Zeynep Altıok Akatlı: Dezenformasyon gerçeği, gerçeğin dezenformasyonu…
Zeynep Altıok Akatlı
@zeynabelle
Başvurmadığı makam, merci kalmamış bir ailenin endişeli ve ızdırap dolu yakarışlarına ses olmak isteyenlerin ısrarlı sorusu yıllardır havada asılıydı: Gülistan Doku’ya ne oldu?!
Birden bire ne olduysa (!) devletin savcısı, polisi, karanlık ilişkiler, gizli talimatlar bir logar kapağından boşanırcasına ortaya saçıldı. Gülistan’a ne oldu sorusunun ardındaki olaylar ağı henüz tam çözülmediyse de o ilk kilit kırıldı. Gülistan’ın bedeni aranırken karşımıza barajların, nehir yataklarının dibinden başka başka isimsiz genç kadın bedenleri serildi. Bir de balçık gibi ilişkiler ağı, ahlaksızlık, namussuzluk, vicdansızlık ve o alıştırıldığımız kutsal şiddet! Gücün, arsızlığın, her istediğini alma dürtüsünün sapkınlığı, kötülüğü…
Diğer yanda önce Urfa’da sonra Maraş’ta çocukların elinden okula taşan şiddet. Üst üste çocukları öldüren çocukların eline verilmiş silahlardan dökülen kan. Bu okul katliamlarını, yalnızca anlık cinnetle gelişen şiddet olayları olarak görmek mümkün değil. Bu iki güncel bataklık aynı zamanda bu ülkenin gerçeği nasıl ele aldığına, nasıl sakladığına ve nasıl çarpıttığına dair bir turnusol kâğıdı oldu.
Bilgi çağında bilinmezlik. Bilinmesi istenenin ve bilinmesi istenmeyenin bulaşık kurgusu. Apaçık ortada olanın dezenformasyonla örtülmesi.
Suç haritasında şiddetin türlü şekli sayısız başlıkla buluşurken gerçeği açığa çıkaran temiz kalemlerin dezenformasyon suçlamasıyla tutuklandığı ülkede can almanın kolaylığı, şiddetin kurumsallığı ve şehveti.
Gerçekleri örten şu dezenformasyon canavarı kim tarafından, nasıl ve nereden besleniyor?!
GERÇEĞİN İLK KURBANI BİLGİ
Böyle olayların ardından neredeyse refleks haline gelen yayın yasakları, kamu düzenini korumaktan çok, bilgi akışını iktidarın lehine kontrol etmenin bir aracına dönüşmüş durumda.
Oysa bilgi boşluğu, dedikodunun ve manipülasyonun en verimli zeminidir.
Devletin şeffaflığı artırması gereken yerde sessizliğe gömülmesi, gerçeğin değil söylentinin dolaşıma girmesine neden oluyor. Söylenti; kutuplaştırılmış ve kindarlığı eyleme dökmeye teşvik edilen toplumlarda bireysel cezalandırma güdüsünün şiddet kültürüyle ayrılmaz bir bütün haline gelmesiyle cehaleti eyleme geçiren bilginin yerini alır. İnsani duyguların, merhametin, sevgisizliğin yanında en büyük tetikleyen eğitimsizlik olur.
Okul çocuklarının küçücük masum bedenlerini toprağa verdiğimiz büyük ülke yasının olaylar akışı içinde “dezenformasyon”un katmanları arasında dolaşalım istiyorum. Düşünen ve hissedene bakış açısı kazandıracak bazı başlıkları alt alta koyalım.
Şiddete duyulan tepkinin; suça sürüklenmiş bir çocuğun işlediği suçun nedenlerini hiç kavrayamamış, benzer bir acının bir daha yaşanmaması için sorması gereken soruları da hiç umursamayan sığ çözümlemelerle nefrete, şiddetin kendisine dönüşmesi önümüzdeki en büyük tehlike. Kendisi de çocuk olan katilin yakalanmasındansa can çekişerek ölüme terk edilmesini alkışlayan bir ferahlamaya dönüştüren o derin ve güçlü dezenformasyon sen nelere kadirsin! Haklı öfkenin kontrol edilemez bir güvensizlikle buluştuğu o meşum infaz dürtüsü. Şiddetin normalliği ve cezasızlığın kanıksanmışlığı kendi işini yapma, ceza verme yetkisine dönüştüğünde ortaya çıkan sınır tanımazlık.
Bu tablo, çoktan yitirilmiş adalet duygusunun yerini alan çürümenin ta kendisi. Eleştirdiğimiz yayın yasağıyla yarışan denetimsiz, süzgeçsiz “bilgi” servisiyle gelişen ve büyüyen tehlikeli rating yarışı ise tahterevallinin diğer başı.
Maraş’ta yaşananın ardında birbiriyle çelişen sayısız iddia ortalara dökülüyor, şüphe ve güvensizlik yaratıyor. Katil çocuk öldü mü? Emniyete canlı mı teslim edildi? Yaşıyor ve saklanıyor mu? Emekli emniyet mensubu olduğu iddia edilen ama sonra görevde olduğu söylenen baba onu emniyet güçlerinin desteğiyle koruyup saklıyor mu? gibi sorulardan daha vahim olan, şüpheleri bertaraf etmek için kurumsal güvenceler yerine, bir emniyet müdürünün “kendi evlatları üzerine yemin etmesi” gibi görülmemiş gayri ciddi açıklamasına itibar beklenmesi. Oysa hukukun yerini yemin, şeffaflığın yerini hamaset alırsa, güven değil kuşku büyür doğal olarak.
Failin suça sürüklenişine dair sağlıklı bir analiz yapmak yerine, hızla etiketler devreye sokulurken başka sorunlu alanlar alabildiğine sorumsuzlukla derinleşiyor. Hiç sorulmayan en temel sorudan başlayayım; görevi ne olursa olsun bir kişinin neden evde 7 silahı olur? Bu silahlara çocuğunun erişiminin sorgulanması yerine feminen eğilimlerini gidermek için ailesinin eğitimin, terapinin yerine koyduğu dahiyane çözüm kan dondurucu. Yardıma ihtiyacı aşikar bir evladın babası tarafından silah ve atış talimleriyle “erkeklik”, “şiddet” ve “cesaret” kokteyliyle ruhunda derinleşen sorunların temeline uyumsuzluk, ateizm, otizm, LGBTİ+ eğilimleri gibi suçun nedeni olduğu iddia edilen yaftaların topluma servis edilmesiyle sayısız sorunlu içeriğin dezenformasyon ortamında bilgiye dönüştürülmesi.
Bu yalnızca bir çocuğun hikâyesini çarpıtmak değil, aynı zamanda toplumun zaten kırılgan olan kesimlerini hedefe koymaktır. Otizmli ya da farklı tercihleri, inançları olan tüm çocuklardan ve bireylerden olağan şüpheli yaratarak onları muhtemelen katili yalnızlaştıran, toplum dışına iten psikolojiye yaklaştıran o zalim ve kindar tetikleyici çıkarımlar bambaşka bir mayın tarlasına dönüşür. Çocuğun şiddete yönelmesini açıklamak için bilimsel, pedagojik, sosyolojik analizler gerekirken; kolaycı teşhislerle yeni nefret alanları yaratılır.
Şimdi işin başka bir boyutuna çevirelim yüzümüzü. Medyanın sorumsuzluğuyla İkincil travma ve tehditlerin yarattığı kırılgan alana dönelim. Failin manifestosunun iştahla her yerde, olduğu gibi yayınlanması, şiddetin bir tür “mesaj” olarak dolaşıma sokulmasına hizmet eder. Olayın mağduru çocukların yüzleri gizlenmeye bile gerek görülmeden travmayı yeniden yaşamalarına sebep olacak kontrolsüz sorularla kameralar önüne çıkarılması, travmalarının teşhir edilmesi ve yeniden üretilmesidir. Bu düşüncesizlikle açıklanamayacak açık bir etik ve hak ihlaldir. Çocukları koruyamayan sistem, onları ikinci kez incitmektedir.
Olayın ardından haber kanallarından başlayıp, sorumlu içerik üreten, eğitici, öğretici programcılık bilinciyle yayın yapan programların yerini almış olan magazincilere, dedektiflik programlarına uzanan hatta, özel hayat ifşasından ahlak bekçiliğine kadar toplumsal çürümenin müsebbibi bütün ekran yüzlerinin toplumsal bilinç üretmeye soyunduğu o tehlikenin ta kendisi olan yozluğa, sorumsuzluğa ne diyeceğiz? Yasakçı, kolaycı, cezacı çağrılar rating yarışında çözüm değil kaos üreten kolaycılık sorunlar yumağını sadece büyütür.
İlk refleks olarak dizileri, dijital içerikleri hedefe koyanlar daha dün Çatlı’nın hayatını konu alan filme alkış tutmazmış gibi. Bu ortamda “çözüm” sorunun derinliğini örtmeye yarayan yüzeysel müdahalelere dönüşür. Bir de bakmışsınız okul kapatılmış, fatura binaya kesilmiş. Bir an, bir söz yok bir eylem yok ciddiye alınabilecek!
Gelelim asıl meseleye;
• Ailenin iktidarın ideolojik kodlarıyla donatılmış toplum dizaynından nasibini almış temel eğitim sorumluluğunu taşıyamayan ataerkil yapıya ve toplumsal rollere teslim olmasına
• eğitim sisteminin koruyuculuk işlevini yitirmesine,
• rehberlik mekanizmalarının zayıflığına,
• çocukların maruz kaldığı ayrımcılık ve şiddet ortamına,
• denetimsizlik ve kurumsal zaaflara muazzam bir çürümenin tam ortasındayız.
Yasaklar, şiddet kültürünün nüvesidir aslında. Yasak, yönetememenin itirafıdır. Oysa ihtiyaç denetimdir, önlemdir, kamusal sorumluluktur, takiptir, yargıdır, hukuktur, hesap verebilirliktir. Cezasızlık suçu üreten nefretin ve şiddetin teşvikidir.
Okullara önlem, denetim, sürecin ardından psikolog, rehber öğretmen yerine güvenlik, polis talep etmek, bir sorunu çözmek değil, onu bastırmaktır.
İşte önümüzde kara deliğin koyuldukça derinleşen dezenformasyon girdabı.
İsmail Arı 32 gündür tutuklu! Gerçeklerin üzeri örtülürken, o gerçeği açığa çıkarmaya çalışanlar “dezenformasyon”la suçlanıyor. Dezenformasyon, salt yanlış bilgi anlamını taşımaz. Bazen eksik bırakılan bilgidir. Bazen çarpıtılan bağlamdır. Bazen de özellikle susturulan gerçektir.
Maraş’taki katliamda da, Gülistan Doku dosyasında da ortak olan; hakikatin parçalanması.
Toplum, çocuklarını koruyamazsa geleceğini kaybeder. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey gerçeğin üzerini örten kendi gerçeğini, tarihini yazan şiddetten beslenen, cezasızlıktan güçlenen, mürid ve taraftarlarıyla can bulan iktidarın daha fazla yasağı değil; daha fazla gerçek! Hukuk, adalet ve gerçeği söyleme cesareti.
Yani dezenformasyonun panzehiri olan bilgi ve kavrayış. Unutmayın sevgisiz, güvensiz, güvencesiz ve yalnız hisseden insan umutsuz, mutsuz ve cesaretsiz olur. Bilgi iyiye, doğruya ve sevgiye açacak yolumuzu.
-
‘Avrupalı liderler ABD’nin İspanya’ya yönelik NATO tehdidine karşı çıkıyor’
-
İran-ABD müzakerelerinde ikinci tur: Doğrudan görüşme yapılmayacak
-
İran’da okullarda hayat durdu: Ders ve internet yok
-
Filistinliler Gazze Savaşı’ndan beri ilk kez sandık başında
-
Zeynep Altıok Akatlı: Dezenformasyon gerçeği, gerçeğin dezenformasyonu…
-
Lavrov: Batı bize açıkca savaş ilan etti, Ukrayna’yı koçbaşı olarak kullanıyor
