Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Nikita Kuruşçev; Stalin’e “aptal” demiş. Bu konu Çin devlet adamlarının zoruna gitmiş. Stalin’e aptal demek bir sosyalist ülkenin otuz yıl bir aptal tarafından idare edilmesi demektir. Ne demek oluyor yani?
Bir ülkenin halkının kendi ülkesinin idarecilerinden donanım istemeleri onların hakkıdır ama donanımı onaylamaları gülünçtür; çünkü donanım nedir bilmiyorlar ki.
Bizim ülkemizde halk yöneticilerinin donanımını onaylıyor. Ortada bir fiyasko var. Halk donanımı tanımıyor ama onaylıyor. Bu demektir ki; o ülkeyi kimin yönettiğine aldıran yok. Aptal veya deha, namuslu veya hırsız.
Bunun sebebi tarihidir. Türk tarihinde bizim halkımız İslam’dan önce “Kara Budun”du. Yani sıradan, cahil halk. İslam’dan sonra “Reaya” idi yani “sürü!” Yalnız Atatürk zamanında vatandaş oldu, onun ölümüne kadar. Halkımız idarecilere karşı hep duyarsız kaldı. Onların her şeyini onayladı. Sanki onaylamazsa ne yazar?
Türkiye cumhuriyetinin dışında bütün ülkelerde, ister; krallık olsun ister demokrasi. Hükümetlerin aldıkları veya verdikleri yanlış karalara o ülkenin halkı direniyordu ve devlet o kararı geri çekiyordu, hatta halktan özür diliyordu. Bizim ülkemizde ne mümkün. Seken beş milyon yürüse bile devlet geri adım atmaz. Eğer atarsa devlet vasfını kaybedermiş. Devlete bak! Şöyle bir sözü de halka belletmişler: “Emir demiri keser!” Utanç ki ne utanç!
Anlayış bu olduktan sonra her tarafta hukuk fakülteleri açılmışta ne olmuş yani?
Yanlışlarımız sevimlidir; çünkü iyi niyetimizden doğmuştur. O halde yeni sevimli yanlışlara hazır olalım. Bir kısmımız ele geçirmişiz onu korumanın mücadelesini veriyoruz, bir kısmımız da ele geçirme mücadelesi.
Peki, mücadele ettiğimiz şeyin vicdanımızla ve onurumuzla ilişkisi nedir?
Soracağımız şu sorunun cevabı, mücadelemizin vicdanımız ve onurumuzla ilişkimizi ortaya koyacaktır.
“Onurumuz ve vicdanımız; hangisini kaybedersek biz ölmeliyiz?” Değişik cevaplar verilebilir lakin ikisini de kaybetmeyelim. Gel gör ki; ya onurunuz ya vicdanınız, birini seç diyorlar. Bu topraklarda ne kadar zor bir şey bu. Dünya sistemini takip edenler bunu bilir. Bizi şuna hazırlıyorlar. Ya onurunuz ya vicdanınız!
Şimdi sevgiliye konuşmanın zamanı geldi. Ey Sevgili biliyor musun, derin seçiciliğimizi elimizden aldılar, biz mecbur bırakılanlardanız. İlahi bu nasıl bir imtihan, seç seçebilirsen.
Dünya sisteminin son amacı tercihleri kaldırmaktır. Bakınız neyi diyorlar: “Biz neyi uygun görürsek, o, odur!” Şerefiniz ve vicdanınız, biz ikisini de size uygun görmüyoruz. Bu sözün denilecek günleri insanlığın bir kısmı özlese bile biz, Allah’ın izzetine ant içen onurlu insanların sohbeti yudumlarız.
Türk tarihinde “hedef” kelimesini ilk kullanan Atatürk olmuştur. “İlk hedefiniz Ak deniz!” Bunun dışında hükümet liderlerinin kullandığı hedef kelimesi kopyadır, kutlama konuşmalarıdır. Konuşmacının kendisi bile inanmıyor. Laf kalabalığı!
Hedefsiz ülke ama en acısı “hedefteki ülke’ Türkiye!
Ülkemizde hükümetlerin hakkı ile halkın hakkı bir birine karışmamalı. Halkın oy hakkı var, hükümetlerin bileğinin hakkı. Olsun hak haktır. Böyle değip geçelim.
Peki, hükümetlerin hedefi yok, ya muhalefetin? İsmet paşanın muhalefet için verdiği ders başlığı şöyledir: “Muhalefet, hükümeti onaylamamaktır!” Ya hükümetin hakikaten milli bir hedefi varsa? Neylersin, işte ülkemizin hali melali
Şunu demek zorundayım: Vatandaşın hedefi vardı hem de masumdu. “Evladımı gerekirse gömleğimi satıp okutacağım!” İroni yapmak istiyorum: Adam senin gömleğini kim alır zaten ter kokuyor.