Han Ayvaz Adıgüzel: Alfred Adler’in dediği…

-Genel - 9 Aralık 2025 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Adler şöyle diyor: Bu adam ünlü psikiyatristtir: “Evde baskın olan bir kadın, otoriter iktidara oy verir. Bunun yanında otoriter lider de hanımına şartsız boyun eğer!” Filozof Bertrand Russell buna Abraham Lincoln’u örnek verir. Bir tarihi bilgi daha:

Avrupa’yı tek vatan yapan Napolyon hanımından bir hayvan gibi korkarmış. Eğer hanımı Bellerk kazaya uğrayarak ölmeseydi onun emriyle ülkeden kaçacaktı.

Atatürk’ün Kayınbabası da damadı Mustafa Kemal’den o derce korkardı. Kayınbabası Atatürk’ün adını kullanarak çıkar elde etmek istemişti. Gazi paşa bunu duyunca ona bir meydan dayağı çektirmişti. Kaynatası ve kaynı öldürülmekten korktular ülkeden kaçtılar.

Uşaklıgil ailesi Sabetayist idi. Kızları Latife’yi Atatürk’e vermişlerdi. Atatürk Adler’in verdiği kategoriye uymazdı. Onun çok özel yapıda olduğunu tarafsız tarihçiler yazmaktadırlar.

Adam Smith ekonomisttir. Onun şu sözünü önemsiyorum: “Bir tüccar zorunlu olarak bir ülkenin yurttaşı değildir!” Çoğu ülkelerin tüccarları bu tanıma uyuyor. Anadolu’da da aynıdır. Giden gitmiş, bir kısmının da eli kulağında.

Ülkesine ihanet eden tüccarların sermayeleri yerin dibine geçer. Ben buna inanıyorum. Tarih, aydın ve tüccarların işbirlikçi oluşlarını genişçe anlatır.

Bertnard Russell; “bilim adamlarının devrimci öğretileri kiliseyi korkuttu” diyor. İslam ülkelerinde tersi oldu. Tarikat ve şeyhler bilim adamlarını korkuttu.

 Kilise-devlet ilişkisini gözlemleyen Machiavelli, hükümdar kitabında şöyle yazıyor: “Fransızlar devlet işlerinden anlamıyorlar. Eğer anlasalardı, kilisenin bu kadar kuvvetlenmesine müsaade etmezlerdi.

Fransızlar İslam ülkelerinin idarecilerine benziyor demektir. Cemaatlerin devleti ele geçirmesinde payı olan bütün devlet adamları birer melundur.

Sosyalist düşünürler toplumlarda tenkit etme yolunu açtı. Halkı tenkide alıştırdılar. Aydınlanmanın bir yanı da böyle oluşur. Öteki yanı da tetkiktir, yani analiz. İşite İslam ülkelerinde olmayan budur. Bundandır İslam ülkelerinin bir yanı yok demektir.

İslam ülkelerinde çok diplomalı var ama münevver az. Bu, hakiki anlamada bir aydın yok demektir. 

Bir mesele varsa onu dil anlatır. Kutsal metinde; “ilahi dilimin bağını çöz” diye ayet vardır.

İnsanların anlattıkları ve onun anlatış tarzı! Anlattıkları mühim olmalı, tarzı açık. Benzetmeleri yerinde nükteleri tutarlı olmalı. Misalinde kalite, mimiklerinde anlam olmalı. Yazdığı yazılar da aynı olgunlukta olmalı. Cümleleri uzatmamalı; çünkü söz uzunluğundan ölür.

Bunlardan öte, bir yazarın devrimci yanı olmalı. Bir metnin cazibesi, onun devrimci cümleleridir. Devrimci her söylem insanın kanını gayza getirir. Hiçbir dinin ver emediği salim karakteri o verir. İslam dininin peygamberlik cephesi budur işte!

Yazık ettiler, peygamberin ölümünden sonra bu cepheyi Arap’ın eli kanlı beylerine teslim ettiler. İstisnalar hariç, bunların isimlerini “Sahabeyi kiram” diye kayıtlara geçtiler.

Bir sahabe sınıfı yaratıldı. Bir sınıf düşüncesi acaba bir sınıf yalanı mıdır? Acaba İslam böyle bir felakete mi uğradı? 

İslam tarihinde hadiseler param parça anlatılır; çünkü toplum sosyolojiye yabancıdır. Ayrıca epistemolojisi de yoktur. Yani bilginin ilmi!

İlimlerin başlangıcı insan merkezlidir. İnsan olmak kutsal metinlere eştir. Bu mesele bütün düşünce ve ekollerin ana konusudur. Bu saatler mukaddes ders saatleridir dersek yeridir.

 

BENZER HABERLER