Doç. Dr. Çağlar Erbek: Çocuklara Verilen Gün, Eğitime Verilen Söz!
Doç. Dr. Çağlar Erbek
caglarerbek@gmail.com
Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı eğitim felsefesi penceresinden okumak.
Bir bayramın çocuklara adanması, tarihte az rastlanan bir siyasi jesttir. Atatürk’ün 1929’da 23 Nisan’ı çocuklara armağan etmesi, salt sembolik bir nezaket değil, aynı zamanda derin bir eğitim felsefesi bildirgesiydi: Geleceği inşa edecek olan kuşak, bugünden itibaren kendini toplumun bir öznesi olarak tanısın.
Eğitim bilimi açısından bu jestin önemi, çocuğu edilgen bir alıcı değil, etkin bir toplumsal aktör olarak konumlandırmasında yatar. John Dewey’in aynı yıllarda geliştirdiği “deneyim yoluyla öğrenme” anlayışıyla da örtüşen bu yaklaşım, çocuğun sadece bilgi değil, sorumluluk ve aidiyet duygusunu da içselleştirmesini hedefler. Törenler, marşlar, bayrak seramonileri; salt ritüel değil, kimlik inşasının pedagojik araçlarıdır.
Bir ulusu geleceğe taşıyacak olan şey, çocukların yalnızca ne öğrendiği değil, kendilerini nasıl gördüğüdür.
Ancak yüz altı yılın ardından bu pedagojik vaadi yeniden değerlendirmek gerekiyor. Günümüz eğitim araştırmaları, salt ulusal kimlik inşasına odaklanan bir müfredatın yetersizliğini ortaya koyuyor. OECD’nin PISA bulgularından UNICEF’in çocuk refahı raporlarına uzanan geniş literatür, yetkin ve mutlu bir nesil yetiştirmenin koşullarını üç temel eksen üzerinde tanımlıyor: eleştirel düşünme, duygusal yeterlilik ve demokratik katılım becerisi. Bu üç yetkinlik, bayrak törenlerinde değil; güvenli, katılımcı ve sorgulamaya açık sınıf ortamlarında filizlenir.
23 Nisan’ın kuruluş anlamına sadık kalmak, bu bağlamda eğitim sistemimizi dürüstçe sorgulamayı da gerektirir. Çocuklara yönelik eğitim politikalarımız onları gerçekten özgür bireyler olarak mı, yoksa başarı sıralamalarında yer tutacak bireyler olarak mı yetiştiriyor? Öğretmenin rolü bilgi aktarıcısından rehber ve kolaylaştırıcıya ne ölçüde evrildi? Okullarımız çocukların sesini ne kadar duyuyor?
Bu sorular karamsar bir eleştirinin değil, 23 Nisan’ın özündeki iyimserliğin ürünüdür. Çocuklara bir gün vermek, onlara bir gelecek vaat etmektir. O vaadi tutmanın yolu ise tören alanlarından çok, sınıfların içinden geçer. Bayramın asıl kutlaması belki de bu: Her öğretmenin “bugün bir şeyi daha iyi anlattım” diyebildiği, her çocuğun “burada düşünebiliyorum” hissettiği sıradan bir okul günü.
-
Doç. Dr. Çağlar Erbek: Çocuklara Verilen Gün, Eğitime Verilen Söz!
-
On beş yaş altına sosyal medya yasağı getirildi, doğum izni süresi uzatıldı
-
Trump İran’da ‘çılgın iç çekişme var’ dedi, Hürmüz’de ‘vur emri’ verdi
-
Rusya, ABD’deki G20 Zirvesine davet edildi
-
Kremlin: Rusya, enerji fiyatlarının istikrara kavuşmasına katkıda bulunuyor
-
Türkiye ve İngiltere arasında Stratejik Ortaklık Çerçeve Belgesi imzalandı
