Araz Gündüz: Ali Kerimli niçin cezalandırılıyor?
Araz Gündüz
arazgunduz@yandex.ru
45 yıl önce Məmməd Araz’ın “Sən kimə gərəksən, mən kimə gərək?” adlı şiirinden etkilenerek bir yazı karalamıştım. Bir dörtlüğü şöyleydi:
Çok da ışık gelen tarafta duvar var…
Çok da dağ engeli, kaya duvar var,
Dünyaya gelmeye güneş yol bulur –
Güneşle yan yana durmasa meşrep,
Sen kime gereklisin, ben kime gerek?
Bir keresinde Ali Bey Kerimli’nin röportajlarından birinde şöyle bir anekdot dikkatimi çekmişti: “Geceleri, yatmaya hazırlanan küçük oğlum Timur’a Azerbaycan halk masallarından birini anlatıyorum. Fakat bu masalların bazı yerlerini değiştiriyorum. Mesela, oğlumun Məlikməmməd’in kardeşlerinin ipini kesip kuyuya attıklarını duymasını istemiyorum. Bırakın, kardeşin kardeşe ihanet edebileceğini aklına bile getirmesin. Bunun gibi, diğer masalları da gerektiğinde değiştirerek, manevi ve ahlaki değerlerin üstünlüğü ilkesi üzerine kuruyorum.”
Şimdiki çocukları bilmiyorum ama bizim çocukluğumuzdaki oyunlar arasında dünyayı “baş aşağı” çevirme oyunu da vardı. Çok basit bir oyundur: Başını aşağı eğersin, ayaklarının arasından geriye bakarsın ve dünya tersine döner. Azerbaycan’ın bugünkü rejimi de hepimizi bu oyunun katılımcısı olmaya zorlamak istiyor…
Geliniz, bir anlığına başımızı dik tutup birbirimizin gözlerinin içine bakalım, elimizi vicdanımıza koyup şu soruya cevap arayalım: Ali Kerimli, iktidarın iddia ettiği gibi Rus casusu mudur? Onun Ramiz Mehdiyev gibi liyakatini ve haysiyetini kariyere satan bir ahmakla iş birliği olabilir mi? Ramiz Mehdiyev’in yazdığı “mektuptaki” elli kişiden biri Ali Kerimli ise, diğerleri kimdir?
Aslında ruhani Taleh Bağırzadə kırılabilseydi ve Ali Kerimli’nin karşısına dikilmeye zorlansaydı, şimdi çoktan “İran casusu Ali Kerimli” masallarını dinliyor olacaktık.
Ali Bey’in silah arkadaşlarını kırıp onu yalnız bırakmayı başarsalardı, şimdi çoktan “milyonlarca manatı zimmetine geçiren dolandırıcı Ali Kerimli” efsaneleri ortalıkta dolaşıyordu.
Sovyet döneminde şöyle bir fıkra vardı: Komutan hücum emri veriyor. Tam o sırada bir askerin siperden çıkıp geriye kaçtığını görüyor, durdurup sebebini soruyor. Askerin cevabı: “Ben gidiyorum, uzaktan hız alıp hücuma geçeyim.” Bugün Azerbaycan’da kendisine siyasetçi ve siyasi parti diyenlerin çoğuna yakışan bir örnek değil mi?
Əliağa Vahid’in gazellerinden birinde şöyle bir beyit var:
Şairler içinde sanma hünersizdi Vahidi,
Vahid ne de olsa, yine bir iddiası var.
Vezni bozsa da, bence son mısra şöyle olsa daha güzel olurdu:
Vahid ne de olsa, yine bir ideası var…
Ali Kerimli gibi inancı, prensipleri ve idealleri uğruna cesaretle, gözünü kırpmadan, korkusuzca mücadele eden bir insanı zulmün pençesinden kurtarmaya gücü yetmeyen bir toplumun üyesi olmak gerçekten üzücüdür…
Ali Kerimli için yazılabilecek tek iddianame şudur: Halkını, vatanını yürekten sevdiği, inancına sadık kaldığı, davranışlarını yüz ölçüp bir biçtiği, bütün faaliyetini hayra ve hizmete adadığı, halkının çiğnenen hakları uğrunda yorulmadan mücadele ettiği ve halkını kendi haklarına sahip çıkmak üzere örgütlendirdiği için suçlanmakta ve sevdiklerinin gözleri önünde yok edilmeye mahkûm edilmektedir.
Görün, bu yazılanlar size de tanıdık geliyor mu?
“…Çok muhtemeldir ki, nice yıllardır halkımızın kulağını güzel masallarla doldurup, cehaletin en büyük mutluluk olduğunu aşılayan tarih kitaplarının yerine, Avrupa’dan gerçek tarihi anlatan kitaplar gelsin. Bu kitaplar halkımıza iyiyi kötüden ayırt etmeyi, doğruculuğu, yurt sevgisini öğretebilir; ama bu, bizim ülkenin hukuk sistemine tamamen terstir.
…Emirlerimizi bozmamaları için biz onların hepsine düşünmeyi de yasak ediyoruz. Bütün müminler bu buyruğumuzu duysun: Birdenbire birinin üç kelimeyi birleştirip açık bir cümle kurabildiğini görürlerse, hemen gammazlayıp kim olduğunu bize bildirsinler. Yurttaşlarımıza bundan böyle, Osmanlı saltanatımızın âdetine uygun olarak, bütün konuşmalarında hiçbir anlamı olmayan kelimeler kullanmalarını emrediyoruz.
İmparatorluğumuzun başkentine, kaçak yollarla herhangi bir yabancı düşüncenin girmemesi için, ülkemizin batısındaki bataklıklardan birinde doğmuş olan sarayın başhekimini bu işin üzerine nöbetçi koyuyoruz. Şimdiye kadar sultanın ailesinden dört kişinin bu hekimin elinde öldüğünü bildiğimizden, bilgilerin yayılmaması konusunda onun herkesten fazla gayret göstereceğini düşünüyoruz. Bu emrimizle ona sıkı sıkı tembih ediyoruz: Şehrimizin kapısından girmek isteyen, ister yazılı ister sözlü olsun, bütün düşünceleri yakalayıp ellerini ayaklarını bağlayarak yanımıza getirsin ki, biz de gereken en ağır cezayı verelim.
Hicri 1143 yılında, Muharrem ayının 7’sinde, dört bir yana cehalet saçan sarayımızda buyurulmuştur.”
Voltaire – “Kitap Okumanın Çok Büyük Zararları Hakkında” (1730)
Dahi Rus yazarı Lev Tolstoy, 1902’de Rus Çarı II. Nikolay’a gönderdiği mektupta şöyle yazıyordu: “Siz bunu bilemez değilsiniz: İnsanlığın bilinen bütün tarihi boyunca yaşadığı hayat ve bu hayata bağlı ekonomik, toplumsal, dini ve siyasi formalar sürekli değişmiş; kaba, acımasız ve anlamsız biçimlerden daha yumuşak, daha insani ve anlamlı biçimlere geçmiştir.”
Bütün diktatörlerin aptallık hastalığından mustarip olduğuna hiç şüphem yok. Bugün tarihin akışının Azerbaycan’da yanılacağına ve kendilerine uzun vadeli iktidar şansı vereceğine inananların ne aklı ne de geleceği vardır. Tarih, ilerlemeyen halkları ilerleyen halkların gübresine çevirir. Bizi bekleyen bu kaderi yaşamamak için gücümüzü toplamamızın tam zamanıdır.
Azerbaycan Türkçesinden çevrilmiştir. Aslı aşağıdadır.

-
Araz Gündüz: Ali Kerimli niçin cezalandırılıyor?
-
Filenin Sultanları Milletler Ligi’nde finale çıktı
-
ABD basını: Kongre’de Rusya’ya yönelik yeni yaptırımlar çıkmaza girdi
-
UCM tarihinde bir ilk: Başsavcı Kerim Han görevden alındı
-
İran ordusu: Bahreyn, Ürdün ve Kuveyt’teki ABD üsleri hedef alındı
-
Petrol yeniden 100 dolara tırmandı, motorine büyük zam geldi
