Dil Yâresi…

-Genel - 28 Aralık 2017 12:52 A A

Cahit Kılıç

cahitkilic@tanyerihaber.com

6 Ağustos 2010 tarihinde yazdığım ve HaberX’te(*) yayımladığım “BİRAZ DİL BİRAZ SİYASET” başlıklı yazımın, dil ile ilgili olan ilk bölümünü aşağıya alıyorum.

Kars Alpaslan Lisesinde o dönemde okuyan bizlerin öğretmeni olan, Sayın Remzi Laçin hocamızla değindiğimiz dil konusuna, belki bir nebze ışık tutar ümidiyle…

***

Eskiler “Memleket, seçim sathı mailine girdi” derlerdi…

Kanaatimce lâf ola torba dola bir sözden başka bir şey değildir; “Ülke seçim eğik düzlemine girdi!” Artık ne demekse…

Ağzımız alışmış bir kere memleket demeye… Yahu, Türkiye memleket değil; cumhuriyettir. Memleket Arapça olup, açıkça melikin mülkü demektir. Yani kralın ülkesi… Memleket kralın mülkü, halk da kralın tebaasıdır. Tıpkı “El Memleke El Arabiya El Saudiya” da olduğu gibi: Suudi Arabistan Krallığı…

Biz, Osmanlı tebaası olmaktan çoktan çıktık. Türkiye, bir cumhuriyet, halkın bizzat kendisi tarafından yönetilen bir ülkedir; memleket değildir…

Gerçi, bendeniz hep ülke diyorum. Hem Türkçe olmasından haz alıyor; hem de “galat-ı meşhur” da olsa verdiği rahatsızlıktan kaçmış oluyorum.

Dilimize yerleşmiş Arapça, Farsça ve Batı dillerinden birçok sözcüğü (bakınız kelime demedim) söküp atmak mümkün olmadığı gibi, dilimizin birer parçası olmaları hasebiyle karşı da değilim. Yeter ki yanlış kullanmayalım; anlam yitimine uğramasınlar.

Hoş, özbeöz Türkçe konuşma taraftarı olanlar da bir türlü vazgeçemiyorlar ya!

***

Farkında olmadan (ayırtına varmadan) her Allah’ın günü yüzlerce yabancı kökenli sözcüğü günlük konuşmalarımız arasında gene yüzlerce defa tekrar ediyoruz.

Gittikleri sinemadan, oturdukları bardan, Boğazdaki mekânlardan, saçlarını kestirdikleri kuaförden büyük keyif alıyorlar…

Arabalarımızı, otobüslerimizi, kamyonlarımızı, minibüslerimizi süren kişi şofördür. Uçaklarımızı kullanan kaptan pilot, hizmet eden kadın hostestir. Uçağın içinde pilot ve hostes kabini vardır. Uçak içinde servis yapılmaktadır. Üstelik havada uçarken her daim türbülans riski de vardır.

Zamanımız veya vaktimiz ve de bütçemiz el verdikçe tatile çıkarız. Denizde ve havuzda yüzeriz. Zengin olanımız yatlarla mavi tura çıkarlar. Fakirlerimiz de küçük sandallarla veya motorlarla sahile yakın bölgelerde deniz sefası sürerler. Tatilimizi mümkün oldukça zevk ve sefa içinde sürdürmeye çalışır; huzur içinde evimize ve işimize döneriz.

Şehrin mücavir alanlarında inşaatlar yapar, şantiyeler kurarız. Hazır beton santralinden betonlarımızı transmikserlerle getiririz. İş makinelerimizi operatörler kullanır. Mesai saatlerimiz esnektir. Amelelerin başında kalfalar, onların üstünde de teknikerler ve mühendisler vazife yaparlar…

Çalıştığımız şirketin patronu çok dürüst bir insandır. Asla helâl malına haram katmaz…

Büyük Millet Meclisimizin divan kâtibi, kaymakamımızın tahrirat kâtibi vardır. İş yerlerimizde kısım şefleri, onların üstünde de müdürlerimiz emir verirler.

Ülkemiz bir hukuk devletidir. Mahkemelerimiz, hâkimlerimiz, avukatlarımız ve barolarımız vardır. Adli davalarımızı onlar takip eder, karar verir ve adaleti sağlarlar.

Gecenin bir vaktinde karanlık caddede yürürken; ansızın lambalar yanıverdi…

Dün gece bir hadiseden dolayı asabım bozuldu, tansiyonum yükseldi…

Geçirdiğim kalp rahatsızlığı nedeniyle doktorlar hemen ameliyat kararı verdiler. Bir hafta sonra da açık operasyon yaptılar…

Artık açık ameliyatları dijital kameradan takip etmek, bir teknolojik nimettir…

***

Dilimizde ne kadar çok yabancı sözcüğün olduğunu ve bunları günlük konuşmalarımızda ne kadar sık kullandığımızı göstermek için rastgele cümleler kurdum. Yabancı kökenli ama vazgeçmemizin mümkün olmadığı sözcükleri de koyultarak yazdım. Başka yüzlerce örnek daha bulabiliriz.

Bir de dili yozlaştırma boyutu var.  O da ayrı bir dert…

Meselâ “meslekdaşı” “meslektaş” yaptık… Ses uyumu meselesidir diye…

Red yerine ret diyoruz…

Vatandaş oldu yurttaş…

Arkadaş, yoldaş, sırdaş vs. bakalım ne zaman taş olacak… Ses uyumu izin verse belki de hemen olacak…

Bakınız, takdiri taktir diye yazanlar da çoğaldı…

Memorandumu önce memo yaptık. Sonra bilgi notu diye Türkçeleştirdik. Not da Türkçe olmayınca andıç uydurduk… Onu da halk benimsemedi…

***

Referandumu yazacaktık aslında… Yani Halk Oylamasını… Sathı mail çekti bizi dil ukalalığı burgacına getirdi…

 


(*) Sekiz yıl köşe yazarlığı yaptığım ve binden fazla makalemin yayımlandığı HaberX İnternet sitesinde yenilenme çalışmaları var. O yüzden link veremiyorum. Yazımı da eski bilgisayarımın arşivinden buldum…

-Genel - 12:52 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.