Neşe Doster: Siyah beyaz hayatları renklendirmenin yolu nedir?

-Gündem - 15 Haziran 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Atatürk ve cumhuriyetin değerleriyle hesaplaşmak günümüz yöneticilerinin birincil görevi ya da ev ödevi midir? Ya da arınma derken kastedilen barınma mıdır? Oysa çözülmesi gereken o kadar sorun var k? Neresinden ve hangisinden başlamalı acep? Arz düşük, talep yüksek olunca karaborsa ve önlenemez fiat artışlarıyla mı başlamalı? Yoksa bir zamanlar kendi kendine yeten 7 ülkeden biriyken; bugün başta saman olmak üzere 126 ülkeden 133 çeşit tarım ürünü ithal eden ülke durumuna neden düştüğümüzü mü irdelemili? Ya da bunu çiftçiyi, üreticiyi, köylüyü öksüz ve yetim bırakan yönetim erbabı neden düşünmez, ya da çare bulmaz  diye boşuna yanıt mı beklemeli? 

Veya biz neden Ay çiçeğini Moldova ve Bulgaristan’dan! Arpayı Fransa ve Danimarka’dan! Buğdayı Ukrayna ve Rusya’dan! Mısır’ı Rusya’dan! Pirinci Amerika ve Rusya’dan! Kuru fasulyeyi Meksika, Hindistan ve Arjantin’den! Nohutu Meksika ve Hindistan’dan! Mercimeği Kanada’dan alır olduk? Neden ürünlerimiz nüfusumuza yetmiyor? Neden üreticiyi toprağına küstürdük? Niçin yeşil alanları betona boğduk? Sorularına mı takılıp kalmalı?

Yoksa kaygı dolu korkular arttıkça, evlilikten eğitime, siyasetten partilere duygusal tükeniş ve kopuşların başladığını mı vurgulamalı?  Yoksa toplumsal itibar azaldıkça! Gergin iklimi besleyen yaklaşımlar karmaşaya neden oldukça! Sorunlar geri plana atıldıkça! 3 milyon çocuğun evlerine ekmek götürmek için ter döktüğü görmezden gelindikçe! 13 yılda 862 çocuğun iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiği unutuldukça!  4 milyon öğrencinin örgün eğitimin dışında olduğu yok sayıldıkça! Daha nelerin yaşanabileceğini mi tahmin etmeli?

Sorum ortaya: Artık şaşırmayacağımız ne kaldı?

Her sabah gözümüzü yeni haberlere açarak güne başlıyoruz. Sık sık ünlülere yönelik, daha sık  yerel yöneticilere yönelik ev baskınlarından, şafak operasyonlarına! Siyasilere yönelik karalama kampanyalarından halkın zar zor ulaştığı tavuk firmalarına kadar iç açıcı olmayan, karamsarlığı artıran bu haberler ekonomiden hukuka, siyasetten  kurum ve kuruluşlara, eğitimden sağlığa, zamlardan yoksulluğa, iktidar destekli parti içi savaşlardan toplantı ve gösteri yasaklarına halkın nefes alma hakkını resmen elinden alıyor…

Oysa yorulan ve gerilen toplumun gülümsemeye, korkmamaya, acı çekmemeye, sorunlarla boğulmamaya, sanatla, seyahatle, festivallerle, konserlerle vakit geçirmeye, gerçek anlamda arınmaya çok ihtiyacı var…

Sürekli aynı öfkenin ürettiği haberleri dinleyen, aynı korku ve kuşkuyla yaşayan, giderek umudunu kaybeden ortam ve iklim insanı da içeriden kurutur, ilgisini azaltır, çevresini çölleştirir ve yaşamdan koparır…

Oysa artık bizim bizi rahat hissettirecek ortamlara, ufkumuzu açacak sanatsal etkinliklere, konser salonlarırın önünde uzayan kuyrukların varlığına ve coşkusuna, güzellikleri korumaya, sanata sahip çıkmaya çok ama çok ihtiyacımız var…

Yine toplumun doğrudan veya dolaylı olarak yukarılardan yardım ve taktik alanlara değil, işbirliği yapanlara değil, hukuksuzluğa sarılanlara değil, hileli arenalarda boy gösterenlere değil gerçek yurtsever, değerlere ve halkına saygılı kişi ve kurumlara ihtiyacı var…

Düşüncelere sığınırken sığamamak…

Politik sığlık, hukuk dışı ve halkın kalan son umut ve inanç kırıntılarına indirilen darbeler, görülen ve görülecek olan artçı dalgaların habercisi iken! Olup bitenlerin ve olacakların ekonomik sonuçları ortada iken! Yıllardır süren ekonomik kriz, hayat pahalılığı, açlık sınırının altında yaşamaya çalışanlar, toplumun siyasete olan inancını zedeliyorken! Bu faturanın maddi bölümü halka, manevi bölümü yönetim erbabına çıkarılırken! Başta kurum ve kuruluşlara güven kaybedildiği için, demokrasiden her gün biraz daha uzaklaşan bir ülke intibaı uyandırmıyor mu? Ve bu durum kısaca daha fazla zam demek, halkın yoksullaşması demek, siyasete ve politik aktörlere duyulan ilginin azalması demek olmuyor mu?

Yine kredi bulamayan işletmelerde, tekstil, hazırgiyim, mobilya gibi emek yoğun sektörde alarm zilleri çalmıyor mu?  Küçülen fabrikalar, işten çıkarılmalar, azalan vardiyalar, barınma ve beslenme krizi yaşayan emekçiler, diplomalı işsizler, maliyetler artınca üretimden kaçan çiftçiler, her geçen gün patlatılan siyasi krizler, siyasete ve siyasetçilere dair negatif algıları pekiştirmiyor mu?

Sonra ne mi oluyor? Ardı arkası gelmeyen siyasi operasyonlar sonucunda şirketler finansmana ulaşamıyor, yabancı yatırımdan kaçınıyor veya kaçıyor, esnaf kredi bulamıyor, gençler bavullarını hazırlıyor, çocuklar tek öğünle besleniyor, kişisel hırs ve hesaplaşmalar halkın yaşam düzeyini tehdit ediyor, dolayısıyla bu nasıl bir koltuk hırsı ve makam sevdasıdır sorusuna yanıt bulmak giderek zorlaşıyor…

Özetle demem o ki: Bireysel, ekonomik, insani özgürlüklerin sıralandığı Dünya İnsan Hakları Özgürlük Endeksi’nde 165 ülke içinde 145. sırada yer almamız! Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 142 ülke içinde 117. sırada olmamız! AİHM hak ihlali başvurularında 47 ülke içinde birinciliği kimselere kaptırmamamız! Ülkemizi yönetenlere ve talip olanlara olanlara bir şey ifade etmiyor mu? 

Özetin özeti: Ekonominin istihdam yaratmadığı ülkemizde; 13 milyona yaklaşan işsiz sayısı alarm zillerinin en yüksek perdeden çalması demek değilse nedir? Nokta…

 

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.