Han Ayvaz Adıgüzel: Bedelini öderiz yükünü çekeriz…

-Genel - 5 Ağustos 2025 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Henry Kissinger ABD’nin en etkili dışişleri bakanlarındandı. 1200 sayfalık meşhur “Diplomasi” kitabında şunları yazıyor. “Biz diplomasiyi ayakta tutarız ama bir şeye kara verdik mi, her bedeli öder, her yükü çekeriz!” Tam bir güçlü devlet söylemi.

Devletler, devlet olma ölçüsünde dünya hukuku önünde eşittirler ama güç bazında devasa ayrılıklar vardır. Bu sebepten bütün dünya devletleri güçler dengesini hesaba katarak diplomasi yürütürler.

Kissinger diyor ki: “Amerikan kudretinden dolayı hiçbir zaman bu denge kavramını hazmedememiştir!”

İslam ülkeleri, “her bedeli öder, her yükü de çekeriz” sözünü diyebilirler mi? En azından böyle bir psikolojiye sahip olabilirler mi? Bu zor bir karar, bunun sonu nereye varır bilinmez.

İran İslam cumhuriyeti bu kararı verdi. Bütün dünya hop oturdu hop kalktı. Bu karar bütün orta ölçekli güç dengelerini rahatlattı, kendilerine bir güven geldi. Bundan sonrası kendilerine ait.

Korku bir zihniyet girdabıdır. Bu korkuyu yenmek için İslam, gazilik ve şehitlik kavramını getirmiştir. Bu kavramlar mistik kavramlardır tanrısal menşei vardır.

Düşünür Cemil Meriç’in geniş yelpaze sahibidir. Kendisi buna “tecessüs” derdi. Yani gizli gözlem!

Dediklerinden bazılarını yazmak istiyorum: 

“Fatih, patrikhaneye büyük imtiyazlar verdi, böylece devlet içinde bir devlet konumuna zemin hazırladı. Ticareti yok etti, alimleri kovdu. Çevresindekiler bilgisiz ve izansızdılar. Dünyanın ahvalinden de habersizdiler. Aslında İstanbul’un fethi hayırlı olmamıştır. Ulema Bizans’ın taklidine girişti. İslam’da Hristiyanlığa benzer bir ruhban sınıf doğdu.”

Gerçek tarihçiler bunları yazıyorlar. Mesela Kanuni devrine kopkoyu bir cehalet devri diye yazmışlardır. Osmanlı devleti için pek de iç açıcı şeyler söylememişlerdir. Mesela Celal Nuri: “Osmanlı’nın Fatih’ten bu yana ayırıcı vasfı cehaletidir” diyor.

Kurucu unsur olan Türklerin hiçbir milli gayretleri yok idi. Bütün güçleri ile saltanatı koruyorlardı. Ülke bu idi.

Osmanlı yapay bir topluluktu. Mensup olduğu dini de özellikle karıştırdı. İslam dininde hiçbir açık ifadeye yer vermedi.

Tarihte Osmanlı bir muammadır, iyi incelemek lazım. Baron Hammer Osmanlı tarihi için eldeki tek kaynak.

Bir aydının asalet unvanı nedir? Onun mili ve devrimci oluşu! Bu da tarihe yeni sualler sormakla başlar. Şöyle bir soru sormak istiyorum. 

Tarihi süreç içinde, çağdaş, milli ve devrimci düşüncemizde anahtar kelime nedir. Yani düşüncelerimizin anahtar kelimesi, cümlesi değil kelimesi!

Aslında bu kelimeler ayrı ayrıdır. Milli olarak da, çağdaş olarak da, devrimci olarak da ayrı ayrıdır. Bu kelimeler bizim fikrimizin alt yapısını oluştururlar. Bize kazanılmış bilgiler sunarlar. Bundandır kelimelerin haysiyetini korumak lazım.

Düşünceyi kelimeler taşır. Yeni kader araştırmalarında, insanın kaderi sahip olduğu kültüre bağlıdır denilmektedir. Yani kader değişkendir.

Kişinin kaba karakteri kültürle eğitiliyor ve munis oluyor. Görüldüğü gibi kaderinin bu cephesi böylece değişmiş oluyor. Bütün cephelerde durum aynıdır. Kur’an bu değişim meselesini destekliyor:

“Kişi kendini değiştirmedikçe, biz onun kaderini değiştirmeyiz!”

Başa dönelim surumuzu tekrar soralım: Tarihi süreç içinde. Milli, çağdaş ve devrimci düşüncemizin anahtar kelimeleri hangileridir? “Kutsallık, istiklal ve direniş!”

 

BENZER HABERLER