Han Ayvaz Adıgüzel: Sistematik Belirsizlik…

-Felsefe - 4 Kasım 2025 00:01

Han Ayvaz Adıgüzel

hanayvazadiguzel@gmail.com

YAZI ARŞİVİ

Ben karışık felsefik yazıları en sade haliyle sunmaktan zevk alıyorum. Kanaatim, Türkçenin güzelliğinin emsali yoktur dediğimiz bu olsa gerek. Şöyle denilebilir: Hayır sadeleştirme, olduğu gibi yaz. Bırak da konuyu bizim kendimiz anlayalım. Bende öyle yaptım. Konuyu olduğu gibi yazdım. Bu yazı işte o yazıdır.

“Varoluş asıldır ama sistematik olarak belirsizdir fakat zuhuru tikeldir. İslam düşüncesinde alem hudustur lakin mütekellimler yaratılıştan yanadır. Hudus’un sudur’la ilişkisi vardır. Sudur bir bahşediştir.

Akledenle akledilenin birliği aynıdır. Burada mahiyet değil vücut söz konusudur. Aklın ışığında Allah canları yarattı. Bedene bağlı olan akıldır, olmayan candır. İnsanın iç dünyası ve kendini kuşatan evren onu sorgulamaya yöneltir. Yöneliş, nedenselliği doğurdu. Nedensellik aklı prensiplerdendir ve en önemli bilgi budur. 

İslam’da nedensellik vacip ve mümkün üzerine kuruludur. Mümkünlerin var olabilmesi nedenselliğe bağlıdır. İslam felsefesinde nedensellik sebep-sonuç ilişkisi değil bir içsel ilişkidir. Yani gereklilik idamesi, izafi bir illet-malül ilişkisi!

Malülü bilmek, illetin vücudunu ihata etmeyi gerektirmediği gibi, vücutta onun mertebelerine ulaşmayı gerektirmez. Tam fail kendi zatı ile faildir. Fail hususileşir, kendi kategorisinin maliki olur. Bunu hep akılda tutmak gerek.

Eğer vücudun asaleti kabul edilmese, özne ile yüklem arasında yüklemleme yapılamaz. Bu da bir ilmi veri elde edilememesini ifade eder. Ayrıca dış dünyada çokluğu adlandıramazsın.

Her aşamanın bir üstü onun gayesidir. Her şeyin nedeni o şeyin gayesinin aynıdır. Ünlü filozof Sadra, “bu bilgiyi rubibiyet ilminde derinleşenler anlar!” diyor. Sonunda gaye failin zatına döner.

Varlık vücuttur, varoluş mahiyet. Mahiyet, kişinin karakterini oluşturur, zatını değil. Mahiyet nedir sorusuna verilen cevap şudur: “Mahiyet bir şeydir ki onunla vücut kendisi olur.” 

Felsefe ve bazı akademik kitaplar bu şekilde devam eder. Anlaşılmaz değil ama örtülü yanları vardır. Okumda yazmada fazla ara vermemek lazım. Ara verirsen potansiyel halde kalır, sonradan kinetiğe dönüşmez, pratiğe dökülmez ve kavrayışın azalır.

Okuyucu ustalarının şöyle bir sözü vardır: “Eğer klasikleri okumazsanız, hafızanızı yitirirsiniz!” Söz güzel ama iddia büyük.

Bazı kitaplar bir aylık bilgi içindir, bazıları bir yıllık, bazıları on, bazıları daha derinlere kök salmış. Niceleri de vardır ki, insanlığın mirasıdır onlar. Katmanlar de sen buna.

Harvard üniversitesinde şöyle bir mezuniyet sorusu sorulmuş: “Robinson olup bir adaya çekilseniz, götüreceğiniz on kitabı yazınız. Sonra birer birer eksiltiniz. Yani 9,8,7,6, ….Acaba son üç kitap hangi kitaplar olurdu? Zor bir soru.

Bakınız klasikleri okumak yetmez, lügat bilgisi de gerek. Yani sözlük. Bir başka söylemle kamus! Düşünür Meriç Hoca: “Kelime bilgisi olmayanla konuşmam” diyor.

Biz lisede kelimeleri daha kapsamlı olan kitapları okurduk. Kelime hazinemiz zenginleşsin diye. Yanımızda büyük sözlük olmadan kitap okumazdık. Kamus insanın hafızasıdır, yani sözlük!

Kültürlü sevgili ender bulunur. Ben bunu hep söyleyip duruyorum. Sen onu seçemezsin, onu sana Tanrı gönderir. Tarihin acı yanı nedir biliyor musunuz? Böyle sevgililerin az oluşu! Espride onların üstüne yoktur. Mesela yanıma gel demezler, yamacıma gel derler. Kutsal metinlere vakıftırlar. Kelime bilgisi kendilerine hastır, ekini kökünü bilirler. Yazılan derin kitaplar onları anlatır. Mitoloji onları anlatır. Kutsal metinlerin bir kısmı bile!

 

BENZER HABERLER