Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Gazeteci Arslan Bulut, sahte tez yazımını Yeniçağ gazetesinde köşesine taşıdı. Dedikleri şudur: Türk akademisyenleri niteliksiz ve küresel liglerde gerileyen bir tablo içindeler. Bunun yanında yazdıkları makale ve kitapların çapı da bir o kadar düşük.
Türkiye, Nijerya ve Hindistan’ın ardından şaibeli sahte tez yazdıran üçüncü ülke konumundadır.
Düşünebiliyor musunuz, ülkemizde doktor, doçent ve profesörlerin yüzde sekseni sahte tezlerle oralara gelmişlerdir. Ülkenin çöküşünü neden buralarda aramıyoruz.
Denilen şudur: İlim de ne imiş yeter ki benim cemaatimden veya mezhebimden olsun veya ideolojimden. Mesele bu kadar mühim. O halde ülkemizde bu ülkenin yazar çizerlerin kitaplarını kim okur veya kitaplığına koyar? Zagor veya Tomix kadar kıymetleri yoktur.
Bunun yanında ülkemizde kâğıt fiyatları yüz de yüz arttıysa, burada işin içinde bir oyun olduğunu anlayabiliriz herhalde.
Milletimizi sayım zamanı sayılmaktan başka hiçbir şeye yaramayan bir güruha çevirdiler. Elimde anketlerim var: Lise mezunu bir genç okuduğunu anlamıyor, anlasa da anlatamıyor. Ben bu halden bizarım!
Türk tarihçilerinde kültür anlayışı bilimsel değil hamasidir. Cılız bir belgeyle alt yapı oluşturuyorlar, yığınla belgelerin reddi pahasına. Hele ki İslam tarihçileri! Böyle bir durum tarihi konularında utanmazlıktır.
Bir örnek vermek istiyorum: Allah Resul’ünün tevatür bir hadisi vardır: “Size iki ağır emanet bırakıyorum, birisi Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri!…İşte dananın kuyruğu burada kopuyor. Peki, nedir bu diğeri?
Altı sahih hadis kitabından beşi; yani “Buhari, Müslim; Davut, Nesei, Tirmizi” Ehl-i Beyt diyor. Yalnız Ahmet Hambel’in “Müsnet”i sünnetim diyor. Hatta meşhur “İbn-i mace’de” Ehl-i Beyt’im diyor.
Şimdi beşini reddedip birine sarılmak neyin nesidir?
Anadolu Müslümanlarını neden kandırıyorlar? Peygamberin sünnetini eksiksiz olarak Onun Ehl-i Beyt’inden başka kim bilebilir. Sünnet sünnet diye ortada dolaşanlar bunu bilmezler mola? Hele Türk birliğini istiyorlarsa?
Rahmetli araştırmacı yazar Necdet Sevinç Bey’in övündüğü şaheser bir kitabı var. Ömrünü vermiştir o kitaba. “Osmanlı’nın yükselişi ve çöküşü” diye bir kitap.
Kitap, binin üzerinde kaynak kitap ve makalelerden mütevellit.
Bu kaynaklarda Osmanlı’yı Türk’ü biçen bir klik olarak tanıtır. Şöyle diyor: “Enderun paşalarının kanları depreştikçe; “sultanım, düşmana sefer edeceğim” deyip, orduyu Anadolu içlerine sokarak, akıl almaz katliamlara girişirlerdi. Padişah durumu öğrenince hemen o meşhur yalana sarılırlardı: “Sultanım, Yörük-Kızılbaş taüfesi, şevketlü sultanımızın canına kast etmek üçün hazırlıkları vardı, onları ortadan kaldurduk.”
Hülasa, ordu kendi milletinin başına bela kesilmişti.
Bunlardan birisi de Cağaloğlu Sinan Paşadır. Düşünebiliyor musunuz, Türk insanı kendi devleti tarafından bitirilmek istenmektedir. Enderun mezunu soysuzlar Osmanlı devletini diledikleri müddetçe yaşatacaklardı, çünkü bu devlet onların nimet ve saltanat kaynağı idi.
Eğer birinci dünya savaşı çıkmasaydı, Osmanlı zaten Türk’ü bitirecekti. Sevinç’in kitabı akıl almaz belgeler sunuyor. Belge çok ama nasıl inanalım, vicdanımız elvermiyor. Heyhat ki durum böyle!
Devletin yapısı bozulur ama o devlet ilkelerini koruyorsa kendini yeniliyor demektir lakin ilkelerini yitirir yapısını koruyorsa o devlet yıkılıyor demektir. Hükümetlerin kanunlara uymayışı bir ilkesizliktir. Bozulma zaten böyle başlar.
Hukuksuz hükümetleri kovan halkın sesidir ve aydınların direnişi!