Neşe Doster: Emeğin ve yeteneğin un-ufak edildiği günümüzde gel de yazma…(2)
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Emeğin ve yeteneğin un- ufak edildiği sistemde; Susarak da çok şey anlatan, geçmişin tozlu raflarını gün yüzüne çıkaran, kültür birikimini tarih bilinciyle yoğuran, birikimini deneyimini, yaratıcılığını toplumsal yarara dönüştürenleri nasıl öne çıkarmazsınız?
Gücünü, tutkusunu, yerelliğini, evrenselliğini, tarih bilincini, çağdaşlığını, cömertliğini, öncülüğünü bütünleyen, onaylatan, dönmeyen, dönüşmeyen aydınlarımızı nasıl yazmazsınız?
Benliğiyle, kimliğiyle, sevinciyle, üzüntüsüyle, umuduyla, yalnızlığıyla baş eden, öncü ve örnek olan, içinde fırtınalar koparken dışarıya yansıtmayan, duvarın arkasında dururken bile öz denetime sahip olan, üreten, dostluklara önem veren, kırgınlıklarını saklayan, eleştirilere açık olan geniş yürekli kişileri nasıl anmazsınız?
Yine içimizi döktüğümüz, üzüntümüzü, derdimizi, coşkumuzu, umudumuzu, tasamızı, telaşımızı paylaştığımız, çaktırmasa da anlayan, yol gösterip arka çıkanları nasıl paylaşmazsınız?
Emeğe, bilgiye, birikime, kültüre, yeteneğe değer veren, köşe dönmeciliğe, soyguna, talana, ranta, çıkara, üretimi öteleyip tüketimi önceleyenlere arkasını dönen, nedenini nasılını açıklamaya çalışırken kahkaha ve gözyaşları arasında gidip gelen, dostluklara sarılan ve önem verenleri nasıl hatırlamazsınız?
Bazen öğretmen, bazen öğrenci, her daim usta -çırak olanlar…
Söyledikleri kadar söylemediklerinin de ardında duran, sessizliğine bile anlam yüklenen, yüzünün, bakışının, duruşunun gerisindeki mesajı kavradığımız, evini, yüreğini, arşivini notlarını önümüze sermekten kaçınmayan, bazen öğretmen, bazen öğrenci, bazen usta çırak, bazen dost/ arkadaş olanlara nasıl sahip çıkmazsınız?
Ülkenin ve dünyanın sorunlarına ilgi duyan, gündemi izleyen, okuyan, yorumlayan, tartışan, değerlendiren, malda- mülkte gözü olmayan, ama kültüre özenen ve imrenen, başarısını asla büyütmeyen, abartmayan, sessiz sedasız yaşayan, karşılık beklemeden paylaşan, bazen kara kara düşündüren, bazen iç dünyamızda kelebekler uçuşturanları nasıl sahiplenmezsiniz?
Hele de yaratıcı gücünü her düzlemde kanıtlayan, tepkisini ortaya koyarken; Yorumlarıyla, eleştirileriyle, önerileriyle aydın sorumluluğunu da yerine getiren ve bunun bilincinde olan, okuduklarını ve anılarını sakınmayan; “Ben şimdi bu üretken kalemin hangi yanını yazıp öne çıkaracağım?” diye sizi diye kıvrım kıvrım kıvrandıranları nasıl yazmazsınız?
Paylaştığı eşsiz anları, keyifli sohbetleri, ilginç anıları değerli alıntılarla süsleyerek yazan, hayatı ve insanları kucaklayan, düşündüklerini ve gözlemlerini hayata geçiren, bu uğurda çaba veren, savaş veren, engellemeler karşısında geri adım atmayan, cezalandırmalara pabuç bırakmayan ve yokluğuyla öksüz bırakanları nasıl dile getirmezsiniz?
İçinde ve yüreğinde biriken sevinçlerini, toplumsal dayanışmayı, sonsuz duyarlılığını, dinmek bilmeyen coşkularını, yer yer endişelerini, ama en çok da umutlarını, insan şefkatini ve sıcaklığını bakışlarına ve düşüncelerine yansıtırken; “beni de düşünenler var mıdır?” diye de hüzünlenen o özel insanları nasıl anmadan, geçersiniz?
Meğer altını çizdiklerim, aklımdan ve yüreğimden hiç silinmeyenler ne kadar çokmuş…
Yaşadıklarını, hissettiklerini, gözlemlerini, duyduklarını, acılarını, düşlerini el vererek, ivme katarak, yüreklendirerek, arka çıkarak, dokunarak inşa ederken o ilmek ilmek dokunan yapının harcına sevgi, tutku, emek ve birikim katanları nasıl yok sayarsınız?
Ufkun ötesini görenleri, idealleri esas alanları, kültürel zenginliğini sahiplenirken paylaşanları, ülkesinin değerlerinin altını çizerken dünyayı işaret edenleri, böylece insandan çıkıp insanlığa yönelenleri nasıl görmezden gelirsiniz?
Tarihi, coğrafyayı, doğayı, toplumu, kültürü, geleneği; sanatın koruyan ve kollayan kollarıyla yoğururken kendi olabilen, kendi kalabilen, sahici, samimi ve yalın olanları nasıl görmezsiniz?
Yetenek, çalışma azmi, iş tutkusu, sevgi, saygı, enerji, cesaret, yaratıcılık, direnç ve bu uğurda verdiği kavgalar derken ilk akla gelenleri nasıl örnek almaz ve tanıtmazsınız?
Verdiği savaşımla, gösterdiği çabayla özne olan, mücadelesi sona erdiğinde, köşesine çekilmek yerine yeni hedefler koyan, yeni riskler alan, daima derin sularda yüzen, günü gelip gittiğinde de gözleri, yüreği, genzi yakanları nasıl özlemezsiniz?
Yazıp paylaştıklarıyla dünyayı kucaklayan, kalbinin yarısı ülkesinde, diğer yarısı dünyada olan, böylece evrene açılan, haksızlığa, eşitsizliğe, sömürüye, baskıya karşı direnen, hak edenleri yücelten- taçlandıran, yaşamayı yazmaya dönüştürürken bazen bir ırmak gibi gürül gürül akan, bazen öfkesini, hüznünü, kahkahasını, bırakıp gidenleri derin ah’lar çekerek ve gözleriniz dolarak nasıl anmazsınız?
2 bölümlük yazı dizimi bitirirken bir not düşeyim; Duruşunu bozmayan, ödün vermeyen, esen rüzgarlara kapılmayan yazarlarımız, aydınlarımız, sanatçılarımız varken niye yazılmasın? Bu yazdıklarım okura bir şey ifade eder mi, etti mi, edecek mi bilmiyorum. Ama bildiğim o ki bana çok şey öğretti, hatırlattı ve kattı…
-
Cezair Cumhurbaşkanı Tebbun, 2,5 yıl sonra Türkiye’de
-
Eren Keskin’e Almanya’da İnsan Hakları Ödülü verilecek
-
Dünya Sağlık Örgütü’nden hantavirüs açıklaması: ‘Bu bir pandemi başlangıcı değil’
-
Danıştay’dan Akbelen kararı: Milas’taki acele kamulaştırmalar durduruldu
-
Vize muafiyeti: Türk vatandaşlarına hâlâ yok, Suudilere var
-
Trump etkisi: Avrupalıların ABD’ye güveni azalıyor
