Tuğçe Tatari: O gemiye ekmek, o gemiye su taşıyan içimizdeki muhalifler!
Tuğçe Tatari
tugcetatari@gmail.com
Benim meselem, bu kavga esnasında direksiyonun yönünü milimetrik ayarlarla değiştirmeye başlayanlarla. Onlar mesleğimizin perişan edilmesine, itibar kaybetmesine sebep olanlar çünkü. Gerektiğinde çaktırmadan operasyonu çekene çalışmakta hiç beis görmezler, görmediler… Bu sistemin adamı olmayana sözüm ona ‘muhalif’ o ekranlar kapalı, sistemin adamı olmayana o paraları kazanmak imkânsız, bunu herkes biliyor…

“Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi
Artık yazmanın, konuşmanın, bir yayını sürdürmenin çok daha zorlaştırıldığı yeni bir dönemeçteyiz.
Her yazıyı belki de son yazı diye yazdığımız bilinsin isterim.
Yazabildiğimiz, konuşabildiğimiz eser miktarda kalan alternatif mecraların yarın sabahı göreceği bile belirsiz şüphesiz!
Şahsen ben Recep Tayyip Erdoğan iktidarına tam 23 yıllık bir muhalifim.
Yol yorgunluğum çok…
Tanıklığım daha da çok…
Her siyasi dönemecin bir de medya ayağı yaşandı şüphesiz.
Duruşlar, taraflar, tutumlar, ilişkiler, kurulan dengeler, alınan transferler hepsi hafızalarımızda taptaze.
En çok da ‘muhalif’ kesimin! Zaten ondandır ki dönüp dönüp yedikleri herzeleri deşifre ederim!
Bakınız…
“Gezi Parkı olaylarına mesafeli bakamamak” gerekçesiyle ana akımdan, Kürt meselesine dair çalışmalarımdan ötürü de adımın yanına birtakım tanımlar ekleyerek ana akım muhalif medyadan yasaklanmış biriyim.
Bu işler gerçekten muhalif olanlar için böyle yürüyor.
Ya kendi yayınını kuruyorsun ve cılız sesini duyurmak için çabalıyorsun ya da alternatif medya dediğimiz mecralardan birinde kendine yer buluyorsun.
Burada Doğan Akın’a teşekkür etmeliyim, fikir birliği aramadan, çıkar gözetmeden kapılarını açtığı için, kalemlerimizin sürmesine olanak sağladığı için.
Çünkü ben biliyorum ki bunu yapabilen, yapmak isteyen, çok sesliliğe, fikir özgürlüğüne gönül vermiş yayın sahibi yok kadar az memlekette.
İşin özünde yandaş medyayla muhalif medyanın refleksleri, insan ilişkileri çok benzer birbirine.
Evet, maalesef acı ama gerçek!
Her iki tarafın da işleyişi benzer, her iki taraf da sadece istediklerinin söylenmesine razı, gerisinin yaşam hakkıyla ilgilenmediği gibi kendi kadrajına girmeyen hiçbir haksızlığın da karşısında olmaz, oldukları görülmemiştir.
Yandaş medyanın ünlü isimleri eşliğinde düşünün, tek farkları Erdoğan’a muhalif olmak veya Erdoğan’a yandaş olmaktır bu iki zıt kutup sanılan çevrenin.
Yoksa refleksleri aynıdır, dikkat ederseniz siz de fark edeceksiniz.
Bakınız buraların gerçekten çok eskisiyim, tanınmış muhalif gazetecilerin çoğunu bir şekilde tanırım ve bilirim.
Bazısıyla beraber çalışmışlığım, yakın arkadaşlık yapmışlığım da vardır.
Hafif bir rüzgârla yön değiştirmeye başladıklarını, daha haberlerine yeni yeni yansıyan perspektiflerden fark ederim.
Dedim ya çok eskisiyim buraların!
Tanıklık ettiğim değişimleri ne ilktir ne de son olacaktır, artık onu kabullendim.
Çok şükür o manada saflıklarımın tamamını silip süpürttüler.
Şikâyet ettikleri, eleştirdikleri ne varsa aynısının tıpkısına su taşırlar, hizmet ederler, yollarına taş döşerler çok iyi bilirim.
Kimisi gözaltında korkutulur, kimisinin çıkar ilişkisi bozulur, kimi de ‘gazetecilikle olmayacak vekilliği deneyelim’cilikle bu karar mekanizmalarını oluşturanların cephesinde yer alır, almıştır.
Bildiklerine göz yumarlar, son sürat savunurlar, adeta nefer olurlar.
Şimdi bir kavga sürüyor, bu kavganın biri ‘yandaşlar’, diğeri ‘muhalifler’ olmak üzere iki baskın ayağı var. Bir de demokrasi savunucuları ayağı var. Bir avuç insanı geçmez, pek azı tanınır ve çok uzundur mesleğinden geçinebilmesi neredeyse imkânsızdır; inatla, ısrarla konuşacak her fırsatı değerlendirir.
Cebini doldurmamıştır, ilişkileri sulandırmamıştır, çok istenen, çok beğenilen, çok tercih edilen biri olmamıştır, zaten asla da olamaz!
‘Muhalif’ tarafta görünen ve tarif ettiğimiz özelliklere uyanlara bakarsanız, o gruptaki herkesin semirmiş olduğunu da görürsünüz zaten. Fiziksel özelliklerinde cereyan eden o ‘patronlaşma’ hâli bile, ortada bir muhalefet etme gerçekliği olmadığının ispatıdır belki de. Her önemli dönemeçte kendilerini fark ettirecek, kendilerini beğendirecek bir çıkışları vardır. Çoğu erkek olan bu profil, kendi gibi olmayanı yanına çekerek kendileştirmeye, baktı o da olmuyor üzerine toprak atmaya bakar.
Her önüne gelene operasyon çekilen bir ülkede, her kuruma çökülme ihtimali olan bir ülkede mağduru, düşeni, üzerine çullanılanı tekmeleyen olmak en son isteyeceğim şey. Ama onlar bunu da yapacaklardır, hiç şüphem yok. Sadece biraz zaman lazım…
Güç dengeleri yerine oturduktan sonra kim nerede, kiminle kalmış, kim nerelerden dönmüş daha da net görünecektir merak etmeyiniz.
Hele bugün kalkıp da CHP’yi eleştirmek, iç yapıyı analiz etmek filan asla tercih edeceğim bir eylem değil, ben o eleştirileri 23 senedir kesintisiz yapıyorum zaten.
Orada süren ve belki de her tarafın kendine göre elini güçlendiren, ayağa kalkıp konuşmasına, hatta sessizliğine sebebiyet veren, savunuların elini zayıflatan haklılıkları var, bunları da göreceğiz.
Ama benim meselem bu kavga esnasında direksiyonun yönünü milimetrik ayarlarla değiştirmeye başlayanlarla.
İşte onlar bizim mesleğimizin perişan edilmesine, itibar kaybetmesine, bu hâle gelmesine, varını yoğunu yitirmesine sebep olanlar çünkü…
Aşkla bağlı olduğumuz gazeteciliği ayaklar altına alanlar onlar çünkü!
Gerektiğinde çaktırmadan operasyonu çekene çalışmakta hiç beis görmezler, görmediler.
O yüzden bugün yaşanan bu siyasi savaşın baskın ‘muhalif’ medya ayağı neyi eleştiriyorsa, biliniz ki kendileri de aynıdır, kendileri de bu sistemin adamıdır.
Bu sistemin adamı olmayana sözüm ona ‘muhalif’ o ekranlar kapalı, sistemin adamı olmayana o paraları kazanmak imkânsız, bunu herkes biliyor.
Tıpkı özünü bilip, bilmiyormuş gibi savunmaya devam ettikleri konular gibi, savundukları adamı da bir saniyede satarlar ki satacaklar göreceksiniz.
Bugün 12 Eylül 2025 Cuma.
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden geçen tam 45 yılda kaç dakika ileri adım atabilmişiz acaba, diye sorunca darbenin bu ülkeyi nasıl 12’den vurduğunu, kuşakları zehirleyen nefesiyle hâlâ nasıl vuruştuğunu düşünmeden edebilir misiniz?
Evet, dediğim gibi her yazı bir son yazı olabilir, bir gün hatta belki yarın bu ülke çok daha karanlık olabilir. İşte o gün bunun tek suçlusu, tek günahkârı hükümet olmayacak.
O gemiye ekmek, o gemiye su taşıyan ‘içimizdeki muhalifler’ de yanlarında tek tek, isim isim anılacak!
-
İran İsrail’e füzeleri ateşledi
-
Neşe Doster: Hedef belli, bahaneler belirsiz, şiddet sabit…
-
Aziz Yıldırım yeniden Fenerbahçe başkanı
-
Dr. Alper Akçam: Anılmak…
-
Prof. Dr. Barış Doster: ABD emperyalizminin saldırı ve işgal aygıtı olarak NATO
-
DSÖ uyardı: Güvensiz gıda her yıl 1,5 milyondan fazla can alıyor
