Han Ayvaz Adıgüzel
hanayvazadiguzel@gmail.com
Bizim ideoloji ve teori kültürümüz var mı? Bu bir yana; ideoloji ve teori kültürü nereden alınır, bu da ayrı bir mesele. Devrimler tarihini iyi incelemek lazım. Tarihin konu ettiği üç büyük devrim vardır. “Fransız devrimi, Rus devrimi ve İran devrimi!”
Bunların alt yapıları çeşitlidir ama ortak noktaları tektir. Sefalet!
Bizler, ideoloji ve teori kültürümüzü büyük oranda edebiyattan aldık, bundandır duygusalız. Duygu iradenin rakibidir. Biz tarihimizi dizilerden ve tarihi romanlardan öğreniyoruz. Pedagojide böyle öğrenmeler “öğrenme eğrileri” denir. Sonra gel de düzelt düzeltebilirsen.
Bu tür öğrenme anne-bebek ilişkisidir, böyle bir tarzdır. Anne, çiğner ve çocuğunun ağzına verir o da onu yer. Yediğinin ne olduğunu bilmez bile. Bezelye midir, et midir, ekmek midir vb. midir? Yumuşak, kolay ve zahmetsiz!
Çocuk yediğini emdiği memeye eş tutuyor. İşte bizim öğrenmemiz böyle başladı. Meme! Çocukluğumuz ve gençliğimiz meme emmekle geçti. İroni yapmak istiyorum, sanki şimdi nerede o eski fincan memeler.
Günümüzün gençliği ne emiyor bilinmiyor, onlar ne anlamış memeden? Futbol ve selefi!
Aşık, sevgiliyle oturuyor ama ne yazık ki oynamasını bilmiyor heyhat!
Aşklarımız günahlarımız mıdır? Hristiyanlığın bir kolu olan “jigatel” mezhebi buna evet diyor. Hatta diyor ki: “İlk günahımız hayata gelişimizdir, bundan kurtulmanın yolu insanın kendisini yakmasıdır!”
Demek oluyor ki kimin sevgilisi varsa o günahkardır. Peki, İslam ne diyor? Çocuk günahsız doğar! Ve yine İslam mistisizminde: “Sevgilisi olmayanın Allah sevgisi yalandır” sohbetleri de vardır. Mecnun Leyla’dan Allah’a ulaştı, Kerem Aslı’dan Kamber Arzu’dan!
Bakınız, Allah’ın bile sevgilisi var. “Habibullah!”
Jegitel inancı ve İslam! Şimdi tercih zamanı! Şair ne diyor: “Ey sevgili! Cenk başlar düşer başlar, tercihin kimden yana?”
Sevgiliyi arama mukaddes bir ülküdür. Gün akşam oldu bile.
Tekrar başa dönelim, Türk milliyetçiliğinde kök ve hareket meselesi üzerinde konumuzu sürdürelim. Kök, tarihi ve bilimseldir, hareket, sahip olduğu duygularla beslenir. Kök, tarihi olduğundan, sıcağı-soğuğu görmüş çelikleşmiştir.
Mesela: Demiri kızdırırlar nar yaparlar sonra soğuk suya sokarlar. Bunu üç-beş kez tekrar ederler. Artık o demir bir çeliktir.
Türklüğün serencamında ve serüveninde bunu görebilirsiniz. Savaşlar, seller, depremler, işgaller, katliamlar, esaret, parçalanmalar, kardeş kırgını, korkular din adamlarını ihaneti, sultanların ihaneti, partilerin ihaneti, aydınların ihaneti vb. vb. Bunlar kor ateştir, nardır. Millet bunları gördü, yaşadı. Telef olma pahasına ayağa kalktı, çelikleşti.
Kök, tarihi ve bilimsel olduğu için sağlamdır. Peki, ya hareket?
Hareket, bilincin, derin tabakalarında oluşur ve özgürlüğü millete taşır, onu canlı kılar. Gel gör ki Türk milliyetçiliğinde hareket hep devşirme kaldı, bundandır yaralar alıyor.
Devşirmeyi geniş tabanlı anlamak gerek. Bu geniş anlamaların içinde şunları da başa tutturmak lazım. Hareket, tarikat ve cemaatlere kapılarını açtı. Sultanlar ve şeyhler üzerinden milliyetçilik yapıyorum sandı. Milliyetçilik adına neredeyse ülkeyi böleceklerdi. Allah kahretsin.