“Türkler Kâbe’yi Bombaladı” iftirasını atanlardan yeni iftira!

-Siyasî Analiz - 17 Eylül 2026 15:08

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

HÜRRİYET GAZTESİ ŞÖYLE BİR BAŞLIK ATMIŞ: BIRAKIN ATEİST İFTİRASINI “TÜRKLER KÂBE’Yİ BOMBALADI” BİLE DEMİŞLERDİ!

Hürriyet Gazetesinde yukarıda naklettiğimiz gibi bir manşet atılmış!

Dışişleri Bakanlığı, Husilerin Mekke’ye yönelik drone saldırısını şiddetle kınamış!

İfade aynen şöyle: “Husilerin, kutsal Mekke şehrini hedef alan İHA saldırısını şiddetle kınıyoruz.”

İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve AKP Sözcüsü Ömer Çelik de saldırıyı lanetlenmişler!

Husiler (Ensarullah)’ın askeri sözcüsü Yahya Seri ise Mekke’ye saldırı iddiasını yalanlayarak; “Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarda yalnızca petrol tesislerini ve askeri üsleri hedef aldıklarını, kutsal mekânlardan tamamen uzak bir strateji izlediklerini” söylemiş.

Husiler (Ensarullah) böyle bir şey yapmış mıdır veya yapabilirler mi?

Yoksa bu işi Husiler’ e (Ensarullah’a) karşı İslami cepheyi güçlendirmek, mesela Mekke Anlaşması’nın taraflarını yanına çekmek için Suud yönetimi kendisi yapmış olabilir mi?

Unutmayın ki; Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlıyı arkadan vuran Hicaz Emiri Hain Şerif Hüseyin de UKAZ gazetesinde Türklerin Kâbeyi bombaladığına dair bildiriler yayınlatmıştı.

İlk bildirisinde şöyle diyordu Hain Şerif Hüseyin:

“…İttihadçı bir kumandanın emriyle halkın üzerine ve Kábe’ye top ateşi açıldı. Kutsal Hacer-i Esved’in bir ve üç metre ilerisine iki mermi düştü. Kábe’nin örtüsü, bu mermiler yüzünden alev aldı. Vaziyeti gören halk, ateşi söndürmek için Kábe’nin üzerine tırmanmaya çalıştığı sırada askerler topları yeniden ateşlediler ve masum halktan birçok kişi şehid oldu. Halk günler boyu Harem-i Şerif’e giremedi ve Kábe’de namaz kılınamadı. Hicaz halkı işte bu gibi sebeplerle ve İslam’ın geleceğini böyle kişilerin ellerine bırakmamak düşüncesiyle artık bağımsızlığını ilan etmeye karar vermiştir. Gücünü imanından ve kahramanlığından alan halkımız, yeni kahramanlıklarını tarihin sayfalarına altınla nakşedecektir! 26 Haziran 1916”(*)

O sebeple Mekke’ye saldırı olayını sağlıklı analiz etmek gerekir ki; Husiler’in Mekke’yi İHA’ larla bombalamalarında nasıl bir çıkarları olabilir?

Prens Selman’ın Husiler’e karşı ABD ve Pakistan’dan yardım istediğine ilişkin haberler çıktı Türk medyasında.

O sebeple hükümetin çok dikkatli olması gerekiyor.

Suriye bataklığından sonra bir de Yemen bataklığına sokmamak gerekir devleti.

TRT repertuarında yeteri kadar Yemen Türküsü zaten vardır, fazlası gerekmez.

***

İnsanlar Genelde Siyasi Meşruiyet Kazanmak için “Dini Sembolleri” Kullanıyorlar! Tarih Bunlara Şahittir!

Hicaz emiri Şerif Hüseyin’in de 1916 yılındaki bildirisinde, Osmanlı birliklerinin Kâbe’ye ateş açtığı iddiası yer alıyor. Ancak tarihsel yöntem açısından bu gibi beyanların bağımsız askerî kayıtlar tarafından ayrıca doğrulanmadan “oldu” denilemez.

Bu tür ifadeler çoğu zaman siyasi meşruiyet sağlamak için kullanılır. Benzer şekilde kutsal mekânların bombalandığı yönündeki anlatılar da kimi çalışmalara göre propaganda amaçlı abartılar olabilir. Bu nedenle tarihçi için esas soru “ne oldu” kadar “kim, bu iddiayı hangi amaçla ve hangi bağlamda ortaya attı?” olur.

Dini semboller üzerinden meşruiyet arayışı 1916’da da belirgindi, günümüzde de zaman zaman benzer örnekler görülüyor. Buradan hareketle, benzerlik kurmak mümkündür fakat her bağlamın kendi siyasi koşulları içinde ayrıca incelenmesi şarttır.

1916 Hicaz isyanında Şerif Hüseyin, Osmanlı’yı dini meşruiyete aykırı davranmakla suçlayarak kendi hareketine dini dayanak sağlamaya çalıştı. Hatta bildiride “Kâbe’ye saldırı” iddiası da yer alır; fakat tarihçi için bunun bağımsız doğrulaması ayrı bir iştir. Dönemin daha geniş bağlamında ise İngiliz desteği, Haşimi hedefleri ve isyanın siyasi propagandası birlikte düşünülür. Bugüne gelirsek, farklı çatışma alanlarında kutsal sembollerin söylemsel kullanımı benzer kalıplar gösterebilir; ancak her olay kendi birincil belgeleri içerisinde değerlendirilir!

1916’da Şerif Hüseyin’in bildirilerinde kutsal mekânlar üzerinden meşruiyet devşirme çabası belirgindi. Bugün de dini semboller zaman zaman siyasî anlatılarda kullanılıyor, fakat her olay kendi bağlamında, birincil belgeler ve bağımsız tanıklıklarla ayrıca değerlendirilmelidir. Böylece benzerlik iddialarını belgeye dayalı biçimde tartışır, doğrulanmamış kısımları ise iddia olarak tutarız. Bu yaklaşım hem tarihsel hem de güncel olaylara bakarken daha sağlam bir zemin sağlar.

1916’dan 2026’ya bakarken dini semboller ve kutsal mekân söylemleri farklı aktörler tarafından siyasî meşruiyet arayışına eklemlenebiliyor. Bununla birlikte 2020’deki Netanyahu–Bin Selman–Pompeo temaslarına dair iddialar tamamen kesinleşmiş bir “ortak proje” şeklinde sunulmamalı.

1916’daki dini meşruiyet dili ile günümüzdeki güvenlik, mezhep ve kutsal mekân söylemleri arasındaki benzerlikler incelenebilir ama her bağlam kendi kanıtlarıyla değerlendirilmelidir.

Kısacası, dini değerler için her şeylerini feda eden Husiler (Ensarullah)’ın Kâbe gibi kutsallık kazanmış bir mekâna bu saygısızlığı yapması pek mümkün gözükmüyor!

Ayrıca bu ümmet gerçekten kutsallarına bu denli sahip çıksaydı, Kabe’ye ilk saygısızlık yapan Emevi emiri Yezit b. Muaviye’ye de haddini bildirirlerdi. Ama hala dahi ona müminlerin emiri gözüyle bakanların sayısı da az değildir!

___________________________________

(*) Hürriyet’in haberi için buraya tıklayınız!

 

BENZER HABERLER