Kars’tan Ayrılış…

-Edebiyat - 17 Aralık 2017 11:49 A A

Osman Bedel

1973 Mart ayının karlı ama hiç görülmemiş daha doğrusu benim hiç görmediğim güneşli bir gün…

Aylar evvel verilen karardan ve hazırlıklardan sonra beklenilen gün nihayet evimizin önünde tüm aile fertleri ve komşularla otobüsün beni almasını bekliyoruz…

Güneşli ve normalinden daha sıcak bir gün olmasına rağmen benim içim titriyor sanki o amansız Kars’ın soğuk kış günüymüş gibi…

Nihayet otobüs Ortakapı’daki evimizin önüne yanaşıyor…

Bitmeyen öpülmelerime şimdi de sesli ağlama ve gözyaşları eşlik ediyor…

Bana sarılarak yapışan canım annem öpücükleriyle ıslanan yanaklarıma gözyaşlarını ekliyor…

Bitmek bilmeyen vedalaşmamızı şoförün “yenge Osman bana emanet hiç merak etme” sözü bitiriyor…

Beni bilinmeyen yarınlarıma götüren otobüsün içerisindeyim…

Boş koltuğun yanında oturan amca “gel camın yanımı sana sahladım” diyor…

Büyük bir sessizlik başlıyor…

Otobüsün camlarından gözleri yaşlı anneme bakıyorum, elindeki kabla su serpiyor…

İçimden şoföre abi ne olursun durdur bu otobüsü canım anama son bir kere daha sarılayım diye bağırmak geliyor…

Sesim çıkmıyor ama gözlerimi köşeyi dönene kadar annemden ayırmıyorum…

Köşeyi döndük artık annemi göremiyorum aniden yıkılıyorum, kimseden ayıp olmasın diye yapmacık kabadayılığım kayboluyor, AAAaaaağğğ diye bir ses çıkarıyorum…

Yanımdaki amca elini omzuma koyuyor “ağla yeğenim” diyor yüzüne bakıyorum, başıyla “evet ağla” derecesine hareket ediyor…

Başımı aşağıya eğiyorum gözlerimden akan yaşların gömleğime aktığını görüyorum kendi kendime “ben zaten ağlıyormuşum da farkında bile değilmişim” diyorum…

Selimi geçtiğimizde Başkatip amcam Dursun Bedel’i ziyaret ettiğim günler geliyor gözümün önüne…

Aniden kendimi istasyon mahallesinde doğduğum evin bahçesinde görüyorum. Darvazadan dışarı çıkarken bize çalışan Marif abi elimden tutuyor beni karşıya harman sürdüğü yere götürüyor. Kendi kendisine yerdeki buğday yığının üstünde dönüp dolaşan atın çektiği gemin üstüne koyuyor, bir mutluluk çöküyor içime…

Ziya Gökalp İlkokulu’ndayım yine mümessilim. Kendimi öğretmenimizin masasında yoklama yapıyor, arkadaşların adlarını numaralarını okuyor görüyorum…

29’un karşısı Abbas dayının köşede arkadaşlarla konuşup gülüyoruz…

Bit pazarındayım yeni gelen malları sandıktan çıkartıp dükkana götürüyor tereklere yerleştiriyorum…

Gözyaşlarım hâlâ gömleğime dökülüyor, ben hâlâ ağlıyorum…

Ne olduğunun farkındayım içinde olduğum otobüs beni hayatımdan kopartıp bilinmeyen bir yere götürüyor…

İşte beni ağlatan da bu “korkutan bilinmeyen”…

Aniden bir ses beni tiksindiriyor…

“Eşitdim Emerika’ya gedirsen” diyor yanımdaki abi…

Yüzüne bakıyorum, “baban menim ilkokul arhadaşımdı bilirsen mi” diyor…

“Dördüncü sınıfta barabar ohuduğ baban hamımızdan yekeydi, hamımız onnan gorhurduğ, öğretmenimiz olmıyanda tahdaya yuvarlak bir çember çizir içine de bir nokta goyurdu, bize ‘hamınızın gözü bu nohdaya bahacağ yohsa geberderem’ deyirdi bizde gorhumuzdan o nohdaya bahardığ” diyor…

Ağlayan ben şimdide gülüyorum hem de kahkaha atarak…

“Bah güldürdüm seni” diyor…

“Sil artığ gözderinin yaşını ne mutlu sana bu yaşta Emerika’ya gedirsen, get gözel bir hayat yaşa” diyor…

Ben tekrar ağlamaya başlıyorum: “Abi okulumu, arkadaşlarımı, hayatımı arkada bıraktım, benim küçücük bacılarım var büyüdüklerini göremeyeceğim” diyorum…

“Ele gonuşma yeğenim, gidersen bahdın yapamırsan çıhar geri gelersen. Baban heç seni orda bırahar mı” diyor…

Ama benim içimde çok garip bir his vardı, sanki artık hiç geri gelmeyeceğim, ne arkadaşlarımı ne de bacılarımın büyüdüklerini görebileceğim…

Bu hiç bitmeyecek, sonsuz ayrılık olacak biliyorum…

Karanlık çöktü hiç bir şey görünmüyor her yer zifiri karanlık ama çok süratle gittiğimizi fark ediyorum…

Muavin yanımıza geliyor “Osman, Yavuz abi, eğer yatmırsa gelsin önde yanımda otursun gonuşah deyir” diyor…

Yanımdaki abi “get önde otur için açılar” diyor…

Önde hemen şoförün yanında katlanan bir koltuk var.  Şoför ” Üsten tut çeh açılsın” diyor…

Önde oturuyorum otobüsün süratini daha fark ediyorum “sanki arhamızdan atlı gelir” misali hızla beni mutlu hayatımdan, canım Annemden kopartıp bilinmeyen meçhule götürüyor…

“Mahmut ağabeyime söz verdim sana göz, gulağ olacam” diyor beni benden kopartıp bilinmeyene götüren şoför…

Konuşuyoruz… Benim için hiç anlamı olmayan sorular onun için “göz gulağ” olma bahasına sorular ve “sanki arhanısından atlı gelir” hızla giden otobüs ve sonsuza giden asfalt yol…

Devam edecek…

-Edebiyat - 11:49 A A
BENZER HABERLER