Neşe Doster: Dilek mi, çağrı mı?
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Yazın dünyasında artık geleneksel hale gelen alışkınlıklardan biri de; Yeni bir yıla girerken adet ve adetten olduğu üzere, eski yılın muhasebesini yapmak, dönüp arkaya bakmak, keşkeleri ve iyi ki’leri sıralamak, sağlıktan eğitime, yoksulluktan işsizliğe, emeklilerin çilesinden emekçilerin sıkıntılarına, kadın cinayetlerinden çocuk haklarına, örselenmiş hayatlardan susturulmuş seslere, her alanda ve anlamda azalan adaletsizlikten topyekûn hissedilen yorgunluğa kadar akla gelenleri sıralamak…
Bitmedi. Biter mi? Yine uzun zamandır sınavlarla sınanan halkımızdan yalnız cüzdanları değil, umutları da tükenen yurttaşlarımıza, kalmaya değil, göçe zorlanan gençlerden, “giderlerse gitsinler” denilen hekimlere, sessiz sokaklardan suskun kadınlara, tedirgin gençlerden temkinli yaşlılara, emeğin yok sayılışından cesaretin kırılmasına, emekçinin alnındaki terin görmezden gelinmesinden, kadınların öldürülmesine kadar sırta binen ve bi türlü inmeyen yüklere yönelik ne yazılsa eksik kalacağını bilerek yine ve yeniden yazmak…
Yetinmemek; Gençler geleceğini başka ülkelerde aramasın, kadınlar sokaklarda korkarak yürümesin, emekliler market market indirim kovalamasın, çocuklar okula aç gitmesin, büyük umutlarla okuyanlar duvarda asılı diplomalarına bakıp iç geçirmesin, anneler ağlamasın, babalar üzülmesin, öğretmenler atansın, fabrikalar kapanmasın başlıklarını açmaya çalışmak, ama yetmeyeceğini bilmek…
Sonra da giden yıl omuzlarımıza çok ağır yükler bindirip gittiği için hangi birinden başlamalı acep diye iç geçirerek, yoksulluğun kemirdiği sofralardan mı, adaletsizliğin gölgesinde kısalan hayatlardan mı, susturulan seslerden mi, hayata geçmeyen hayallerden mi, örselenip bitirilen umutlardan mı, çocukların gülümsemesini bile çok gören uygulamalardan mı, babalarına, annelerine, eşlerine hasret kalanlardan mı, susturulan seslerden mi söz etmeli diye bitmeyen soruları ardı ardına sıralamak…
Hal böyleyken susarak değil direnerek, az korkup çok nefes alalım, sonra da uyanarak dileklerimize bakalım…
Keşke 2026 sosyal devletin, hukuk devletinin, dayanışmanın güven ortamının, ötekileştirmeyen dilin, nezaketin, insan haklarının, çocuk haklarının, kadın haklarının, emekçi ve emekli haklarının, hayvan haklarının, eğitime ve sağlığa erişilebilirliğin daha çok dikkate alındığı bir yıl olsa…
Keşke bu yıl ilim, bilim, emek, şefkat, vicdan, kültür, çevre, doğa, ağaç, çiçek, bitki orman, yeşil gibi sözcük ve kavramlara daha çok sahip çıkılsa, hiç kıyım olmasa…
Keşke bu yıl ata mirası, emek mahsulü, cumhuriyetin kaleleri sayılan kurum ve kuruluşlar daha çok korunup kollansa, çok az kalanlar keşke kapatılmasa…
Keşke bu yıl kadere razı olmak yerine akılla, bilinçle, yerinde kararlarla yazgıyı belirlemek, az korkup çok nefes alabilmek için umut kapıları zorlansa…
Keşke bu yıl gereksiz konulara ve konuşmalara fazla alan açıp, anlam yükleyenler yerine hayata, olaylara, dayatılanlara katlanabilir bir ortam oluşsa, yönetim erbabından halka öğretici, düşündürücü, sevindirici açıklamalar gelse, öfke bu kadar serbest dolaşmasa, itirazlar bu kadar sessiz kalmasa…
Keşke bu yıl çocuklar çocukluklarını, gençler gençliklerini, kadınlar haklarını, emekliler hak ettiklerini doya doya yaşasa, yaşayabilse. Yine çocuklara yönelik şiddet, ihmal ve istismar artık görülmese. Okula beslenme götürmedği için eğitimini yarım bırakan, devamsızlıktan sınıfta kalan, eve kapanarak kardeş bakımı ve ev işlerini üstlenen, ya da çalışmak zorunda kalan çocuk işçiler artık haberlere konu olmasa…
Keşke bu yıl; “Evde oturmak için mi okuduk? Tüm günü bilgisayar başında iş arayarak geçiriyoruz, imkanımız olmadığı için birbirimizle kafe yerine park ve evlerde buluşuyoruz, her geçen gün umudumuz tükeniyor.” diyen genç işsizlerin hayalleri, düşleri, umutları gerçekleşse. Geniş tanımlı işsizliğin 11 milyon 890 bin olması yetkilileri düşündürüp, harekete geçirse…
Keşke bu yıl kadın katliamları, şüpheli kadın ölümleri, balkondan düşerek ölümler(!) birbiriyle yarışmasa! Keşke 2025 yılında erkekler tarafından öldürülen 260 kadının, şüpheli ölümle dosyası kapatılan 267 kadının korunan katilleri iyi halden salınarak, cinayetler teşvik edilmese…
Keşke bu yıl derste, toplantılarda, ekranlarda, toplu ulaşım araçlarında, evde, lokantada, hatta sokakta başını kaldırmadan cep telefonuna kitlenenler aşağıda sırlananları dikkate alsa!
Çünkü bilimsel gerçekler şunu söylüyor…
Bunca bağımlılık insani bağları azaltıyor, çevreyle iletişimi kesiyor, göz ve söz temasını bitiriyor, dikkati dağıtıyor, kabul görme hissini zayıflatıyor, zoraki sohbeti yüzeyselleştiriyor, karşı tarafa ‘ben sevilmeye değer değil miyim?’ sorusunu sorduruyor, “Aynı yerdeyiz ama seninle değilim, seni dinlemiyorum, seninle duygusal bağım yok, bedenimle burada olsam da zihnen burada değilim” hisleri giderek yayılıyor. Bilimsel gerçeklerden sonra soru şu? Tüm sıralananların yanıtı evet mi? EVET…Bir evet de şu küçük alet bize dünyayı getiriyor ama bizi de yakın çevremizden ve kendi dünyamızdan koparmıyor mu? Yan yana da olsak, karşı karşıya da otursak, kalabalıklar içinde de bulunsak, telefon sayesinde yalnız ve telefona kitlenerek ve çevremizden koparak yaşamıyor muyuz? (Bu durumda yola devam mı, tamam mı demek bize kalmış, en azından karşımızda birileri varken!)
Zorunlu açıklama: İçimden geçenleri eski ve yeni yıl köprüleri kurarak kağıda dökmeye çalıştığım; “İnsan neden yazar?” içerikli yazıma son derece kıymetli, yol gösteren, yaz dedirten, teşekkür amaçlı ve kutlama içeren yorumlar geldi. Tabii ki yazıp konuşan taraf olmanın avantajları ve dezavantajları vardır. Emek verir, çaba harcar, okur, araştırır, dinler, bütçe ayırır, gözünüzü yorar, ortaya birşeyler koyar, sonuçta da ya takdir görür, ya da beğenilmezsiniz. Bu arada okurların ve dinleyenlerin size açtığı ufuk, araladığı perde, zorladığı kapıları çok önemsediğinizi de asla unutmazsınız. Çünkü yazmanın, paylaşmanın, okunmanın da bir yolu, yordamı, yöntemi, faturası vardır, günü gelince teşekkür etmek, dile getirmek, isim vererek ödemek gibi…
-
AB’nin Doğu Akdeniz’deki enerji projesi jeopolitik ve finansman engelleriyle karşı karşıya
-
İsrail’in Ebu Zuhur’u vurmasıyla tansiyon nasıl tırmandı?
-
Almanya Başbakanı Merz’den İsrailli Bakan’a kınama
-
Ukrayna’da Zelenskiy’nin danışmanlarına yolsuzluk operasyonu
-
Meta davası: Instagram ve Facebook’un çocukları bağımlı hale getirdiği öne sürüldü
-
Furkan Vakfı’na operasyon: Alparslan Kuytul ve eşi Semra Kuytul gözaltına alındı
YORUM BIRAK
YORUMLAR
-
Göksel Basmacı 5 Ocak 2026 10:14Sayın Hocam, keşkelerinize yürekten katılıyor ve gerçekleşmelerini diliyorum. Güzel şeyleri konuştuğumuz, yazdığımız bir yıl olması dileğiyle. Yeni yılda da bıkmadan, usanmadan sergileyeceğiniz fikir mücadelesi için şimdiden teşekkür ederim. Saygılarımla.
-
Arzu Kihtir 5 Ocak 2026 10:14[10:09, 05.01.2026] Neşe Doster: Ellerinize, yüreğinize, beyninize sağlık, harika bir yazı daha 👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻💐💐
-
Aysel Boy 5 Ocak 2026 10:13Günaydın canım öğretmenim, keşkelerin hepsine yürekten katılıyorum. İnşallah herkesin mutlu olacağı bir yıl yaşarız. Çok sevgiler. Emeğinize yüreğinize sağlık. 💜😘
-
Cahit Kılıç 5 Ocak 2026 09:20Değerli Hocam, son paragrafı okudum.
Sizin her yazınız, zaten bir bilgi birikiminin, entelektüel olmanın da çok üstünde gerçek bir aydının verdiği emeğin ürünüdür. Türkçeye, daha doğrusu yazı diline bihakkın vakıfsınız. Ülkenin ve toplum kesimlerinin sesi olan bir aydın misyonu üstlenmiş, özellikle eğitim konusunda yol gösterici bir deneyim sahibi kanaat önderisiniz.
Onun için gönlünüzü ferah tutun. Sizin topuğunuza tırmanamayacak nice cahiller bu ülkede köşe yazıyor!
