Neşe Doster: Büyük liderler küçüklere büyük bayram hediye ederler…
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Öncelikle ilk kez ulusal bir bayram, hele de 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yazı günüme denk geldiği için çok mutluyum. O nedenle, bugünkü yazımda durumdan vazife çıkararak, her daim sığındığım limana, ömürlük dostuma, bir türlü bitiremediğim Atatürk öğretisine, her zorlu kapıda yolumu açan büyük öndere, kurduğu sarsılmaz, aşınmaz, aşılmaz bağ için teşekkür ve minnet içeren bir mektup yazacağım…
Sevgili Atatürk!
Cumhuriyet Türkiyesi’nin idealleriyle yaşayan ve gurur duyan bir babanın, gerçek bir Cumhuriyet kadını olan bir annenin, 5 yaşında okuma yazma öğrettikleri bir çocuk olarak; Göz açıp seni gördüm, gözümü açıp seni tanıdım, çünkü evimizin ve resmi kurumların duvarlarını süsleyen birbirinden şık, anlamlı ve farklı fotoğrafların mahrumiyet bahçemizin çınarları ve içimi açan, yol gösteren, güven veren abideler gibiydi…
Adı Gazi olan ilkokulu bitirmem! Adı Mustafa Kemal olan ortaokulda okumam! Adı Cumhuriyet olan liseden mezun olmam! Adı Atatürk olan üniversiteyi kazanmam! Kaderin bana yüklediği büyük ve onurlu bir sorumluluk muydu? Yaşamım boyunca aile yadigarı kıymetli mücevher gibi yakamda taşıyacağım bir gurur nişanesi miydi? Ardı ardına eğitim yaşamıma yol veren ve yön çizen bu özel isimlerin aydınlığını yaşamım boyunca ışıtılı bir taç gibi başımda taşıyacağım bir ayrıcalık mıydı? O yıllarda ve o yaşlarda bunu bilemezdim…
Bildiğim o ki; Bu raslantı, ya da ayrıcalıklı kader çizgim benim 16 kitaba imza atmama neden oldu. Sayısını unuttuğum makale ve köşe yazıları yazdırdı. Yurt içi ve yurt dışı yüzlerce konuşma, farklı disiplinlerde, farklı eğitim kurumlarında öğreticilik olanağı sağladı. Bu eğer bir başarı ise emek bana, yol göstericilik, yönümü çizme ve ufkumu açma Baş Öğretmenime aittir. Nokta…
Sevgili Atam!
Okuyanlar bilir. “Atatürk’e Hasret Mürekkepli Mektuplar” adlı kitabımda sizinle farklı evrelerimde dertleşmeye çalıştım. Ve adı geçen kitabı kalemimle değil, klavyeyle değil, yüreğimle yazdım. O nedenle bu kitabı yıllar sonra da olsa çocuk aklımın ve cesaretimin yazdırdığı bir mektup saydım. Çocuk Neşe, öğrenci Neşe, eğitimci Neşe, yazar Neşe olarak sizden öğrendiklerimi size sunmaya çalıştım. Umarım ve dilerim bu zorlu sınavdan geçerli not almışımdır sizden…
Aşılmaz ve Aşınmaz Paşam!
Sizi okudukça, sizi öğrenmeye çalıştıkça; Karşıma bazen çocuk Mustafa olarak, bazen evlat Mustafa olarak, bazen öğrenci Mustafa olarak çıktınız. Yıllar geçince bu kez asker, komutan, mareşal, vatan kurtarıcısı, devlet kurucusu, devrimci Gazi Mustafa Kemal olarak çıktınız. Ve ben kitabımı yazarken; Küçüklüğümün, çocukluğumun, okul yıllarımın Atatürk’ünü dilimin döndüğünce, bilgimin yettiğince anlatmaya çalıştım. Ve gördüm ki beynime ve belleğime kazınan, hayatın her alanında, her sayfasında özel ve eşsiz yeri olan sizi değil sayfalara sığdırmak, ciltlere sığdırmam mümkün değildi…
Çünkü beynimde size ait, yaptıklarınıza ilişkin pırıl pırıl görseller, yazılar vardı. Türk tarihine bir coğrafyayı vatan yapan lider olarak geçmeniz! Dünya uygarlık tarihine yeni bir medeniyet kuran öncü olarak geçişiniz! İnsanlık tarihinde asırlarca acı çeken bir milleti saadete kavuşturan önder olarak yer almanız! Askerlik tarihine ülkesine zaferler kazandıran yenilmez bir komutan olarak yerleşmeniz! Siyaset tarihine bir saltanatın enkazı üstüne çağdaş devlet kuran bir dahi olarak geçişiniz! Devrim tarihine geceyi gündüze, cehalete bilime, geçmişi geleceğe döndüren eşsiz devrimci olarak kazınmanız! Nasıl anlatılır, kaç sayfaya sığdırılırdı?
Değerli Başöğretmenim!
Çünkü belleğimde silinmez bayram kareleri vardı. Çocukluğumda 23 Nisan çok özel kutlanırdı. Günler öncesinde evde, okulda hazırlıklar başlardı. İş bölümü yapılır, görev dağılımı yapılır, bizler bando takımı olarak, ront, mahalli oyunlar, dans gösterileri ekibi olarak, bayrak- flama taşıma, şiir okuma görevlileri olarak günler öncesinden hazırlıklara başlar, provalar yapardık. Çünkü bizim kuşak çok yetkin Cumhuriyet öğretmenleri tarafından eğitilip şekillendik, kendi öykümüzü dokuyarak, el etek öpmeden bugünlere geldik…
103 yıl sonra bugün neler mi geliyor aklıma?
O yılların, o zorlu koşulların yapısal, dönemsel, siyasal, toplumsal tüm dinamiklerine meydan okuyup kafa tutarken; öncelikle arkanızdaki halk desteğine, dava arkadaşlarınızın iradesine, kendi güç ve yeteneğinize inanarak yazdığınız destan geliyor aklıma. Askeri, sivili, kalpaklısı, feslisi, köylüsü, genci, erkeği, kadınıyla Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve duvarında “Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” yazan Gazi Meclis ve o meclisin ışık saçan reisi geliyor aklıma. Yine bu ulusal ve kutsal kavgaya İstanbul’dan kaçıp gelen, Anadolu’dan çıkıp gelen, ülkemizin her yerinden koşup gelen kahramanlar geliyor aklıma. Ve de 1930’lu yıllarda maaşları 500 Tl’yi bulunca, 350 TL’ye indirmek için teklif veren ve teklifi oy birliğiyle kabul eden milletvekilleri düşüyor aklıma…
24 yaşında Şam’da 1.orduda! 26 yaşında Selanikte 3.orduda! 28 yaşında hareket ordusuyla İstanbul’da! 30 yaşında Trablusgarp’ta! 31 yaşında Balkan Savaşlarında! 32 yaşında Edirne’de! 33 yaşında Sofya’da! 34 yaşında Çanakkale’de! 35 yaşında Diyarbakır’da kolordu komutanı olarak! 36-37 yaşlarında Suriye ve Filistin’de! 38 yaşında Anadolu’da! Başlattığı Kurtuluş Savaşı ile milletinin başında olan bir liderin üstün başarıları, özverisi ve olağanüstü çabası geliyor aklıma…
Yolu olmayan memleketin, aşı-ekmeği olmayan köylünün, silahı-cephanesi olmayan askerin, kolu, bacağı, eli kopup, yüzü parçalanan, yırtık postallarıyla cepheden cepheye koşan Mehmetçiğin alınteri, vatan sevdası, size olan güven ve bağlılığı geliyor aklıma…
Sevgili Çocuklar!
Tam da burada; “Çocukluğumuz mu güzeldi? Çocukken mi güzeldik?” sorusu geliyor aklıma! Bu soruya özellikle günümüzde yanıt vermek çok zor. Ama kesin olan şu ki; Önümüze çağlar kadar ufuk açan, hayatımızı güzelleştiren, bize mutlu ve güven içinde bir yaşam sağlayan Atatürk’e çok şey borçluyuz. Gözlerinde her zaman umudun, dik duruşun, mücadele ruhunun parıltısı olan Büyük Atatürk’ü unutmamalısınız. Savaş meydanlarının kahramanı, barışın mimarı olan önderimizi anmakla yetinmeyerek yaşatmalısınız. Her başarımızda bir çift mavi gözün ışığını unutturmamalısınız…
Büyük atatürk sizlere “Küçük Hanımlar ve Küçük Beyler!” derdi. O halde Küçük Hanımlar ve Küçük Beylerin Büyük Bayramı olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun…

-
Neşe Doster: Büyük liderler küçüklere büyük bayram hediye ederler…
-
Ceyda Karan: ‘Müzakerelerde eli güçlü olan ABD değil, İran’
-
Rus Dışişleri: NATO’nun nükleer hamlelerine karşı stratejik önlemler alıyoruz
-
ABD basını: İran’a göre önce Trump göz kırptı
-
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Ankara ziyaretinde neler konuşuldu?
-
Trump, ABD ve İran arasındaki ateşkesi müzakereler sonuçlanana kadar uzatacağını açıkladı
