Prof. Dr. Barış Doster: Atatürk, hangi tarihsel koşullarda doğdu?

-Gündem - 30 Ağustos 2026 11:41

Prof. Dr. Barış Doster

dosterb@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Mustafa Kemal Atatürk ve o nesil, Osmanlı Devleti’nin, yarı sömürge oluşuna ve işgal edilişine tanıklık eden kuşaktır. Devletin, avuçlarının içinden, vatan topraklarının ayaklarının altından kayıp gittiğini görmüştür o kuşak. O kahramanlar kuşağının askerlik eğitimi ve gençlik yılları, vatanın, milletin, devletin geleceğini düşünmekle geçmiştir. 

Dönem, çokuluslu imparatorlukların yıkıldığı dönemdir. Dünya, hızla Birinci Cihan Harbi’ne gitmektedir. Nesnel koşullar, Devlet-i Aliyye’nin aleyhinedir. Ne Tobruk’da, Derne’de, Bingazi’de örgütlenen direniş, ne Çanakkale’deki destansı kahramanlık ve büyük başarı, ne de Yemen’de, Sarıkamış’ta, Sina Çölü’nde verilen yüzbinlerce şehit, imparatorluğu bekleyen sonu değiştirebilmiştir. 1911’de İtalyanlara karşı Trablusgarp Harbi’yle başlayan, 1912- 13 yıllarında Balkan Savaşları’yla devam eden, 1914- 18 yılları arasında Birinci Dünya Savaşı’yla noktalanan savaşlar sonucu devlet yıkılmış, vatan toprakları parçalanmış, başkent İstanbul dahil ülkenin önemli bölümü işgal edilmiştir. Halk perişan, örgütsüz, umutsuz, yoksul ve yılgındır. 

İşte bu koşullarda çıkmıştır Samsun’a Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da. “Vicdanımda milli bir sır gibi sakladım” dediği Cumhuriyet için verilecek Kurtuluş Savaşı’nı böyle bir ortamda başlatmıştır. Sırasıyla Amasya Tamimi’nin, Erzurum ve Sivas Kongrelerinin hazırlıklarını yaparken, milleti örgütlemek ve milli orduyu kurmak için de çalışmıştır Anadolu’da. 

Sivas’tan yola çıktığında üç külüstür otomobilden ikisinin lastiği paçavralarla doldurulmuştur. Atatürk’ün bindiği arabanın benzin ve lastiği ise borç parayla alınmıştır. Bu zor koşullar altında, “manda ve himayeye hayır” kararı da Sivas’ta kabul edilmiştir. Tüm vatansever örgütler, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla tek bir çatı altında Sivas’ta birleştirilmiştir. Heyet-i Temsiliye Sivas’ta kurulmuş, Mustafa Kemal Paşa da bu heyetin başkanlığına yine Sivas’ta seçilmiştir. 

BÜYÜK MİLLET, GAZİ MECLİS, KAHRAMAN ORDU

23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkenin her tarafından gelen temsilcilerle, ulusun geleceğine ilişkin kararlar alırken, Gazi Meclis’in emrindeki kahraman Türk Ordusu da düşmanı yurttan kovmuştur. 9 Eylül 1922’de, dağlarında çiçekler açan İzmir’in düşman işgalinden kurtulmasıyla savaşın silahlı evresi sona ermiş, Türk Milleti; emperyalizme asla unutamayacağı bir ders vermiştir. 

Ama asıl savaş şimdi başlamaktadır. Yokluğa, yoksulluğa, cehalete, geriliğe, bağnazlığa karşı savaş çok daha çetin geçecektir. Genç Cumhuriyet; aydınlanma, çağdaşlaşma, kalkınma savaşına çok daha zor koşullarda girecektir. 

Henüz Lozan Barış Antlaşması’nın imzasından önce ve Cumhuriyet’in ilanından evvel 17 Şubat- 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi, genç Cumhuriyet’in, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik konusundaki kıskançlığının ilk işaretlerini vermiştir dünyaya. “İktisatsız istiklal olmaz” diyen Gazi Mustafa Kemal, askeri ve siyasi zaferlerin, iktisadi zaferlerle tamamlanmadıkları takdirde kısa sürede sönüp gideceklerinin bilincindedir. Genç Cumhuriyet’i, kendi deyimiyle bir “ekonomi devleti” olarak yapılandırmakta kararlıdır. 

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilir. Dünyada, diğer sıfatları yanında “başöğretmen” sıfatı taşıyan tek lider olan Atatürk, bir yandan kara tahta başında milletine yeni harflerle okuyup yazmayı öğretmekte, bir yandan geometriden askerliğe çok farklı alanlarda 300’den fazla yabancı kelimeye Türkçe karşılık bulmaktadır. Bir yandan da vatandaşlar için Yurttaşlık Bilgisi kitabı yazmaktadır. Dil ve tarih çalışmalarıyla bizzat ilgilenen, vaktinin önemli bölümünü ülke toprakları dışında kalan Hatay’ın anavatana katılması için harcayan Atatürk’e göre “Cumhuriyet fazilettir”. 

CUMHURİYET, KAMUCULUK VE PLANLAMADIR

Devrimler yoluyla çağdaş, aydın, özgür bir toplumun, bağımsız ve güçlü bir ülkenin altyapısı hazırlanırken, hızla sanayileşen Türkiye; dönemin en hızlı büyüyen üç ülkesinden biridir. Milletleşirken devletleşen, devletleşirken milletleşen Türk halkı, “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” diyen Atatürk’ün önderliğinde, Cumhuriyet’in 10. yılını büyük bir coşku ve özgüvenle kutlamıştır.

Okullar açılmakta, fabrikalar kurulmakta, yurdun dört bir yanı demir ağlarla örülmektedir. Halk evleriyle, halk odalarıyla, millet mektepleriyle, köy enstitüleriyle Anadolu; yüzyılların karanlığından uyanmakta, yurttaş olmanın bilincine varmaktadır. Genç Cumhuriyet; İran’dan Afganistan’a dek tüm İslam dünyasına, mazlum milletlere, azgelişmiş ülkelere örnek olurken, Batının da saygısını kazanmaktadır. Türkiye’nin kalbi Ankara; Atatürk’ü ziyarete gelen yabancı devlet başkanlarını, kralları, prensleri, generalleri ağırlamaktadır. 

“Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir” diyen Atatürk’ün Türkiye’si, kurtuluş ve kuruluştan sonra başardıklarıyla da azgelişmiş ülkelere ilham vermiştir. Atatürk’ün tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik konusundaki kıskançlığı, ödünsüzlüğü, duyarlılığı tüm dünyada takdirle karşılanmıştır. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın sözcüsü olan gazetelere İrade-i Milliye ve Hakimiyet-i Milliye adlarını vermesi tesadüf değildir. Anadolu’nun bağımsızlığı için savaşan güçlere Kuvayı Milliye, Sivas’taki örgüte Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti denmesi rastlantı değildir. 

ATATÜRK’ÜN GENÇLİĞE EMANETİ: CUMHURİYET

Atatürk’ün, Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndaki dört önemli tarihin her birini bir toplumsal kesime bayram olarak hediye etmesi de çok anlamlıdır. TBMM’nin açıldığı 23 Nisan tarihinin ulusal egemenlik bayramı olarak kutlanması ve çocuklara armağan edilmesi, geleceğin büyüklerine duyulan güveni ve düşen sorumluluğu ortaya koymaktadır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın başladığı 19 Mayıs’ın gençlere, Büyük Zafer’in kazanıldığı 30 Ağustos’un kahraman orduya, Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim’in millete armağan edilmesi Cumhuriyet’in iddiasının da kanıtlarıdır. Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’i, “Yolumu yorulmadan takip edeceksiniz” dediği gençlere emanet etmesi, büyük önderin devrimciliğini, çağdaşlığını ve kararlılığını göstermektedir.   

Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşı ve Türk matbuatının cesur kalemlerinden Falih Rıfkı Atay’ın genç kuşaklara yönelik şu sözleri, bugün de güncelliğini, geçerliliğini korumaktadır. 

“Gençler, bizim çektiklerimizi çekmemek ve bu halka bir daha çektirmemek için siz de Atatürk’ü unutmayınız. Mustafa Kemal bizimdi, Atatürk sizindir”. 

 

BENZER HABERLER