Neşe Doster: Güvenlik duvarları yıkılırsa…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Kadın ve Kars konulu yazılardan sonra günün ve haftanın anlam ve önemine uygun bir yazı yazmak gerekirse konu çok gündem yoğun, yazı günümüz az diyerek giriş yaparız!
Öncelikle ve özellikle altını çizmeliyiz ki; Bu kadar yoğun ihmalle, ihanetle, suistimalle birleşen olaylar, başımıza gelenler, hesaplı kitaplı adımlarla getirilenler, bundan sonra getirilecek olanlar, yaşadıklarımıza dolaylı dolaysız neden olanlar belleğimize değil, yüreğimize kazınıyor…
Kurumsal çürümeye, ahlaki depreme, sadakat yerine liyakatin esas alınmasına bakınca! Batık aile şirketlerini kurtarma operasyonlarına siyasetin alet edilmesini görünce! Korkuyu, tehdidi ve cezayı önceleyerek aynı anda dolaşıma sokmanın nelere kadir olduğunu anlayınca! Bağlılık testinden yüksek puanla geçmenin, kısa sürede sadakat zinciri inşa etmenin hangi kapıları açtığına şaşırmadan ama üzülerek tanıklık ettik.
Ceza, şantaj, ödül sistemi sen nelere kadirsin!
Örneğin CHP’den 2 kez milletvekilliği, 4 dönem Aydın Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapan Ö.Ç’nun 180 derecelik bir yön değişikliği yaparak AKP’ye katılıp, “bundan böyle CB’inin himayesinde çalışacağım!” sözü vermesi tam anlamıyla bir omurgasızlık, çıkar ve karakter sorunudur.
DİB’in sayısını unuttuğumuz Hac ziyaretlerine giderken ahçı, ütücü ve çamaşırcı götürmesi, eşinin 7 kez Hac’a gitmesi nasıl bir rahatlık, pervasızlık ve vurdumduymazlıktır biz bilemeyiz. Bildiğimiz o ki; 20 milyon yurttaşımız açlık sınırının altında yaşam kavgası veriyorsa, genç ve eğitimli işsizlik yüzde 37’yi aşmışsa, kadınlarda bu oran yüzde 46’yı bulmuşsa, umudun yerini çaresizlik almışsa, beyin göçü için pasaport kuyrukları artmışsa. Bu durum yöneticiler için bir anlam ifade ediyor mu, ya da önemli mi? Merak konusudur.
Yine tam da burada akla gelen soru şudur: İç pazar, enerji kaynakları, yerüstü zenginlikleri, ekonomik dengeler, ulusal tasarruf, ihracat ve ithalat dengesi yönetim erbabının umurunda mı? Yoksa sadece ayar çekmenin ayak sesleriyle gündem mi belirleniyor?
Ayrıca iş arayıp bulamayan gençlerin neredeyse koro halinde söyledikleri; “Her yere baktım, aradım, kapıları zorladım, her türlü iş koluna CV bıraktım, yeri geldi ağladım, yeri geldi sorguladım, ama en çok da düşündüm ve işin içinden çıkamadım” şeklindeki yaşanmışlıklar kimi ne kadar ilgilendiriyor? Yine işsiz gençlerden birinin; “Aldığım diplomayla hayallerim örtüşmedi. Jeoloji mühendisliği okudum, garson oldum.” Şeklindeki sözleri kimi, ne kadar etkiliyor bilemeyiz. Bildiğimiz o ki? Genç arkadaşıma 8 diplomalı bakan yardımcıları varken ne olacaktın? Ya da sana iş düşer mi? diye sormak durumundayız!
Toplumsal oksijen azaldıkça duygusal çöküş artıyor…
Yapılan kamuoyu araştırmalarında ülkemizin yüzde elliye yakını endişeliyim, yüzde 16’sı üzgünüm, yüzde 12’si mutsuzum, yüzde 5’i kızgınım, yüzde 2’si korkuyorum demiş. Sadece yüzde 2 korkuyorsa çok çok iyi! Konunun yetkilileri, uzmanları ne düşünür biz bilemeyiz, ama toplumun duygusal bir çöküş içinde olduğu, travma yaşadığı, psikolojik sorun yaşayan ülkeler sıralamasında ikinci sırada yer aldığı kesin. Stres seviyemiz artarak dünya ortalamasının iki katına çıkmış. Yılda 4 milyon kutu satılan antidepresan ilaçları 70 milyon kutuyu bulmuş. Gülen yüzler az, hüzün yaygın, keder bulutları, bezginlik, bıkkınlık, yılgınlık, sahipsizlik, çaresizlik, sıkışmışlık tavan yapmış. Hal böyle iken yüksek tepelerde duyan ve gören var mı? Bu soru izaha muhtaçtır.
Gelelim doğaya karşı soykırım mı, acımasız kıyım mı, ikisi birden mi dedirten ve içimizi de, gözlerimizi de yakan yangınlara!
Yüzde 97’si insan kaynaklı olan yangınları utanarak ve bir korku filmi gibi seyrediyoruz. Dağlar yaslı, dereler suskun, yeşil mahzun, insanlar çaresiz. Çanakkale’den Kocaeli’ne, Afyonkarahisar’dan Diyarbakır’a, İzmir’den Antalya’ya, Balıkesir’den Mersin’e binlerce hektar ormanlık alanın, sayısız ağacın alevlere teslim olduğu ülkemizde! Sönmemiş sigaralar, söndürülmemiş mangallar, kırık şişeler, vurdumduymazlık baş rollerde ise, ne mutfaktaki yangın söner, ne doğadaki alevler. Yeter ki olup bitenler geleceğimize sıçramasın der dururuz…
Bu yıl 5 bin yangın çıkmış, hemen hepsi insan kaynaklı. Doğanın ateşle imtihanı mevsimsel mi? Yapısal mı? İhmal mi? İhanet mi? Suiistimal mi? Araştırmalara göre yüzde yüze yakını insan kaynaklı olduğuna göre bu soruların yanıtı açık ve nettir. 60 bin futbol sahası büyüklüğünde orman arazisi kül olmuşsa! Yerinde taş ocağı, kireç kuyusu, kömür havzası, maden sahası açılacaksa! Bunun adı doğayı mahvederek yandaşları zengin etmek değil midir? Elde edilen çorak toprakları, eşe dosta ruhsat vererek artırmak ve teşvik etmek değil midir?
Bu sonuca şaşırıyor muyuz? Asla. Sistemin güvenlik duvarları yıkılırsa! Kurumların içi boşaltılırsa! Geriye inanç, güven, umut, adalet duygusu gibi olmazsa olmaz değerler kalır mı? Bu sorunun yanıtı ortada ve çok net! Otel yangınlarında, orman yangınlarında, trafik kazalarında, seken kurşunlarla düğünlerde, acemi sürücüler yüzünden yollarda can verenler arttıkça ve yaptırımlar azaldıkça güven duygusu zedelenmez mi? Cevabı çok zor soru bu!
Talepler ve tahminler arasındaki uçurum arttıkça! Tahayyül, tasavvur, tahmin dahi edemeyeceğimiz sorunlar sürdükçe! Zihinsel, duygusal, fiziksel baskılar tavan yaptıkça! Başkalarının yükünü de taşıma eğilimi kendi sınırlarımızı yok saymamıza neden oldukça! Liyakatin yerini sadakat aldıkça! Temel kolonlara saldırı bitmedikçe! Bu sorunlar çözülür mü? Yanıtı yaşayarak görüyoruz.
Özetle! Gel de bu koşullarda Melih Cevdet Anday’ın; “Uyumayacaksın/ Memleketinin hali/ Seni seslerle uyandıracak/ Oturup yazacaksın/ Düzelmeden memleketin hali/ Uyuyamayacaksın” dizelerini hatırlama…
-
İran’dan Avrupa’ya Hürmüz uyarısı: ‘Savaş gemisi göndermeyin’
-
Akbelen direnişinin simge ismi Esra Işık tahliye edildi
-
Amerika basını: ABD siyasetinde yeni normal, iktidarın hızla değişmesi
-
Prof. Dr. Barış Doster: İsrail’in ABD üzerindeki etkisi ve ABD’nin açmazları…
-
İran Dışişleri: ABD mantık dışı taleplerinde ısrar ediyor
-
THY uçağı Nepal’de yangın sebebiyle tahliye edildi
