Prof. Dr. Barış Doster: KKTC liderinin sözlerinin hangisi doğru?

-Siyasî Analiz - 31 Ağustos 2026 23:31 A A

Prof. Dr. Barış Doster

dosterb@hotmail.com

YAZAR ARŞİVİ

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman, birkaç gün önce, Kıbrıslı Türklerin uluslararası temaslarını sürdürme ve Kıbrıs sorununda müzakere masasında kalma konusundaki tutumunu yineledi. Erhürman, görevi boyunca halkın hakları, güvenliği ve eşitliğinden vazgeçmeyeceğini vurguladı. Doğru bir tavır. 

Aynı Erhürman, geçtiğimiz haftalarda da şöyle demişti: “Ne olursa olsun sabrımız taşmaz. Ne olursa olsun görüşmelerden vazgeçmeyiz… Ne öfkemize yeniliriz, ne soğukkanlılığımızı yitiririz, ne de sabrımız taşar”. Yanlış bir tavır. 

KKTC liderinin, adadaki Türklerin eşitliği ve egemenliği konusundaki sözleri ne kadar doğru ise görüşmelerden ne olursa olsun vazgeçmeyecekleri yönündeki sözleri o kadar yanlıştır. Çünkü bu tavır onun sabrını ve dirayetini değil, ödün vermeye hazır olduğunu gösterir. 

Kıbrıs adasındaki iki liderin 26 Ağustos’ta yaptıkları yaklaşık 3 saatlik görüşmede, adada kalıcı çözüm için haftada bir kez, gerekirse daha fazla görüşme yapılacağı kararlaştırılmıştı. 

Görüyoruz, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak için pek hevesli. Peki, hevesli olduğu ölçüde iyi niyetli mi, samimi mi? Hayır. 

Guterres’in, BM’nin önceki genel sekreterlerinden olan, soyadıyla anılan plandan hatırladığımız Kofi Annan’dan bir farkı var mı, Kıbrıs konusunda? Hayır. 

Annan Planı’nı şeker sosuyla, çikolata sosuyla tatlandırıp, önümüze mi getiriyor bir kez daha? Evet. 

ANNAN PLANI’NDAN GUTERRES’E NE DEĞİŞTİ?

Anımsıyoruz, Annan Planı 24 Nisan 2004 tarihinde oylandığında, Türkiye’de hükümetten büyük sermayeye dek geniş bir kesim, evet çıkması için seferber olmuştu. ABD ve AB de planın geçmesini çok istiyordu. Adadaki Türkler üzerinde büyük baskı kurulmuştu evet çıkması için. KKTC kurucu cumhurbaşkanı, milli kahraman, Türk devlet adamı geleneğinin son seçkin temsilcisi Rauf Denktaş plana karşıydı. Türkiye arkasında değildi Denktaş’ın. TBMM’de konuşma yapmak istediğinde, engellenmişti. Kamuoyu önünde, “Gitsin kendi meclisinde konuşsun”, “Söyleyin ona, danışmanlarını gözden geçirsin”, “çözümü tıkayan adam” diye azarlanmıştı. Medyada sesini duyuramadığından, meramını anlatabilmek için, Kurtlar Vadisi dizisinde konuk oyuncu olarak yer almıştı. Sonuçta Türk tarafı yüzde 65 evet, Rum tarafı yüzde 75 hayır dediğinden, plan reddedilmişti. 

Annan Planı, tepeden tırnağa Rumlar lehineydi. Planın hazırlık aşamasında Rumların haberi vardı. İngiliz ve Avrupalı diplomatlar planın içeriği hakkında Rumları ve Yunanistan’ı bilgilendiriyorlardı. Türkiye, planın tamamını okuyup incelemeden planı desteklemiş, hatta plandaki boşluklarla ilgili olarak, “Biz BM genel sekreteri Annan’a çok güveniyoruz. Plandaki boşlukları o doldursun” demişti. Planın tercümesi bile tam olarak yapılmadan, hükümet destek açıklamıştı. Liberaller, sol liberaller, yetmez ama evet takımı, adadaki “Yes be annem” takımıyla, “Zamanı geldi, baharda Avrupa” korosuyla beraber, hükümetin arkasındaydılar. Sonradan KKTC cumhurbaşkanı seçilecek olan Mehmet Ali Talat, ki “Türkiye’de olsam AKP’ye oy verirdim” şeklindeki sözüyle de anımsıyoruz, “Bağımsız KKTC bir hayaldi” şeklindeki sözleriyle de tarihe geçen Talat, bir diğer cumhurbaşkanı olacak isimle, Mustafa Akıncı’yla birlikte, evet çıkması için canını dişine takmış çalışıyordu. 

Aradan geçen 22 yılda, Rumların tavrı değişti mi? Hayır. 

TALAT, AKINCI, ERHÜRMAN ÇİZGİSİ VE ADANIN GERÇEĞİ 

Şimdi de görüyoruz. Rum tarafı, KKTC toprağı olan Güzelyurt, Mesarya ve Maraş’ın kendilerine verilmesini istiyor. Dahası, adadaki üç garantör ülkeden biri olan Türkiye’nin garantörlük hakkının bitmesini, Kıbrıs’taki Türk askerinin tamamının çekilmesini talep ediyor. Adadaki Rumlar ve Atina, gevşek bir federasyon adı altında, adada iki bölgeli, iki toplumlu bir yapıya razı olduklarını söyleseler bile, uzun vadede, adanın tamamına, tek başlarına sahip olmayı, Türkleri de asimile etmeyi arzuluyorlar. KKTC’yi eşit ve egemen bir devlet olarak görmüyorlar. 

Unutmayalım, “Adadaki insanlar eşit insanlardır, eşit hakları vardır” demek başkadır, “Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar eşittir” demek başkadır, “KKTC eşit ve egemen bir devlettir. Kıbrıslı Türklerin devletidir” demek başkadır. Rumlar, amaçlarına ulaşırlarsa, NATO üyesi olmak da istiyorlar. NATO’nun patronu ABD de buna sıcak bakıyor elbette. 

Gevşek Federasyon tezi de, iki taraf, iki halk arasında gerçek bir ortaklık içermiyor. Kıbrıs Türkleri, önceki planlarda olduğu gibi azınlık olarak görülüyor. KKTC Cumhurbaşkanı Erhürman’ın da maalesef ödün vermeye hazır tutumu, daha da cesaretlendiriyor Kıbrıslı Rumları ve Atina’yı. 

2004 yılındaki oylamada Annan Planı’na yüzde 75 oranında hayır oyu veren, adanın tamamına ve hemen sahip olmak isteyen Rumların uzlaşmaz tutumlarının birkaç nedeni var. Birincisi, ABD’den büyük destek görüyorlar. İkincisi, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla ve tüm adayı temsilen Avrupa Birliği üyesi olduklarından, AB’den büyük destek alıyorlar. Üçüncüsü, KKTC’yi yönetenler taviz vermeye hazırlar, hatta bir kısmı hayli istekliler. Dördüncüsü, Kıbrıs konusu Türkiye’nin gündeminde alt sıralarda uzun bir zamandır. Bir zamanlar sağcısı solcusu, İslamcısı milliyetçisi bu konuda tek yürek olan, ya taksim ya ölüm diyen Türk Milleti’nin Kıbrıs konusundaki hassasiyeti önemli ölçüde aşındı. Beşincisi, Kıbrıs’taki yurttaşların önemli bölümü, özellikle de gençler, gelecek kaygısıyla, ekonomik duruma yönelik öfkeyle, dünya tarafından dışlanmaktan kaynaklanan bıkkınlık ve umutsuzlukla, bir an önce dünyayla bütünleşme arzusuyla, en kısa sürede çözüm olsun istiyorlar. KKTC pasaportunun, Türkiye dışında hiçbir devlet tarafından tanınmaması nedeniyle, pek çok Kıbrıs Türkü, Rum tarafının pasaportunu alıyor, hem de bile isteye, gönüllü olarak.  

YUNANİSTAN, AVRUPA BİRLİĞİ’NE ŞANTAJ YAPMIŞTI

Yunanistan ise AB içindeki konumunu da kullanarak, adada sağlıklı, adil, kalıcı bir çözümü tıkıyor. Hatırlayalım, Atina; uluslararası antlaşmalara aykırı biçimde, Avrupa Birliği’ne, Güney Kıbrıs’ın üyeliğini dayatmıştı. Güney Kıbrıs, tüm adayı temsilen ve Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla AB üyesi yapılmaz ise AB’nin genişlemesine karşı çıkacağını, yeni üyelerin (Avrupa’nın doğusundan ve ortasından gelecek olanların) üyeliğini veto edeceğini açıklamıştı. Yani AB’ye şantaj yapmış, AB’yi tehdit etmişti. Sonuçta istediğini de almıştı Atina. 

Yunanistan, kendi düşüncelerini kendisi söylemekle yetinmiyor, AB’nin de bu düşünceleri sahiplenip söylemesini sağlıyor. Nitekim AB; Kıbrıs konusunun çözümünü, asla üye yapmayacağı Türkiye’nin üyeliğinin bir şartı olarak ilan etti yıllar önce. 

AB üyesi olan Güney Kıbrıs Rum Kesimi; ABD’yle de çok yakın, Avrupa’yla da. İsrail’le de çok yakın, Fransa’yla da. Birleşik Arap Emirlikleri’yle de çok yakın, Katar’la da. İngiltere’yle yakınlığını, İngilizlerin güneydeki iki üssünü zaten biliyoruz. Adadaki Rumlarla ilişkileri yakınlaştıkça, önce silah ambargosunu kaldıran, sonra askeri işbirliğini sıklaştıran ABD; güneyde kendisine ait bir askeri üs de inşa ediyor. Uluslararası ilişkilerde “Akdeniz’de batmayan uçak gemisi”, “Doğu Akdeniz’in kilidi” olarak da anılan Kıbrıs’ın Avrasya açısından, Ortadoğu açısından, İsrail açısından, enerji kaynakları açısından ve enerji ulaşımı açısından önemini çok iyi biliyor ABD.  

Adanın gerçeği ise şu: İki farklı halk var. O nedenle iki ayrı, eşit, bağımsız ve egemen devlet olmalı. (Türkiye, mevcut durumda, Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ni devlet olarak tanımıyor). Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğü ve Türk askerinin adadaki varlığı devam etmeli. 

Adada kalıcı, adil, sürdürülebilir, istikrarlı bir barış, bu yalın gerçeği kabul edip, buna göre bir düzen kurmaktan geçiyor. 

 

-Siyasî Analiz - 23:31 A A
BENZER HABERLER