demiryollarının ağırlığının daha da artmasıyla (Çin’in Kuşak Yol Projesi bu konuda büyük yatırımlar öngörmektedir), Boğazlardaki gemi trafiği daha da azalacaktır. Üçüncüsü, Türk Boğazları dünyanın en yoğun tanker geçişi yapılan boğazları arasında değildir. Hürmüz Boğazı, Malakka Boğazı, Süveyş Kanalı, Bab’ül Mendeb Boğazı’nın gerisindedir. Bir diğer ifadeyle, Türk Boğazları; stratejik önemi çok büyük, ama gemi trafiği o kadar yoğun olmayan suyolu olarak bilinirler.
MONTRÖ ÖNCESİNDEKİ TARTIŞMALAR ve MONTRÖ’NÜN KAZANIMLARI
Montrö’de müzakereler başlamadan önce, 1936’da, Türkiye ve Sovyetler Birliği, konferansa sunulacak metnin taslağı üzerinde görüş birliği sağladıkları halde, Moskova; müzakereler sırasında fikrini değiştirmiştir. Karadeniz’e sahildar olmayan devletlerin savaş gemilerinin Türk Boğazlarından geçişini engellemeye çalışmıştır. Dahası, Türk Boğazlarını, Türkiye ve Sovyetler Birliği’nin birlikte savunması gerektiğini söylemiştir. İngiltere ise Sovyetler Birliği’nin bu teklifleri karşısında, “Öncelik Türkiye’nin güvenliğidir” tezini savunmaya yönelmiş, hem Sovyetler Birliği’nin taleplerini engellemek için hem de Avrupa’da yükselen Almanya’nın yarattığı tehdide karşı, Türkiye’nin tezlerini yakın bir siyaset izlemiştir.
Ankara; dönemin koşullarında, Moskova ve Londra arasındaki büyük tutum farkını başarıyla kullanmış ve istediği sözleşmeyi taraf devletlere kabul ettirmiştir. 1936’da Montrö’ye imza atan Sovyetler Birliği; bir süre sonra, Montrö müzakerelerinde gündeme getirip de kabul ettiremediği önerilerini, bir kez daha gündeme getirmiş, Montrö’ye taraf olan devletlerden daha fazla haklara sahip olmak amacıyla Türkiye’ye, iki devlet arasında bir antlaşma yapmayı önermiştir. Moskova’nın bu önerisini Ankara kesin bir dille reddetmiştir. Reddederken de, Montrö varken, başka sözleşmeye (ister iki taraflı, ister çok taraflı) gerek olmadığını belirtmiştir. Bu yönde bir adım atmanın, Montrö’yü gereksiz yere tartışmaya açacağını vurgulamıştır.
Anımsatmak gerekir ki, Lozan’da, Türkiye’nin Boğazlar bölgesindeki egemenliği ilkesel olarak kabul edilmekle beraber, bu egemenliği sınırlayan bazı hükümler vardır. Boğazlar bölgesi askerden arındırılmıştır. Türkiye; askeri güç olarak İstanbul ve çevresinde 12 bin kadar asker bulundurabilecektir. Boğazlardan geçiş rejimiyle ilgili yönetim ve denetim, başkanı Türk olan Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun yetkisine verilmiştir. Montrö’de Türkiye; Boğazlar konusunda Lozan’da kabul edilen kısıtlayıcı düzenlemelerden kurtulmuştur. Türkiye; 1994’te yeni bir Boğazlar Tüzüğü çıkarmış ve Boğazlardan serbest geçiş konusunda önemli kurallar koymuştur.
Montrö; ticaret gemileri için, barış ve savaş zamanlarında, bazı farklar öngörmekle birlikte, herhangi bir ödeme yapmaksızın, geçiş serbestliği ilkesi içerir. Savaş gemilerinin geçişi hususunda, Karadeniz’e sahildar olmayan devletlerin, bazı tür savaş gemilerinin (uçak gemileri, denizaltılar ve belirli bir boyutun üzerindeki büyük savaş gemileri) geçişini yasaklar. Karadeniz’e sahildar olmayan devletlerin savaş gemileri ve yardımcı gemileri, belli sınırlamalara uymak kaydıyla, Karadeniz’e geçebilirler. Karadeniz’de en fazla 21 gün kalabilirler. Söz konusu devletlerin, bu süre zarfında, Karadeniz’de bulundurabilecekleri savaş gemilerinin sayısı ve toplam ağırlığı ayrıntılı olarak saptanmıştır. Savaş gemilerinin geçişinde savaş zamanı – barış zamanı, Türkiye’nin savaşa taraf olup olmaması, Türkiye’nin kendini yakın bir savaş tehdidi altında hissedip hissetmemesi gibi ayrıntılı hükümler vardır. Montrö; bu kurallar konusunda çok açıktır. En küçük bir muğlaklık, belirsizlik, yoruma açık durum yoktur.
SONUÇ
İsveç ve Finlandiya’nın katılımıyla üye sayısı 32 olan NATO’nun Doğu Avrupa’da, Balkanlarda, Karadeniz’de güçlenme çabalarını, bu kapsamda ABD’nin Romanya ve Polonya’ya önemli görevler vermesini, bölge ülkelerindeki üslerini artırmasını, Yunanistan’da yaptığı büyük askeri yığınağı, ABD – İsrail ikilisinin İran’a saldırılarını düşünürken, Montrö’nün ne kadar önemli olduğu daha iyi anlaşılır. Çünkü ABD; Karadeniz’e sahildar olmadığı halde, Karadeniz’de kalıcı olarak bulunmaya, “NATO Deniz Gücü” adı altında, Montrö hükümlerini delmeye çabalarken, önündeki en büyük engel Montrö’dür.
Günümüzde, Rusya ve Ukrayna arasındaki savaştan ABD’nin NATO’yu da kullanarak Karadeniz’de kalıcı olarak bayrak gösterme çabalarına dek, bölgedeki onca soruna rağmen, Karadeniz’de denge, istikrar, huzur ve güvenlik kurulabilmişse, budurum, Montrö’de kurulan rejimin eseridir. Montrö; o kadar güçlü, öylesine sağlam bir sözleşmedir ki, kazara, istemeden, emrivakiyle bir savaşa girilmesini engellemesi yanında, sadece Türkiye’ye, Karadeniz’e sahildar devletlere değil, tüm bölgeye istikrar getirmiştir. O nedenle Montrö’yü tartışmaya açmak, Türkiye’nin; Türk Boğazları üzerindeki kesin ve açık egemenliğini tartışmaya açmaktır.
-
Neşe Doster: Cehlin cüreti ve minimum bilgiyle yapılanlar, yapılmayanlar…
-
Prof. Dr. Barış Doster: Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Gücü ve Güncelliği…
-
İtalya’yı yenen Filenin Sultanları Avrupa Şampiyonu
-
Rusya’nın Berlin Büyükelçisi: NATO ile savaş istemiyoruz
-
Türkiye ve 7 ülke, İsrailli Bakan Katz’in Gazze açıklamalarını şiddetle kınadı
-
Slovakya Cumhurbaşkanı Pellegrini: Avrupa Birliği şu anda iyi durumda değil
