Tuğçe Tatari
tugcetatari@gmail.com
Bu yeni fazda farklıların aynı, aynıların farklı olduğunu daha çok göreceğiz ve konuşacağız. Ne kadar parlak, ne kadar ünlü, ne kadar yüksek konumlu varsa, çoğu önümüzde aynılaşacak, göreceksiniz. Keşke bu kadarını da görmeseydim diyorum ben bazen, sizin de dediğinize eminim…
CHP’nin “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi (Fotoğraf: Can Öztürk/T24)
Bazen insan kendini koca bir kara deliğe bakarken buluyor.
Bu kadar şaibeli, hileli, kandırma ve sandırma üzerine kurulu bir ortamda anlık bir tükenmişlik hissiyle, “Şuraya yaslanayım, biraz soluklanayım” deme lüksün yok. Dayandığın o duvar da seni bir saniyede yutar. Ki yutuyor, yuttukları ortada!
Düşünüyorum, ya herkes tek bir merkezden yazılmış senaryonun gönüllü figüranı ya da hepimiz topluca algımızı, belleğimizi, değerlendirme yetimizi kaybettik. Bu koşullar altında makul düşünme gücünü yitirmiş bir kalabalığa da küçücük bir “mış gibi” görüntüsü, algısı vermeniz yetiyor gibi görünüyor.
Düşünsene, karşında dev bir çoğunluk var. Söyledikleri, yaptıkları, üzerinde durdukları ve hatta sustukları, görmezden geldikleri bile aynı sözcüklerin tekrarı gibi duyuluyor…
Açıkçası, 23 yıllık AK Parti deneyiminin ve yıllarca üzerimizde sürdürülmüş algı operasyonlarının ardından şimdi çok başka bir evrede olduğumuzu düşünüyorum.
Görüntülerin bu kadar flulaştığı, iyinin bir dakikada kötüye döndüğü, tüm bildiklerimizin aslında koca bir yanılsamadan ibaret olduğu, “babana bile güvenmeyeceksin” dedikleri bir dönem.
Uzmanların ‘geçiş dönemi’ adını verdikleri ve tüm dünyayı benzer sancılarla vuran ve aslında arkasından gelecek döneme hazırlık olarak tanımlanan bu süreci, ülkenin medeniyet ölçüsü küçüldükçe yaşadıklarının vahametinin artmasıyla benzerlerinden ayırmak gerektiği görüşündeyim.
Bazı temel hak, özgürlük ve koşulların, insani düzeyde dahi olsa yürürlükte olduğu bir ülkeyle yaşadığım sancıyı asla denkleştiremem çünkü!
Türkiye son dönem tüm olumsuzluklarının yanına bir de CHP’ye yönelik hak gaspları ve devlet müdahalesiyle sarsıldı.
19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması…
Hemen akabinde CHP’ye açıktan verilen “İmamoğlu’ndan vazgeç ya da elinde ne varsa alırım” gözdağı, gerçekten de çok kısa bir süre içinde yangını CHP’nin merkezine taşımalarıyla sonuçlandı.
CHP belediyeleri tek tek ele geçiriyorlar, geçirmeye de devam edecekler gibi…
İstanbul İl Başkanlığı’na da bir kayyım atadılar.
Esas tehdit pek tabii ‘mutlak butlan’ sopasıyla Genel Merkez’e uzanma temayülü.
İstanbul İl Başkanlığı kritik bir konuydu, ne oldu şimdi tam olarak anlayabileniniz var mı?
Hem kayyım var hem de görevden alınan başkanın yeniden seçilmesine müsaade edildi.
Ne yaşandı sahi orada, “CHP’nin başına gelenler hukukun meselesidir siyasetin değil” adlı bir piyes mi yoksa devlet aygıtları CHP’nin üzerinden çekilecek mi?
Karar vermek zor…
Ama tabii insan sorgulayan bir yapı, sorgulamak da iyidir, tavsiye ederim.
Mesela ister istemez sorguluyorum…
YSK’nın kritik müdahalesinden sonra bakıyoruz “Yargı bağımsızlığını ispatladı” diyeninden, “O yanlış kararları satın alınmış kirli bir azınlık aldı”ya varan memnuniyet ibarelerine geçtik. Oysa daha birkaç gün önce “Türkiye’de yargı bağımsız değildir” deniyordu.
Maalesef bizim de çok uzun yıllara dayanan bir vatandaşlık tecrübemiz var, muhataplarımızı da gayet iyi tanıyoruz.
O yüzden de sormadan edemiyoruz; bu öyle hızla değişebilen, bir günden bir güne kirlenip temizlenebilen bir yapı mı, kadrolar o kadar akışkan mı?
Açıkçası, ben köyün delisi rolünü çoktan kabullendim. Bir zamanlar aynı şeyleri konuştuğum büyük bir kalabalık vardı. Baktığımda derdimiz ortak, isyanımız bir, itirazımız aynıydı. Muhaliftik bu sisteme ve muhalefet ettiğimiz şeyin ne olduğunu çok iyi biliyorduk.
Şimdi ise işler çok farklı. Bir CHP medyası var, bir AKP medyası var; geriye, ikisinin de dışında, bağımsız kalan birkaç kişi, bir iki medya kurumu. Ha “Kürt medyası yok mu?” derseniz olmaz olur mu hiç? Sadece bu konuya ilgileri düşük, barış süreci ve olası etkileri dolayısıyla da Ortadoğu üzerine daha yoğun çalışıyorlar.
Neyse, lafı uzattım yine.
Haberler iyi, yargı bağımsızmış!
YSK’nın son iki kararıyla bunu öğrenmiş bulunuyoruz, neyse ki, çok şükür!
Ya bağımlı olsaydı, o zaman yanmıştık işte!
Üstelik bir anda öyle bir atmosfer oluştu ki Cem Küçük de hukukun üstünlüğü konusunda referans alınır bir adres oluverdi.
Bakıyorum, yayınlarda “o da söylüyor bakın” diye birbirlerine örnek gösteriyorlar.
Evet evet CHP medyasında oluyor bunlar.
Bu yeni fazda farklıların aynı, aynıların farklı olduğunu daha çok göreceğiz ve konuşacağız şüphesiz.
Ne kadar parlak, ne kadar ünlü, ne kadar yüksek konumlu varsa, çoğu önümüzde aynılaşacak, göreceksiniz.
Keşke bu kadarını da görmeseydim diyorum ben bazen, sizin de dediğinize eminim.
Zaten bu ülkenin hâlâ burada yaşamaya, üretmeye, konuşmaya direnen muhalif azınlığı için bu tablo çok daha yıpratıcı olacak.
Muhakkak iyice dışlanacağız.
Ama gerçekleri görmeye ve yazmaya da devam edeceğiz.
Can çıkmadan umut tükenmez, mutlaka bir yerden sonra yokuşlar yukarıya doğru ivmelenecek.
Ama siz yine de şimdiden sevinebilirsiniz, bakın yargı bağımsızmış!