Savaş Kılıç: Eleştirel Düşünceyi Savunmak…
“Filozofların tek yaptıkları dünyayı çeşitli biçimlerde yorumlamaktı, oysa önemli olan değiştirmektir.”[9] Sol doxa’nın belkemiğini oluşturan Marx’ın “Feuerbach Üstüne Tezler”inin (1845) bu on birincisi, diğer tezlerle birlikte düşünüldüğünde, pratiğin küçümsenmesinin karşısına teorinin küçümsenmesini çıkarır ve aynı anda birden fazla hareket geliştirir.
Birinci hareket: İki cümle arasında bir nedensellik ilişkisi değil, zamansallık ilişkisi kurar (daha doğrusu, nedensellik ilişkisi ancak zamansallık ilişkisi kılığında kendini gösterir): “şimdiye kadar – artık”. Bu yönüyle modern, ilerlemeci bir tarih tasavvuruna yaslanır önerme.
İkinci hareketse, ikinci cümlede herhangi bir özne belirtilmemiş olmasına rağmen, “değiştirme” görevinin örtük olarak filozofa, yani akla yüklenmesidir. Bu yönüyle kısmen klasik kısmen modern bir görünüm sunar: Değiştirmenin failinin filozof olarak tayin edilmesiyle Platoncu filozof-kral figürü geri döner, ama bu fail için doğru niteleme “militan filozof” olur ve militan sıfatıyla birlikte Marx’ın önerisi olanca modernliğini kuşanır. Akla yapılan başvuru da Marx’ın siyaset felsefesini Aydınlanma yüzyılına bağlar.
Üçüncü ve en bariz harekete gelirsek, esas itibariyle “yorumlamak” (düşünmek) ile “değiştirmek” arasında bir karşıtlık kurmasıyla, ve “önemli olan”ın normatifliğiyle birlikte, tıpkı teori ile pratik arasında kurulan karşıtlıkta olduğu gibi, “yorumlama” etkinliğinin bu karşıtlıkta hafifsenmesi, tali konuma indirilmesi, değiştirmenin önceliğine tabi kılınmasıdır ki Adorno’nun “Teslimiyet” (1969)[10] yazısında karşı çıktığı tam da bu tabiyet durumudur (“Teorinin pratiğe tabi kılınması yinelenen baskıya hizmete çok kolay dönüşür” der), çünkü pratiğin yenilgisi Marksizm için sadece pratiğin yenilgisi olmaz aslında – çok daha ağır, çok daha umutsuzluk verici bir yenilginin habercisidir:
Felsefenin dünyayı yorumlamaktan başka bir şey yapmadığı, gerçekliğe teslim olduğu için kendi içinde sakatlandığı yolundaki yüzeysel yargı, dünyayı değiştirme çabasının tamamen boşa çıktığı bir dönemde, aklın yenilgisinin kabulüyle aynı kapıya çıkar.[11]
Pratiğin hezimetini kabullendikten sonra direnmenin yolu; Adorno’nun başka bir yerde ve başka bir vesileyle ama nefis bir formülle söylediği gibi aklın “açtığı yaraların” çaresi, “daha az değil, daha çok akıl”dır.[12]
Marksizmin en kendine özgü yanlarından biri, son iki hareket arasındaki gerilimde, yani filozofun hem küçümsenip hem göreve çağrılmasında ve yorumlama etkinliğinin değiştirme hedefinin yedeğine çekilmesinde yatar. Değiştirme hedefiyle birlikte yorumlama çabası, son kertede doğaya hükmetmeyi ve insanı kuşatan koşulları değiştirmeyi amaçlayan bilimsel bir etkinliğin alanında bulur kendisini.
Tarihsel bir tez olan ilk cümlede billurlaşan “felsefe tarihinin felsefesini yapma ânı” Marx’ın Hegelci uğrağıdır.
İkinci cümleyse biçimsel olarak değer temelli bir ifade olmakla birlikte aslında normatif bir aksiyomdan, Marksçı bir etik buyruktan ibarettir: Artık değiştirmek lazım! Bu önermenin örtük varsayımı bütünü değiştirmenin mümkün olduğu inancıdır.[13] En büyük zaafıysa bu normatif önermenin hiçbir şekilde temellendirilmemiş olması: Neden değiştirilsin? Değiştirilince daha iyi olacağı ne malum? Doğru şekilde değiştirecek kadar iyi tanıyor muyuz nesnemizi? Değiştirme isteğinde, bu isteğin iyi niyetliliği dışında tutunacak bir dal yoktur. Gerekçesini, önermenin dışında, Marx’ın “hayatında ve eserinde” ve elbette “dünya”da bulabiliriz ancak. Gelgelelim söz konusu gerekçe yorumlama ile değiştirme arasında hiyerarşi kurmaya yetmez, çünkü bu iki fiil aynı kökene dayanıyor olabilir pekâlâ: “Istıraba ses verme ihtiyacı”, sadece değiştirme isteğinin değil, “bütün hakikatlerin [de] önkoşuludur”.[14]
İkinci zaaf, dünyanın “olduğu gibi” duran ve felsefi öznenin yorumunu bekleyen bir nesne olduğu varsayımıdır. Bir başka deyişle, bu tez ile Feuerbach hakkındaki tezlerin şu birincisi arasında bir çelişki olduğu düşünülebilir pekâlâ:
Feuerbach’ınki de dahil olmak üzere şimdiye kadar var olan tüm materyalizmin başlıca eksiği, şeyin, gerçekliğin, duyusallığın duyusal insan faaliyeti, pratiği olarak değil, öznel olarak değil, yalnızca nesne ya da sezgi olarak kavranmasıdır.[15]
Marx Feuerbach’ı dünyayı verili kabul etmekle itham ediyor; ama kendisi de 11. tezde dünyayı olduğu gibi yorumlanmayı ve değiştirilmeyi bekleyen bir şey olarak kabul ettiği için, “Yorumlamayı bırakın da değiştirin, değiştirin” diyebiliyor. Dünya verili bir şey değilse, öznenin yorumuna bağlı olarak var olan bir şeyse, Heidegger’in de yine sadece 11. teze bakarak getirdiği eleştiride söylediğinden çıkarılabileceği üzere, filozof için değiştirilmesi gereken insanın dünya tasavvurudur/tasarımıdır.
Aslında bu vesileyle 11. tez ile 3. tez arasındaki bir diğer çelişki de gündeme geliyor: Dünyayı insan faaliyeti değiştiriyorsa filozofa pek yapacak bir şey kalmaz. Ama bu çelişki bir şekilde aşılır: Filozof dünyayı değiştirecek insan faaliyetine öncülük edebilir. Nitekim Marx’ın hayatı da bu fikri teyit ediyor.
Ayrıca, felsefenin yorum değil kavram üretme işi olduğu ve dünyayı ancak üretebildiği kavramlar nispetinde betimleyip yorumlayabildiği söylenebilir.[16]
Üçüncü zaaf da buna bağlı üstü kapalı bir varsayımdan kaynaklanır: Değiştirmek için dünyanın doğru bir yorumu olması gerekir[17] ve o bulunmuştur. Peki ama insanın âleminde dünyaya dair önermelerin doğruluğu nasıl ölçülür? Bu durumda felsefeden bilime geçmiş olursunuz. Felsefenin pratiği ve teknolojisi olup olmadığı üzerine en azından kafa yormak gerekir: Siyaset, felsefenin teknolojisi midir? Olabilir mi? Nasıl?
Tezin dördüncü zaafı, iki anlamıyla “Nasıl?” sorusunu, değiştirme aciliyetinin sıcağında eritmesidir. Birinci anlamda: “Değişim nasıl gerçekleşecek?” sorusunun tam cevaplanamaması, en nihayetinde Marksizmin siyaset teorisinin (veya felsefesinin) eksik olmasıyla ilişkilidir. İkinci anlamda: “Değişimden sonrası (ütopya) nasıl olacak?” sorusu Marx’ta asgari düzeyde, sadece iki düsturla (işbölümünün lağvı ve haz zamanının özgürleştirilmesi) cevaplanır. Bu da normaldir, çünkü post-kapitalist ütopyanın ayrıntılandırılması, Adorno’ya göre özdeşlik felsefesine, yani idealizme geri dönüş, aynı’nın hükümranlığının kurulmasıdır. Oysa tarihsel materyalizm başkalığı veya farklılığı temel aldığı gibi hedefler de: Ütopya ise farklı olan değil evrensel/aynı olan üzerine temellenir ve yarının insanı ve dünyası ancak bugünkülerle özdeş sayılarak ayrıntılandırılabilir. Bu nedenle Adorno’nun minimalist ütopyası Marx’ınkini bir ölçüde kırpar: Dünyada kimsenin aç kalmamasına ve “kör bedensel hazza”, yani hazzın başlı başına bir amaç olarak kavranabilmesine indirger.[18]
11. tezi odağa alarak Marx’la karşı(t)laştırdığımız ölçüde, Adorno’da ütopyaya, yani mutluluk vaadine yaklaşan bir tek şey vardır: düşünce. “Düşünen kişinin gözünde doğan mutluluk insanlığın mutluluğudur,” der “Teslimiyet”te ve ekler: “Mutsuzluğu belirlediği yerde bile mutluluktur düşünce: mutsuzluğu dile getirdiği için. Mutluluk evrensel mutsuzluğun içine sırf bu sayede erişir.” Düşünce ile mutluluk arasında kurulan bu ilişkiyle birlikte, Adorno’nun anladığı anlamda düşünce, yani negatif diyalektik, “ütopyacı” olmakla kalmaz, aynı zamanda direnişçi olur. “Olumsuzlama kendine dayatılana direnmedir,” dedikten sonra şöyle devam ediyor: “Bizzat düşünme kavramında, pasif temaşanın, seyre dalmanın karşıtı olarak içerilen çaba, […] düşüncenin dolaysız olan her şeyin önünde diz çökmesi talebine karşı bir isyandır.”[19]
Adorno’nun “yorumlamak” ile “değiştirmek”, düşünmek ile eylemek arasında özsel bir karşıtlık varsaymaktan ziyade, düşüncenin hakkını teslim etmek istediğini düşünebiliriz. Düşüncenin itibarının iade edilmesi eylemin meşruiyetinin yok sayılması değil, eylemenin düşünmeye üstünlüğünün reddedilmesidir.
Bugün sol için asıl yenilgi, eylemleriyle kısıtlı sonuçlar alması değil, eleştirel düşünce üretme kabiliyetini yitirmesidir. “Kapıların önüne barikatlar” kurulurken[20] dehşete düşmek, umutsuzluğa kapılmak yerine, Žižek’in dediği gibi, 11. tezi tersine çevirip dünyayı ve değişimini anlamaya çalışmak daha iyi olabilir: “Bugüne kadar dünyayı çok çabuk değiştirmeye kalktık ancak şimdi, kendi (solcu) sorumluluğumuzu değerlendirerek ve kendimizi de eleştirerek dünyayı yorumlama zamanı.”[21] Son sözü yine Adorno söylesin: “Durumu değiştirmek mümkünse eğer, ancak azalmamış içgörü sayesinde mümkündür.”[22]
[9] İngilizce ve Fransızcasına bakarak kendimce uygun bulduğum çeviri – S.K.
[10] Türkçeye Kaya Şahin tarafından “Boyun Eğme” başlığıyla çevrilmiştir (Defter, no. 37, Yaz 1999, s. 135-39, https://www.metiskitap.com/catalog/periodical/issue/5185). Ben henüz yayınlanmamış olan Orhan Kılıç çevirisini kullanıyorum – S.K.
[11] Theodor Adorno, Negatif Diyalektik, çev. Şeyda Öztürk (İstanbul: Metis, 2016) s. 16; altını ben çizdim – S.K.
[12] Edebiyat Yazıları, çev. Sabir Yücesoy ve Orhan Koçak (İstanbul: Metis, 2. Basım, 2008) s. 143-44 – S.K.
[13] Bu tez için örtük olan bu varsayım Feuerbach hakkındaki tezlerin üçüncüsünde açık olarak ifade edilir tabii: “koşullar insanların kendileri tarafından değiştirilir”. Ama bu tezde Marx değiştirmeyi gerekçelendirmez, daha ziyade –değiştirmenin değil de– değişimin mekanizması üstüne konuşur – S.K.
[14] Negatif Diyalektik, s. 28 – S.K.
[15] Çeviriyi şuradan aldım: https://www.marxists.org/turkce/m-e/1845/tezler.htm. Orada da çevirmen adı zikredilmemiş. Bu çeviri her halükârda Sevim Belli’ninkinden daha okunaklı – S.K.
[16] Ayrıca bkz. Alain Badiou ve Jean-Luc Nancy, Alman Felsefesi Üstüne Diyalog, çev. A. Nüvit Bingöl ve Levent Konca, İstanbul, Metis, 2017, s. 41-43 – S.K.
[17] Bu noktaya Heidegger de dikkat çekiyor. Bkz. http://roland9000.com/?p=375 – S.K.
[18] Minima Moralia, çev. Orhan Koçak ve Ahmet Doğukan, İstanbul, Metis, 3. Basım, 2002, sırasıyla s. 161 ve s. 63 – S.K.
[19] Negatif Diyalektik , s. 29 – S.K.
[20] Adorno, “Teslimiyet”, çev. Orhan Kılıç, yayınlanmamış çeviri – S.K.
[21] “Popülist Cazibe”, Büyük Gerileme içinde, haz. Heinrich Geiselberger, İstanbul, Metis, 2017, s. 222; altını ben çizdim – S.K.
[22] “Teslimiyet”, çev. Orhan Kılıç, yayınlanmamış çeviri – S.K.
07.01.2020
-
İran İsrail’e füzeleri ateşledi
-
Neşe Doster: Hedef belli, bahaneler belirsiz, şiddet sabit…
-
Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe başkanı
-
Dr. Alper Akçam: Anılmak…
-
Prof. Dr. Barış Doster: ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olarak NATO
-
DSÖ uyardı: Güvensiz gıda her yıl 1,5 milyondan fazla can alıyor
