Neşe Doster: Tarih bilmeyince coğrafyayı başkaları çiziyor…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Biz siyasi transferler, koruyucu kalkanlar, grup içi dengeler, zamana yayılan operasyonlar, parmak sallayan, had bildiren çıkışlar ve sözler, kayyum atamalarla uğraşırken, yetinmeyip gece gündüz ara vermeksizin ayar verileceklerin listelerini güncellerken 20 milyon yurttaş açlık sınırının altında yaşıyormuş, işsizlik kadınlarda yüzde 12, erkeklerde yüzde 6, eğitimlilerde yüzde 17 imiş, ahlaki deprem tavan yapıyor, toplumsal oksijen azalıyormuş, DİB medeni kanunla hesaplaşarak, yetinmeyip restleşerek siyasi ve ideolojik mesajlar veriyormuş. Önemli mi niye olsun. Tamam mı? Tamam değil. Çünkü bu sorular yanıt acilen bulmalı. Hiçbir soru derin bir sessizlikle karşılanmamalı…
Maalesef büyük çoğunluğun tüylerini diken diken eden, biri bitmeden diğeri başlayan ve durmadan tırmanan olaylar sarmalında kalmışız! Bunun adı toplumsal çürüme midir? Sızlamayan vicdan, çıkmayan ses, alınmayan önlemler, uygulanmayan yaptırımlar mıdır? Ruhlarımıza sinen kanıksama duygusu mudur? Her vahşetin ardından bir süre konuşup sonra unutmak ya da alışmak mıdır? Yükselen çığlıklara karşı nasırlaşan yüreklerin tepkisiz kalması mıdır? Yeni Türkiye adı altında trajik ve dramatik olayların, içi boş sesi hoş (!) senaryoların artması mıdır? Anlamsız savaşlarda eksik ve öksüz kalan çocukların yürek yakan görüntüsü müdür? Bilemeyiz. Bildiğimiz o ki öncelikle ve özellikle biz kadınlar toplumsal çürümeye karşı silkinip ayağa kalkmak ve olup bitene topyekûn dur demek zorundayız. Yetinmeyip nasıl oldu buraya geldik, kabahatin çoğu da bizim sessizliğimizden mi kaynaklandı diye özeleştiri vermek ve bakışlarımızı kaçırmadan havada asılı kalan; “Neler yaşadım, nelerden etkilendim, belleğime neler çakıldı, ne yapabilirim?” gibi soruları yanıtlamak zorundayız.
Tekrar başlığa dönersek! Yaşadığımız coğrafyada kıyımlar, katliamlar, vurup kırmalar, yaralayıp öldürmeler sıradanlaşıyorsa! Sokaklarda, kentlerin orta yerlerinde bile cinayetler işleniyorsa! Her şeye rağmen ve sağırlaşanların çokluğuna inat duyarlı yürekler, konuşan ve yazan diller hala varsa! Tekrar başlığa dönerek; Elbette ki anlatması buraya sığmayacak kadar kapsamlı konular hem ciddi analizleri, hem de çözüm yollarını gerektirir demek zorundayız…
Yargı, algı, soruşturma, yıldırma, tutuklama, gözdağı, ciddi sağlık sorunlarına rağmen tahliye etmeme gibi uygulamaların yoğun olduğu günümüzde! Adaletten eğitime, sağlıktan beslenmeye sahteleşen dünyamızda! Bazı soruları uzatmak, gerçek olan ne kaldı ki sorusuna yanıt aramak, ya da yüzümüzde gülümseme oluşturan neler kaldı gibi sorular sormak, eleştiri ve sorgulama neden sadece belli kesimin elinde diye sorgulamak, büyük emek, eşsiz çaba, ciddi özveri ürünü yapıtlar nerede diye sormak zorundayız…
Yeşil alanların yanması sonucunda çorak topraklara dönen alanları acilen ve vakit kaybetmeden ranta açanları, ormanlarımız yakılıp bereketli topraklarımız çöl olduğunda maden şirketlerini verilen ruhsatları, deniz kıyılarına otel yapmak için yakılan zeytinlikleri, ilkesiz ve tutarsız adımların nelere yol açtığını ve tutarlı, akıllı, sağlam kadroların o zorlu koşullarda neleri başardığını hatırlatmak zorundayız…
Hele de yoksulun, işsizin, emeklinin, emekçinin, işçinin yok sayılması, emeğinin görülmeyişi karşısında! Boş cüzdanına üzüntüyle bakan babaların, boş mutfağına umutsuzca göz gezdiren kadınların görmezden gelinmesi karşısında! Hoşgörünün, nezaketin, saygının, sevginin, tahammülün tedavülden kalkması karşısında! Kepenk kapatan esnafı, iflas eden işvereni, emeği değer görmeyen üreticiyi, düşünerek; Pahalı makam araçlarına, bol sıfırlı maaşlara, kalabalık koruma ve danışman ordularına sahip olanları unutmamak zorundayız…
Gençliği giden bir ülkenin geleceği olur mu?
MEB’in yanlı, hesaplı, kitaplı uygulamaları sonucunda kızlara yönelik ortaokulların açılmasının altındaki niyeti iyi okumak, toplumsal sorunların neden olduğu, haksızlıktan, hukuksuzluktan, adaletsizlikten kaynaklanan; bunalım, korku, kaygı, öfke, karamsarlık, umutsuzluk, yorgunluk, uykusuzluk gibi sorunların altında yatan nedenleri görmek ve göstermek zorundayız…
Her kademede eğitimin başına gelenleri, sınavlardaki şaibeleri, sahte diplomalıların ortalarda rahat rahat dolaşmasını, kayırma, kollamanırn nelere yol açtığını, torpilsiz yaşamları, çalınan hayalleri, emeğin, özverinin, çabanın artık bir hiçbir şeye yaramadığını bilmek zorundayız…
Yine “Okusam ne olacak. Ablam Psikoloji okudu ancak kasiyer olabildi, ağabeyim işletme okudu, kurye oldu. Arkadaşlarım işsiz geziyor!” diyen genci duyunca;, 100 mezundan 30’unun iş bulamadığı, 100 kişiden 60’ının gitmek istiyorum dediği günümüze bakınca; “Sn. bakan! Gençliği giden ülkenin geleceği olur mu?” diye sormak zorundayız…
Üniversite sayısını 209’a çıkarmakla övünenleri görünce; Bu yıl liseyi bitiren 812 bin öğrenciden 577 bininin hiç tercih yapmadığını! Üniversite sınavlarına başvuruların 1 yılda 500 bin azaldığını! 316 bin öğrencinin eğitimini bıraktığını ve kaydını dondurduğunu, barınma, beslenme, ulaşım, kira, kitap- kırtasiye masraflarının 50 bin TL’yi bulması karşısında ülkemizde kaç ailenin bu parayı yollayabileceğini; “Hayat pahalı, yurt yok, kiralar ateş pahası!” diyen gençlerin bu gibi gibi gerekçelerle okulu bırakmak zorunda kaldıklarını, yine sahte diplomaların, kişiye özel kadroların yaygın olduğu ülkemizde 18 milyon umutsuz öğrencinin, 1 milyonu aşan mutsuz öğretmenin, milyonları bulan gergin velilerin neler çektiklerini sorgulamak zorundayız…
MEB’in; “Yabancı öğrenciler artık bizim üniversiteleri tercih ediyor!” şeklindeki övünmesini duyunca; Bize Suriye, Azerbaycan, Gana, Irak, Türkmenistan, Togo, Tanzanya, Gambiya, Eritre ve Kamerun’dan gelenlere karşılık bizim öğrencilerin ABD, İngiltere ve Almanya’yı tercih ettiklerini hatırlatmak zorundayız…
Parayla satılan diploma fiatları…
Açık ve net bir şekilde duyuruları yapılan ilköğretim 10 bin TL, lise 20 bin TL, önlisans 30 bin TL, yüksek lisans ve doktora 35 bin TL, denklik belgesi 10 bin TL, mesleki yeterlilik bilgisi 15 bin TL gibi cazip önerilerden yararlanan; Sahte diplomalı doktorları, mühendisleri, psikoloğları görünce “10 diplomaya sahip bakan yardımcıları varken geniş tanımlı işsizlik 13 milyona dayanmış çok mu?” diye sormak, yetinmeyip liyakat mı, diploma mı o ne öyle! Hile, hülle, tanış biliş yandaş varken o nasıl sözdür, dün parayı veren düdüğü çalıyordu, şimdi diplomayı alan zurna çalıyor demek zorundayız…
Ömer Çelik’in; “Diploma sahteciliğini 1 yıl önce duyduk. CB’nın talimatları doğrultusunda soruşturma başlatıldı” açıklamasını duyunca; 48 yaşında olmasına rağmen 6 lisans, 2 yüksek lisans, 2 doktora derecesi olan bakan yardımcısını, bunca eğitime sahip olan birini yardımcı olarak harcamak yerine ekonomik enkaza dönen maliye bakanlığına mı atasalar diye hatırlatmak zorundayız…
Özetle bu yazım kadınlarımıza bir çağrıdır demek zorundayım…
Gün geliyor ki kendi derdimizi unutup dünyanın derdini dert edinmiyor muyuz? Çocuğunu kaybeden anneyle ağlayıp, annesini kaybeden kız çocuğuna sarılmıyor muyuz? Başlıktaki sorunun yanıtı bence evettir. Ses çıkarmak, yan yana durmak, sorunlara karşı duruş sergilemek, yeri geldiğinde de evetlerden çok hayır demek zorundayız…
Tamam mı? Değil. Bitti mi? Biter mi?
Bugünkü yazıma noktayı çizer Ergin Asyalı koysun! Bir kadın ve erkek konuşuyorlar. Erkek diyor ki; “Ne demek biz ayrı dünyaların insanlarıyız Cemile?” Kadın yanıtlıyor; “Ben yoksulluk sınırında, sen açlık sınırında birisin. Bu iş olmaz Mükremin, yol yakınken ayrılalım!” günümüzü çok iyi tanımlayan sözleri ve çizgisi için Sn. Asyalı’ya teşekkürler…
Son söz: Durmadan artan yoksulluğa, astronomik kiralara, bıktıran vergilere, hız kesmeyen hayat pahalılığına, eriyen ücretlere, rekora koşan işsizliğe bakınca; “Olup bitenler asgari ücretin açlıkla imtihanı değilse nedir!” diye sormak zorundayız? Hele de bizde 130 bini bulan makam aracına karşılık Japonya’da 10 bin, Almanya’da 9 bin, Fransa’da 8 bin makam aracı olduğunu duyunca…
-
Sağlık Bakanlığı: ‘Gemiden tahliye edilen 3 vatandaşın hantavirüs testi negatif’
-
İran’dan Avrupa’ya Hürmüz uyarısı: ‘Savaş gemisi göndermeyin’
-
Akbelen direnişinin simge ismi Esra Işık tahliye edildi
-
Amerika basını: ABD siyasetinde yeni normal, iktidarın hızla değişmesi
-
Prof. Dr. Barış Doster: İsrail’in ABD üzerindeki etkisi ve ABD’nin açmazları…
-
İran Dışişleri: ABD mantık dışı taleplerinde ısrar ediyor
