Neşe Doster: Bize ait olmayan yükleri taşıma merakımız!

-Gündem - 9 Temmuz 2026 00:01 A A

Neşe Doster

nesedoster@yahoo.com

YAZI ARŞİVİ

Haberlere bakıyor, gazeteleri okuyor, televizyonları izliyor ve ülke gündeminin baş döndüren hızına bi türlü yetişemiyoruz…

Bu arada acılarla yüzleşiyor, sırtımıza yüklenen ve bize ait olmayan, bizim olmayan kamburların ağırlığı altında eziliyoruz. Örneğin Suriye için bgüne dek 40 milyar dolar harcamışız, hastaneler, üniversiteler yapmışız, 7-8 milyonu bulan Suriyeliyi yıllardır konuk edip besliyoruz. NEDEN?

16 milyon yurttaşımız sefaletle boğuşurken, “Ete hasret kaldık, tatili unuttuk, torunlar gelmesin, verecek harçlık yok utanıyoruz” yakınmalarını duymuyoruz. NİÇİN?

Bu arada geçmişe bakıyor, daha rahat yaşadığımız yılları hatırlıyor, üstü örtülenlerle yüzleşiyor, güne dönüyor rakamlar karşısında kala kalıyor, ilgili bakanların açıklamalarını duyunca da küçük dilimizi yutuyoruz! NİYE?

Pazar arabasını dolduramayan, tenceresini kaynatamayan, kirasını ödeyemeyen, ilacını alamayan, çocuğunun isteğini karşılamayanların arttığını görüyor, içine atanları, erteleyenleri, vazgeçenleri, bıkıp usananları düşünüyoruz. NEDEN?

Öfkenin kontrolden çıktığını, ses tonlarının bağırmaya hazır olduğunu, el kol hareketlerinin vurmaya yakın olduğunu, öfke dilinin topluma hakim olduğunu, korkup susanların, yorulup susanların, boşverip susanların, tepkisiz ve sessiz seyredenlere de takılıp kalıyorsunuz…

Neden derseniz? Çünkü susmak ve tepkisiz kalmak her zaman farklı anlamlar da içerir. Bazen susmak  inceliktir, bazen korkudur, bazen sinmedir, bazen olgunluktur, bazen de şu soruyu sormaktır?  Niye susuyor, neden konuşmuyoruz?

Hele de açlık sınırı 35 bin TL’yi, yoksulluk sınırı 116 bin TL’yi aşmışsa, nüfusun beşte üçü yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyorsa, ilgili bakan; “Ekonomi iyileşme yolunda!” diyorsa, diyebiliyorsa! Susmak niye, sessiz kalmak neden?

Gelelim 24 yılda 9 kez değişen MEB’in yaptıklarına…

20 milyondan fazla öğrencinin, 2 milyona yakın öğretmenin, 65 binden fazla okulun olduğu ülkemizde amaç geniş anlamda ve her alanda kaliteyi  yükseltmek, çağdaş eğitimi öncelemek mi olmalıdır, tam donanımlı okulların sayısını çoğaltmak mı olmalıdır, hak arayan öğretmenleri coplamak mı?

Hele de özellikle gençlerden oluşan kızgın, kırgın, yorgun, umutsuz, kaygılı kesim giderek artıyorsa, umudunu kesen gençlerin oranı yüzde 70’i geçmişse!

Hele de Şırnak Üniversitesi rektörü yakınlarını üniversitede işe alınca; “Akrabalara yardım etmek dinin emrettiği görevdir!” açıklamasını yapıyorsa!

Yine İstanbul Üniversitesi Rektörü diploma töreninde kadın öğrencilere yönelik; “Bugün buraya bebeklerinizle, çocuklarınızın elinden tutarak gelmenizi beklerdim!” şeklinde bir konuşma yapabiliyorsa!

Bu arada ilginç bir müjdemiz de var!

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde “Tespih Tasarımı ve İmalatı” bölümü açıldı. Bu bölümün Türkiye’de ve dünyada ilk olduğu haberi de duyuruldu. Mezunları ne iş yapacak, dersleri kimler verecek, bu konuda herhangi bir açıklama yok, “ben yaptım, ben açtım oldu!” mantığının yeni bir göstergesi deyip geçelim…

Özetle; NATO zirvesiyle yatıp kalktığımız günümüzde; Şakaların suç dosyasına dönüştüğü ülkemizde, cezaevlerindeki mahkum sayısının 35 ilin nüfusunu geçtiğini duyunca; Gel de geçmişin izlerini silen kimliksiz yapılaşmayı, kent kimliğini, tarihsel birikimi hiçe sayan anlayışı, kültürel kimliği dönüştürmeye yönelik hız kesmeyen girişimleri yazma…

Yine tarihsel gerçeklere ideolojik müdaheleleri pek seven MEB Y. Tekin’in ders kitaplarından Milli Mücadele, Kurtuluş Savaşı, İstiklal Harbi gibi siyasi tarihimizin temel taşlarını yok sayarak Osmanlı övgüsünün altındaki niyeti okuma…

Unutulmasın ki; Büyük Atatürk’ün önderliğinde kan ve can pahasına kazanılan her zafer bizim kırmızı değil, kıpkırmızı çizgimizdir. NOKTA… 

 

-Gündem - 00:01 A A
BENZER HABERLER