Prof. Dr. Barış Doster
dosterb@hotmail.com
ABD Başkanı Donald Trump; geçtiğimiz ay Ankara’da yapılan NATO zirvesinde, Türkiye’ye, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, F 35 savaş uçaklarının Türkiye’ye satışının önünün açılması ve milli teknoloji ürünü Kaan uçakları için gereken motorların tedarikine ilişkin umut verici sözler etmişti. Henüz sözünü tutmadı.
Trump’ın özelliğidir bu. Güvenilir ve öngörülebilir bir lider değildir. Diplomasiye de tüccar gibi bakar. Pazarlık yaparken eli en yüksekten açar. Kurumlar arası görüşmeleri, müzakereleri, münasebetleri ve klasik diplomasiyi değil, kişisel ilişkileri, ikili görüşmeleri ve lider diplomasisini sever. Günü gününü tutmaz. Bir gün övdüğünü, diğer gün yerin dibine sokar, aşağılar, azarlar, hatta hakaret eder.
ABD’NİN AKDENİZ’DEKİ ADIMLARI
Türkiye’ye verdiği sözleri tutmayan ABD; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne (GKRY), 1987 yılından beri uyguladığı silah ambargosunu, 2020’de yumuşatıp kısmen kaldırdı, 2022’de ise tamamen kaldırdı. Bununla da yetinmeyen ABD; 2024’te GKRY ile askeri işbirliği anlaşması imzaladı, liderini Beyaz Saray’da misafir etti. 2024’te ABD’den silah almasının önü açılan GKRY; Fransa’yla da ilişkilerini daha da geliştiriyor son dönemde. Kıbrıs’ın güney kesiminde iki İngiliz üssü varken, ABD gerektiğinde bu üsleri kullanıyorken, ABD ve Fransa, GKRY ile ayrı ayrı üs anlaşmaları imzaladılar. GKRY’nin İsrail’le ilişkileri de gayet iyi, Katar’la da. Yunanistan ve Fransa arasındaki ilişkiler de son yıllarda hayli sıcak.
Tüm bu somut gelişmeler ortadayken, Türkiye; Mavi Vatan hassasiyetini büyük ölçüde yitirdi. Sondaj gemileri, sismik gemileri, Akdeniz’in doğusundan çekildi.
Bu gelişmeler arasında en can sıkıcı olanı, KKTC’yi resmen devlet olarak tanımayan Orta Asya’daki 4 Türk devletinin (Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan), Avrupa Birliği’nin parasal desteği karşılığında, GKRY ile ilişkilerini geliştirip, büyükelçilik açmaları oldu. Bu tanımayla, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni, tüm adanın temsilcisi olarak ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tanıdıklarından, kendileri aksini iddia etseler de, KKTC’nin varlığını reddettiler.
Kim ne derse desin, hangi açıdan bakılırsa bakılsın, dost ve kardeş bu 4 devletin tutumu, sadece onların vefasızlığıyla, Türkiye’nin bu konudaki hassasiyetine karşı saygısızlıkla izah edilemez sadece. Bunun yanında, Türk dış politikasının başarısızlığını da görmek gerekir. Türkiye; Kıbrıs konusu gibi, en haklı, en meşru olduğu bir konuda bile, değil başkalarını, eğer Türk devletlerini bile ikna edememişse, ikna edememek şöyle dursun, bu devletlerin GKRY’yle ilişkilerini geliştirip, büyükelçilik açmalarını önleyememişse, bu Türk dış politikası adına büyük bir başarısızlıktır.
Akdeniz’deki başarısızlık, Kıbrıs’tan ibaret değil üstelik. Dahası da var.
SURİYE’DE TÜRKİYE’Yİ DIŞLAYANLAR KİMLER?
Suriye konusunda Avrupalıların düzenledikleri toplantılardan Türkiye ısrarla dışlanıyor. Türkiye’nin fikri sorulmuyor. O kadar ki, Arap dünyasında en yakın müttefikimiz olan, topraklarında üs kurduğumuz, önemli varlıklarımızı sattığımız Katar bile, Doğu Akdeniz’deki enerji projelerinde Türkiye’yi dışlayan hamlelerin parçası olmaktan, Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’yle işbirliği yapmaktan çekinmiyor.
Eski başbakan, eski dışişleri bakanı, eski AKP Genel Başkanı ve feshettiği Gelecek Partisi’nin lideri Ahmet Davutoğlu’nun, hızını alamayıp, “Ortadoğu’da bizden habersiz kuş uçmaz”, “Ortadoğu’yu sokak sokak, karış karış biliyoruz”, “Kurulmakta olan Ortadoğu’nun sahibi, öncüsü ve sözcüsüyüz” dediği, ABD nam ve hesabına taşeron olmaya heves ettiği günlerden bugüne, Suriye’de çok şey değişti. Rejim değişti. İktidar değişti.
Peki soralım biz istediğimizi alabildik mi?
İsrail, son olarak Suriye’de kuzeydeki İdlib’in doğusunda bulunan Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na saldıran İsrail, PKK – PYD – YPG terör örgütünün destekçisi İsrail, Suriye toprağı olan Golan Tepelerine çöken, canı istediğinde Suriye’ye saldırıp, tanklarını yürüten İsrail, Suriye’yi dörde bölmek (Kürt, Alevi, Arap, Dürzi şeklinde) isteyen İsrail; istediklerini aldı. Alıyor.
Türkiye’ye karşı hayli sert sözler eden, arkasında ABD’nin büyük desteği olan, Avrupa’nın üç büyük gücünün de (Almanya, İngiltere, Fransa) desteğini arkalayan İsrail; bu cesareti sadece arkasındaki emperyalist ülkelerden mi alıyor? Yoksa bu desteğin yanında, Türkiye’nin Türk dünyasındaki, Arap alemindeki etkisizliği de İsrail’i cesaretlendiriyor mu?
Bu soruyu yanıtlarken, İsrail’in Azerbaycan’la ilişkilerinin düzeyini de dikkate alırsak, daha doğru bir yanıt vermiş oluruz.