Han Ayvaz Adıgüzel: Milletlerin yoksulluğu…

-Genel - 31 Ağustos 2026 23:38

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Bütün milletlerin tarihinde yoksulluk üzerine yazılar vardır. Ayıp değil, her millet buna duçar olabilir. Depremler, savaşlar veya iktidarların keyfiliği vb. Bu gibi şeylerin izahı mümkündür ama bir de yoksulluğun yanında sefalet var. Sefalet, milletin genini bile tahrip edebilir. Zekasını, inancını, onurunu alaşağı edebilir. Korku budur!

Sefilleşen kişinin mantığı pespayedir. Onun bütün mukaddesleri kaybolur. Sefaletin kapısında hareketsizlik vardır. İlk başta bu yok edilmeli.

Eğer düzeni insan yaratmış ve ham de ona esir olmuşsa, sefaletin böylesini nasıl izah edersin?

Gel gör ki bunun adına da kader demişler. Böyle bir kader karşısında insanların sefilliğe karşı tek isyan şudur: “Kör olası kader!” Evet, kör olası sefilin son hamlesi budur işte. Böyle bir insanın Tanrı’sı, esiri olduğu ve yarattığı o sistemidir.

Sistem ona görev vermiş ve eline de bir kitap. Okuduğu da şu yazıdır: “Ahlak, sistemin verdiği görevi yerine getirmektir!” Ahlak nasıl da maniple ediliyor görüyor musunuz?

Ahlak toplumun temel taşıdır ama şuraya bakın ki bu kıymet, neyin ve kimlerin emrinde?

Âşık, sevgilisine şöyle demiş: Sevgili, düzen seni alt edemedi, edemez de; sen kendi kaderini seçtin.

Yeryüzü dergâhında zor ve hile. İkisini de kullanıyorlar. Barbar zor kullanır, medeni hile. İkincisi daha tehlikelidir.

Acaba bir gayenin emrinde olmak ne kadar doğru? Şöyle denilebilir: “Gayeye göre değişir!” Böyle bir cevap sonuç getirir mi?

Gayenin emrinde değil, meşru olanın emrinde olmak gerek. Vatan ve onu savunmak meşrudur. Ben bunu bir misal olarak verdim. Bu bir doğallıktır. Keyfi gayelerin emrinde olmak bir çıkmaz sokaktır.

İnsanlığın ortak gayesi ilahidir. Okumak!

Düşünür Cemil Meriç; ben birçok kitabı, çevremden kaçmak için okuyordum” diyor. Bu söz yaralayıcı bir sözdür. “Hükümdar” kitabının yazarı Machiavelli, kitap okumaya başladığı zaman üzerindeki elbiseleri çıkarır, sakladığı yeni elbiselerini giyermiş, öyle kitap okurmuş.

İslam ülkelerinde elbise değiştirmede Machiavelli ile bir beraberlik var ama Müslüman elbisesini cuma günü camiye gitmek için değiştirir.

Biz Müslümanlar olarak kitabı cumaya eş tuttuğumuzda, o zaman Müslüman olacağımızın bilinmesini istemek herkesin hakkıdır.

Bazı çok bilmişler şöyle diyorlar: “Kitap okumak gereksizdir, insan kendini okumalı!” Güzel de söyleyen kişinin kendinden bir yaprak bile çevirdiği yok ki.

Ali’nin unutulmaz bir sözü var. O şöyle demiştir. “Ene Kur’an’ı natıkam!” Yani ben konuşan Kur’an’ım. Kişinin kendisini okumanın kuralı ille de kitaptan geçer. 

Her şeyi yetkin bilmemek bazı milletlerin hastalığıdır. Meselenin tadına varmak geniş bilgi ister. Kişinin kanındaki cehalet ateşi onu eritir. Kitap okumaya gerek yoktur sözü kişinin sadece reddetme arzusudur. Okumak için irade terbiyesi gerek.

Aslında okuma, Tanrı’nın insan ruhuna koyduğu bir sabitedir. Vahi ise o sabitelere gönderilen davettir. İkisi birbirlerini tanır.

Okuma bir görevdir ve görevin titizliği de ihsandır.

 

BENZER HABERLER