Neşe Doster: Genelde gençlere, özelde öğrencilere açık mektup…(2)
Neşe Doster
nesedoster@yahoo.com
Öncelikle ve özellikle size hitaben yazdığım birinci mektuba yolladığınız duyarlı iletilerinize teşekkür ederek yazıma başlamalıyım…
24 yılda tam 26 kez baştan sona değiştirilen eğitim müfredatının nelere mal olduğunu, müfredat değişince ders kitaplarının yeniden basıldığını, son 10 ay içinde ders kitabı değişikliği için 269 milyon lira harcandığını, politik savurganlığın sonuçlarını- nedenlerini, bunca siyasi değişimle OECD ülkeleri arasında Kolombiya’nın bile gerisine düşüp sondan birinci olduğumuzu unutmayın. OECD raporuna göre 15-24 yaş arası işsizlik oranı yüzde 15’i geçmişken, her 4 gençten biri ne okulda ne işte iken! Bu oranla 38 OECD üyesi ülke içinde sonuncu olduğumuzu da aklınızdan hiç çıkarmayın. ( Bunları bilirsiniz ama tekrar etmek de yarar var)
Yine TÜİK verilerine göre; Türkiye’de 15-24 yaş arası genç nüfus 12.7 milyona ulaşmışken! Yalnızca yüzde 40.3’ü istihdamda yer alırken! Bu gençlerin yüzde 51’ini erkekler, yüzde 48.8’ini kadınlar oluşturuyorken! Adana’da çocuklar okula gitmek yerine tarlada çalışırken! Ve de kadının ülkemizde uzun süredir adının olmadığını, kadın istihdamında 38 OECD ülkesi ortalaması yüzde 67 iken bizde bu oranın bizde yüzde 24 olduğunu, üniversite mezunu kadınların ancak yüzde 59’unun iş bulabildiğini de bir köşeye not etmeyi ihmal etmeyin. Gün ola harman ola…
Bu bölümün son örneği olarak; Ülkemizde 128 tıp fakültesi bulunduğunu, 130 bin öğrencinin eğitim aldığını, yılda 15-20 bin mezun verdiğini, ancak son yıllarda uzaktan eğitimin yaygınlaşması karşısında laboratuvara girmeden, kadavra görmeden, vaka takibi yapmadan uzaktan nasıl doktor olunacağını sorgulayın…
Lüksten, şatafattan, israftan, haramdan kaçmayanlara; Ekonomik ve siyasal krizin nedenlerini sorun! Bir tarım ve hayvancılık ülkesiyken! Patates ve soğanın zam şampiyonu olduğunu, etin fiyatının dudak uçuklattığını, açlık ve yoksulluğun giderek derinleştiğini, açlık sınırının 34 bin TL, yoksulluk sınırının 112 bin TL’ye dayandığını, yönetimin bu konuda ne düşündüğünü, Türkiye’nin esas beka sorununun işsizlik ve beyin göçü olduğunu unutmayın…
Gerçeklerle sert bir şekilde yüzleştiğimiz, sert rüzgârların her daim estiği, soğuk havanın hâkim olduğu, ufukta yeni krizlerin beklendiği, artan gerilimin yönetimi ilgilendirmediği, aynı acılarda buluşmadığımız, aynı dili konuşmadığımız, aynı yası tutmadığımız, yoran, geren, yıpratan günlerden neden geçtiğimizi sormayı unutmayın…
Hele de pek çok alanı kapsayan kamusal yaşam mücadelemiz görünmezken ve yok sayılırken! Gazi Paşamızın can ve kan pahasına yazdığı o koskoca Kurtuluş Savaşı Destanı bazılarınca küçümsenirken! Toplum pek çok yol denenerek kutuplaştırılırken! Zorluklar, ve umutsuzluklar karşısında tek çarenin kim olduğunu, kılavuzun da, kutup yıldızının da, yol haritasının da, çıkış yolunun da, özetle aydınlık yarınların adresinin Büyük Atatürk olduğunu unutmayın, unutturmayın…
Hindistan’ın kurucusu Gandi diyor ki; “Size önce gülerler, sizi sonra umursamazlar, size daha sonra savaş açarlar, en sonunda siz kazanırsınız.”
Kartacalı Komutan Hanibal diyor ki? “Ya bir yol bulmalı, ya bir yol açmalı”
Gandi’den ve Hanibal’den yola çıkarsak! Çare 2 elle değil, 4 elle kazanımlara ve Atatürk’e ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine sahip çıkmaktır. Yol ve rota bellidir. Yolu yıllar önce bulan bulmuş bize de önümüze çıkarılan engelleri aşmak kalmıştır…
Siz okurken ben noktayı koymak zorundayım…
Soru soranın değil, selam duranın kıymetli olduğu günümüzde kinden, asık suratlardan, düşmanlaştırılmadan, öfkeden, bağırıp çağırmadan, nefretten, iftiradan, ihanetten, yalan dolandan, itiraftan, rüşvetten, hakaretten, kutuplaştırmadan, mahremiyyetten, masumiyetten, merhametten bunaldığımız bugünlerde; En çok neye ihtiyaç duyduğumuzu sorgularken, dayanışmayı, barış dilini, kutuplaştırmayan yöneticileri ve ortamları çok özlediğimizi hatırlayın…
Demem o ki her şeye rağmen! Neden ortam karmaşık, niçin iki yakamız bir araya gelmiyor, neden karamsarlıktan kurtulamıyor ve rahat nefes alamıyoruz diye merak edin. Sorun, sorgulayın, düşünün, araştırın, okuyun ve hakkınızı arayın. Kapı aralamak gerekirse ki gerekiyor aralamaktan çekinmeyin, bir gün sonuna kadar açılacaktır unutmayın…
Özetle: Bazı kapalı kapıları sevgi, saygı, sabır, sebat, sadakat, vefa, şefkatli bir dil, içten bir bakış, dokunan bir el, güzel bir sözün açtığını akıldan çıkarmayın. Geçmişin olmazsa olmaz bağlarını hızla tükettiğimiz için bugün ağır bir fatura ödediğimizi de belleğinize kaydedin…
Özetin özeti: Sevgili Gençler unutmayın! Sizler bizim kıymetlilerimiz, gururumuz, umudumuz, onurumuz, güvencemiz, ışığımız, sevincimiz, geleceğimizsiniz. Sabır ve dikkatle okuduğunuzu biliyorum! Sorunları az, sorumluları çok ülke hayalimi koruyarak, yolunuz- şansınız açık olsun diyorum…
Kutlama notu: Sizlerin ve tüm okurlarımızın Kurban Bayramını sağlık ve esenlik dileklerimle kutluyorum…
-
Neşe Doster: Genelde gençlere, özelde öğrencilere açık mektup…(2)
-
Özgür Özel’in tarihi Meclis yürüyüşü
-
CHP Genel Merkezi’ne çevik kuvvet ekipleri girdi, Özgür Özel binadan ayrılarak TBMM’ye yürüyüşe geçti
-
Rusya’dan Kiev’e yoğun hava saldırısı: En az 2 kişi hayatını kaybetti
-
Polis CHP Genel Merkezi’nde
-
Özgür Özel olağanüstü kurultay için düğmeye basıyor: ‘Genel merkezden atılırsak, Meclis’te devam’
