Hasan Kanaatlı: Kur’an’da Fıtrat Konusu (IV)

-İslâmî Yazılar - 2 Ocak 2026 00:00 A A

Hasan Kanaatlı

h.kanaatli@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

Fıtratın gönül boyutundaki “sevgiyi” izah ettikten sonra, şimdi de gönülde bulunan ve önemli bir değer olan “haya” konusunu incelemeğe çalışacağız!

“Haya”; “hayyı” dan gelir. Arapçada “hayy”, “canlı” anlamındadır! Nitekim “hayy”, Allah’ın da sıfatlarındandır! Bizim bundan kastımız “utanma duygusudur!”

“Utanma duygusu”, fıtrattan gelen bir şeydir! Örneğin insan ilk suçu işlediğinde hem korkar hem de utanır! Daha sonraları da o suçu işleye işleye artık ona kanıkır! Bu duygu ortadan kalkınca da insan her pisliği işler!

“Haya” konusunu çocuklara, bir eğitim şeklinde vermek gerek. Çünkü “haya”, iffetin ve namusun da temelidir! Dinî açıdan “haya” duygusunu yıpratan şey, haram lokma ve haram süttür!

Haram lokma ya da haram süt, hayayı ortadan kaldırır ve ona, avret yerlerini açtırır. Daha doğrusu çıplaklığı getirir ve iffeti yıpratır! Biz bunu, Allah’ın Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın yasak/haram ağaçtan yedikleri zaman, onların avret yerlerinin açıldığından anlıyoruz! Kur’an, bunu bize böyle anlatıyor!

– “O ağaçtan (yasak-haram meyveden) yediklerinde, kendilerine çirkin yerleri (avretleri) görünüverdi de cennet yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar…!” (Ta-Hâ: 121)

Bunun için erkeklerin haram lokma yememeleri ve hanımların da çocuklarına haram süt emzirmemeleri gerekir!

Beni doğurmayan annenin bana süt verdiğinde, benim süt annem olmasının nedeni, sütün karaktere etkisinin olmasından dolayıdır! Dolaysıyla haram süt karakteri etkiler!

Başka bir deyişle, haram sütün fıtrattaki en fazla vurduğu yer, “haya duygusudur!” Bunu anlamamız içindir ki Kur’an bize Âdem ile Havva’yı anlatıyor! Yoksa onları, tarihi bir bilgi olsun diye anlatmıyor!

Yani Allah Teala Hz. Âdem ile Havva’nın haram kılınan yiyecekten yemeleriyle birlikte, onların avret yerlerinin açıldığını bir dedikodu olarak bize anlatmıyor.  Haramın insanlara neleri yaptırdığını anlamamız için bunu anlatıyor!

Allah bize diyor ki, dedeniz haram lokma yediği için onun avret yerleri açıldı. Siz de yerseniz şayet, haya duygunuz gider ve sizinki de açılır! İşte Kur’an bize bu mesajı verip bunu öğretiyor!

Netice olarak şunu diyebiliriz:

– “İnsan olarak fıtratı korumak mecburiyetindeyiz! Fıtratta var olan o temel öğe ve o duvardan taş söktürmemeliyiz! Ve yine haya duygusunu yıpratmamalıyız! Bu duyguyu en fazla yıpratan da haram lokmadır. Bunu unutmamamız lazım!

Haram lokma haya duygusunu, iffet ve namusu yok eden bir güçtür! Demek ki, fıtrat duvarındaki taşlardan biri de “haya” duygusudur!

Allah Teala Kasas Suresinde Hz. Musa (as) ile Hz. Şuayb’ın kızının hikayesini anlatırken, 25’inci ayetinde Şuayb’ın kızının Hz. Musa’yı almaya giderken, onun önünde “haya üzerinde yürüyordu” diye buyuruyor! Yani demek istiyor ki, bir kız haya üzerinde yürür ve onun yolu hayadan geçer! İşte fıtrat budur!

Fıtratın ana kanallarından biri olan gönülde var olan değerlerden biri de “korku” dur! Korkunun Arapça karşılığı “havf” tır! Bir de “haşyet” vardır!

“Haşyet” kelimesinin birincil anlamı “saygı” dır! “Korku” ise ikincil anlamıdır! Ama “havf”, yalnızca “korku” anlamını ifa eder!

Tabi ki “korku”, kimi yerde insanı erdeme götürür, kimi yerde de onu “rezil” eder ve ayak altına saldırır! Onun için Kur’an’da şöyle geçer:

– “Muhakkak ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden azaltma ile deneriz…” (Bakara: 155)

Demek ki korku, dünya denen “hayat” imtihanının bir sonucudur ve korkunun yeri de gönüldür!

Tabi ki korku yönlendirilip terbiye edilir ise, insanı erdeme götürür! Yani Allah’tan, ahiretten ve kıyametin o korkunç azabından korkmak, insanı kemallere taşır. Hatta peygamberler dahi korkarlardı. Peygamberimiz bir sözünde şöyle der:

“Ben vahye tabi olmaz isem, Allah’a isyan etmiş olurum ve Allah’ın azabından korkarım!”

Bir de korkusuz insan ya da devletler vardır!

Bu devletler, ekonomik, teknik, askeri vs. yönünden güçlü olan devletlerdir! Güçlü olan devletlerin her zaman rüzgarları da güçlü eser. Kur’an-ı Kerim Enfal 46’da bunun için “riyh/rüzgâr” tabiri kullanır!

Yani bu türden devletlerin sosyal ve de siyasal rüzgarları sürekli ve güçlü bir şekilde eser. Ama bir de bakarsınız ki o rüzgârları sönüp yok olmuştur! Örneğin Emevî, Abbasi, Selçuklu, Safevi ve Osmanlı devletleri kendi dönemlerinin güçlü devletleriydi, fakat şimdi o rüzgarlarından bir şey kalmamıştır!

Eskiden, söz konusu devletlerin korkusuzca bir siyaseti vardı! Fakat onların yerinde kalan şimdiki küçücük devletlerin korku ve kaygı taşıyan bir siyasetleri söz konusu değildir! Bu sefer de kendileri: “Efenim bunu böyle yapar isem Amerika ne der, Avrupa nasıl karşılar” vs. gibi kaygılı düşünceler içerisindeler! İşte bunların tümü imtihandır!

Demek ki korku, bir yerde işe yarıyor ve insanı erdeme götürüyor, bir yerde de insanı ayaklar altına veriyor!

“Sadakat” de fıtrat duvar taşlarından biridir! Bunun da yeri gönüldür! Sevgi ile sadakat birlikte yürürler!

Bu ikisi çok samimi dostturlar! Bunların birbirinden kopup ayrılmaları, aynen kıyametin kopuşu gibidir. Aileyi, toplumu ve ümmeti yıkıp perişan ediyor!

Sadakat sevgiden kopunca ihanet de oluyor! Evet sevgi azalınca sadakat da azalır! Tabi ki sadakatin yalnızca ailevi boyutu yoktur! Ticaret, siyaset ve hayatın her hücresinde sadakat vardır!

İşte bu sadakat denilen şey, bizim gönlümüzde tohum şeklinde vardır. Emanete ihanet etmek de ondan gelir ve yine emanete sahip çıkmak da sadakattir!

Fıtratımızın duvarını oluşturan taşlardan biri de “hakimiyet” duygusudur ve bu, bizim en temel duygularımızdandır!  Bu hususta Kur’an şöyle der:

– “Hani Rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” dedi!” (Bakara: 30)

Yani Kur’an, “Adem’i yaratacağım” demiyor! Ona “halife” diyor! Bu da Yüce Allah’ın, insanın en önemli boyutlarından biri olan “hâkimiyet kurma” boyutuna dikkat çekmesidir! Diğer bir ifadeyle, insan nerede olursa olsun, oraya hâkim olmak ister! Çünkü fıtratında bu vardır! Bu şekilde bizler bu hâkimiyet duygusunu tatmin etmeğe çalışırız! Birisi baba olarak, diğeri anne olarak, ötekisi başbakan olarak hâkimiyet duygusunu tatmin etmeğe gayret sarf ediyor! Şayet bu hilafet/hakimiyet duygusu olmasaydı, insanlar hayatını bu siyaset uğruna feda etmezdi.

Bu duygu, kimisinde çok güçlü, kimisindeyse çok zayıftır! Dolayısıyla, sözünü ettiğimiz bu hâkimiyet duygusunun da mutlaka terbiye edilmesi gerekir! Aksi taktirde bu, Devlet başkanlarında bir diktatörlük ve saldırganlığa dönüşüverir!

İşte önemli olan, fıtratın bu üç ana öğesi olan akıl, gönül ve nefisi, vahiy ile buluşturup, onun rehberliğinde bunları terbiye etmektir!

 

-İslâmî Yazılar - 00:00 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.